Cejna Newroz Pîrozbê!M. Can YÜCE / Bijî Newroz! Öncelikle halkımızın Newroz Direniş Bayramı Kutlu Olsun! Newroz,… |
Şırnak- Roboski Katliamı, TC’nin Kürdistan Politikasının Özüdür, TC’nin Kürt Halkına Bakışının Sahici Aynasıdır!M. Can YÜCE / Şırnak- Roboski Katliamı, TC’nin Kürdistan Politikasının Özüdür, TC’nin Kürt Halkına… |
Şırnak- Roboski Katliamı, TC’nin Kürdistan Politikasının Özüdür, TC’nin Kürt Halkına Bakışının Sahici Aynasıdır!M. Can YÜCE /ırnak- Roboski Katliamı, TC’nin Kürdistan Politikasının Özüdür, TC’nin Kürt Halkına… |
BİZE VURDUKLARINIZ DÖNER SİZİ DE VURUR!Dursun Ali Küçük-29-12-2011ORDU BİRKEZ DAHA İNSANLIK SUÇU İŞLEDİ Yeni yıla Türk savaş uçakla… |
35 kişi toprağa verildiUludere'nin Ortasu (Roboski) Köyü'nde savaş uçaklarının bombardımanı sonucu katledilen 35 yurtt… |
F-16 bombası!Umarız, Uludere'de tarihe düşen 'kara leke', Başbakan Tayyip Erdoğan için yeteri ölçüde uyarıcı… |
Kürkçü: Bedelini ödetmeyen namert olsunRoboski Köyü'nde gerçekleştirilen katliam Mersin, Osmaniye ve Hatay'da protesto edildi.Uludere'… |
Kürt hareketinden tepkiler(30.12.11) – Türk sermaye devletinin Uludere'de gerçekleştirdiği katliama yönelik tepkiler sürü… |

M. Can YÜCE / Bijî Newroz! Öncelikle halkımızın Newroz Direniş Bayramı Kutlu Olsun! Newroz, Direniştir; zalime, zulme, sömürgeciliğe ve despotizme karşı direniş ve zaferi simgeliyor! Newroz, aynı zamanda, Mazlum Doğan’la birlikte çağdaş, devrimci,...
Devamını oku...
M. Can YÜCE / Şırnak- Roboski Katliamı, TC’nin Kürdistan Politikasının Özüdür, TC’nin Kürt Halkına Bakışının Sahici Aynasıdır!Çok açık ki, 35 insanımızın hunharca katledilmesi, ne bir “Operasyon kazası”, ne de bir...
Devamını oku...
M. Can YÜCE / TC Başbakanı R. T. Erdoğan, Dersim Katliamı üzerine yaşanan tartışmalar vesilesiyle Dersim’de bir katliamın gerçekleştiğini, daha önce açığa çıkan bazı resmi belge ve fotoğrafları göstererek...
Devamını oku...
M. Can YÜCE / Kürt halkı direniyor, öteden beri bilincinde ve bilinçaltında oluşan temel istemler doğrultusunda önemli bir direnç gösteriyor, bütün bunların ağır bedellerini ödemekten de çekinmiyor… Bu, bir olgu ve...
Devamını oku...
M. Can YÜCE / ( Bir yıl önce yazdığım makale bugün için de günceliğini koruyor. 14 Temmuz Direnişini bir kez daha selamlıyor, şehitlerini saygıyla anıyorum... 13 Temmuz 2010) 14 Temmuz Ölüm...
Devamını oku...
M. Can YÜCE / 12 Haziran Seçimlerine büyük bir anlam atfediliyordu, önemli sonuçları olabileceği vurgulanıyordu. Bir bakıma bu değerlendirmeler boşuna değildi. Egemenler cephesindeki güç dengeleri ve ilişkileri, bunların kaderi ve...
Devamını oku...
M. Can YÜCE / Şırnak- Roboski Katliamı, TC’nin Kürdistan Politikasının Özüdür, TC’nin Kürt Halkına Bakışının Sahici Aynasıdır!Çok açık ki, 35 insanımızın hunharca katledilmesi, ne bir “Operasyon kazası”, ne de bir...
Devamını oku...
Dursun Ali Küçük-29-12-2011ORDU BİRKEZ DAHA İNSANLIK SUÇU İŞLEDİ Yeni yıla Türk savaş uçakları, ordu ve hükümetin katliamı, Kürtlere siyasetin fiilen yasaklandığı, parti kapatmanın gündeme geldiği, gerilla güçlerine karşı nokta operasyonları ve...
Devamını oku...
Uludere'nin Ortasu (Roboski) Köyü'nde savaş uçaklarının bombardımanı sonucu katledilen 35 yurttaş Güzelyazı Köyü'nde yan yana açılan mezarlara 30 bini aşkın yurttaş tarafından toprağa verildi.ŞIRNAK - Şırnak'ın Uludere (Qileban) İlçesi'ne bağlı...
Devamını oku...
Umarız, Uludere'de tarihe düşen 'kara leke', Başbakan Tayyip Erdoğan için yeteri ölçüde uyarıcı olur.CENGİZ ÇANDAR / RADİKAL Türkiye, 2011 yılını kara, kapkara bir leke ile noktaladı. Şırnak Uludere’de ‘İHA’lardan (İsrail yapımı...
Devamını oku...
Roboski Köyü'nde gerçekleştirilen katliam Mersin, Osmaniye ve Hatay'da protesto edildi.Uludere'de gerçekleştirilen katliama tepkiler devam ediyor. Mersin'de ise Akdeniz İlçesine bağlı Güneş Mahallesi'nde bulunan Akdeniz Belediyesi Sosyal Tesisleri önünde bir araya...
Devamını oku...
(30.12.11) – Türk sermaye devletinin Uludere'de gerçekleştirdiği katliama yönelik tepkiler sürüyor. Kürt hareketi cephesinden yapılan açıklamalarda katliamın “operasyonal bir hata” olmadığına ve planlı olarak gerçekleştirildiğine vurgu yapıldı. KCK: Katliam tamamen planlı KCK...
Devamını oku...
Tarihi Kürt halkına dönük sayısız vahşet ve katliamla dolu olan Türk sermaye devleti, bu kanlı siciline bir halka daha ekledi. Türk ordusuna bağlı savaş uçakları Şırnak'ın Uludere ilçesine bağlı Roboski...
Devamını oku...
Kuzey Irak sınırında F-16'lar kaçakçılık yapan köylüleri bombaladı. 35 kişi öldü. Sağ kurtulan Servet Encü, "Asker yolumuzu kesti ve bombardıman başladı" dedi.F-16 savaş uçakları, İnsansız Hava Araçları’ndan (İHA) gelen görüntüler...
Devamını oku...
Dün dağda öldürülen o insanların sırtına vurdumduymaz politikaların semeri vurulmuş, ne gam!CÜNEYT ÖZDEMİR / RADİKAL Bahman Gobadi büyük yönetmen. Eğer o 2000 yılında Sarhoş Atlar Zamanı adlı filmi çekmeseydi dün dağlarda...
Devamını oku...
Gerici savaş ve saldırganlık cephesini durduralım! Sermaye devleti Kürt hareketine yönelik olarak bir dönemdir tırmandırdığı saldırganlığı yeni bir evreye ulaştırmış bulunuyor. Hakkari Çukurca’daki gerilla saldırısının ardından Güney Kürdistan topraklarına yönelik kapsamlı...
Devamını oku...
Halk yaralarını kendi sarıyor!< (24.10.11) - Van'da dün meydana gelen 7.2 büyüklüğündeki depremin ardından ortaya çıkan yıkımın bilançosu her geçen saat büyüyor. Merkez üssü Van'ın Erciş ilçesi olan ve bölgedeki 13 ilde...
Devamını oku...
Devrim davası bu ülkede onlar gibi yiğit, fedakar ve adanmış devrimcilerin omuzlarında büyüdü, bugünlere taşındı!... Mare nostrum En uzun koşuysa elbet Türkiye’de de devrim O, onun en güzel yüz metresini koştu En sekmez lüverin namlusundan Fırlayarak... En...
Devamını oku...
V. I. Lenin İşçi yoldaşlar! Bütün ülkelerin işçilerinin bilinçli bir hayat için uyanışlarını; insanın insana zulüm ve baskısına karşı mücadelede, milyonlarca emekçiyi açlık, yoksulluk ve rezillikten kurtarma mücadelesinde birlik...
Devamını oku...
Bir proleter bayram gününü, sekiz saatlik iş gününü elde etme aracı olarak kullanma düşüncesi ilk kez Avustralya’da doğdu. Avustralyalı işçiler, 1856’da, sekiz saatlik işgünü lehinde gösteriler yaparak,...
Devamını oku...
İşçiler, emekçiler! İşçi sınıfının uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günü 1 Mayıs yaklaşıyor. İşçi sınıfı ve emekçiler bu yıl da dünyanın dört bir yanında baskı, sömürü ve kölelik...
Devamını oku...
Devrime adanmışlığın ve siper yoldaşlığının manifestosu! Türkiye’de ‘60’lı yıllar sosyal-sınıfsal hareketliliğin kabardığı, gençlik hareketinin de yığınsal ve devrimci şiarlarla boy gösterdiği bir dönem oldu. Dönem içerisinde sol hareket de...
Devamını oku...
Sadık Varer - Diyelim ki ‘mahallenizde’ bir çatışma var. Çatışan gruplardan biri zayıf diğeri güçlüdür. Bu durumda, vicdanınızın sesine uyup zayıfın yanında yer almak isteyebilirsiniz, ama akılcı...
Devamını oku...Anayasa’nın 11.,15. 25.,26.ve 90/ son maddesi yanında, iç hukukun zorunlu bir parçası ve bağlayıcı üst norm durumunda olan Avrupa İnsan Hakları sözleşmesinin 10.maddesi,İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 19.maddesi,Kişisel ve...
Devamını oku...
İsmail Beşikçi / 25 Mart 2011 günü, Ankara’da, İnsan Hakları Derneği tarafından, “Medya’da Irkçı-Ayrımcı Söylemler ve Türkiye’de Irk Ayrımcılığı Mevzuatı” konula bir konferans düzenlendi. Konferans, TMMOB İnşaat Mühendisler Odası’nda...
Devamını oku...
Sadık Varer / Rivayet odur ki, 3400 yıl önce Mısır’da yaşanan kimi olaylar bir tablet üzerine yazılır ve halkın bilgisine sunulurmuş. Bu tableti dünyanın ilk gazetesi sayanlar da vardır, fakat...
Devamını oku...
Mart 1917 Kürdistan’da, Kafkaslarda, Mesopotamya’da Osmanlı Ordusu’na bağlı güçler. Haritadaki askeri tanımlar en sona yerleştirilmiştir. Bizanslılar döneminde Kürdistan’dan diğer coğrafi alanlara doğru sürgünler, mecburi iskanlar gerçekleştirilir. Bizanslılardan nüfus mühendisliğini öğrenen osmanlılarda...
Devamını oku...
En son "Kürdistan" dediği için Türk mahkemesince yine cezaya çarptırılan Sosyolog İsmail Beşikçi, Öcalan'ın, devletle yürüttüğü görüşmelere bir heyetle girmesini ve bunun için şartlarının düzeltilmesini istedi. Türk hükümetinin ve devletinin...
Devamını oku...
TAK'IN tehdit ettiği ünlü Kürt sanatçı Şivan Perwer Taraf ’a anlattı: Kendisi dışındaki görüşlere hayat hakkı tanımamış bir partinin, kendisine boyun eğmeyen bir sanatçıyı hedef yapması şaşırtıcı...
Devamını oku...
Emekçi kadınlar başta olmak üzere dünya kadınları, 8 Mart Emekçi Kadınlar Gününü kutluyor, kendi sorunlarını tartışıyor, çözüm yolarını öneriyorlar. Kuşkusuz bütün kadınların bu konuya bakışları ve çözüm ...
Devamını oku...İsmail BEŞİKÇİ / Ziya Gökalp Türk milliyetçiliği yapmıştı, İsmail Beşikçi de Kürt milliyetçiliği yapıyor deniyor. Bu yanlış kanı çok kaba ve çok yüzeysel bir karşılaştırma sonucu ortaya çıkıyor.…
Sadık Varer / Hidroelektrik Santraller (HES’ler), insanlığın bugününü ve geleceğini ciddi olarak tehdit eden fosil yakıtlar ve nükleer santrallerle karşılaştırıldığında tercih edilebilir enerji kaynakları olarak görülebilir. Meseleyi böyle ‘saf haliyle’ ele…
Sadık Varer / Tunus’ta başlayan, Mısır’a sıçrayan ve Ortadoğu’nun diğer diktatöryal rejimlerini de etkileyeceği düşünülen ayaklanma halleri, doğal olarak uzunca bir süredir devrim hasreti çeken biz devrimcileri adamakıllı…
Bir yandan, toplumsal hareketler mevcut muhalefet partilerinin veya bireylerin bir bakıma yapamadığı veya yapmaya gönülsüz olduğu şey ile, diktatörü devirmesi ile doruğa ulaşan biçimde, başarılı bir sürekli mücadeleyle…
Dost da düşman da çok iyi biliyor ki, ben hayatım boyunca hiç bir baskıya boyun eğmedim. Özgürlük tutkusu ve haksızlığa karşı başkaldırı benim yaşam felsefemdir. Ben dün ne…
Yönetmen Çayan Demirel Diyarbakır zindanını belgesel bir Film ile anlatmaya çalıştı. Bu filmin bir bölümüne bir internet sitesinde rastladık. Seyredemeyen okuyucularımıza buradan seyretme imkanı yaratıyoruz. Bu filmden dolayı yönetmen…
Devredilemez Haklarımızdan Vazgeçmeyeceğiz 27 Ocak 2011 Perşembe 1948 yılında İsrail devleti kurulurken Nakba sonucunda Filistin'in %78'ini işgal etti. Bu bölgede yaşayan 900 bin Filistinliden 750 bini İsrail tarafından sürülerek mülteci konumuna düşerken…
Aşağıdaki bildiri 27 Ocak 2011’de İngiltere'de Filistin Kurtuluş Örgütü’nün Londra bürosundaki işgale katılan öğrenciler tarafından yayımlanmıştır. Bizler, Filistinli Öğrenciler Genel Birliği'nden (FÖGB) Filistinli gençler bugün burada birliğimizin kurtuluş mücadelesinde tuttuğu…
Sadık Varer / Sakarya Meydan Muharebesi’nden zaferle dönen Mustafa Kemal, Büyük Millet Meclisi’nde coşkuyla karşılanır. Mebusların hemen tümü Mustafa Kemal’i ayakta alkışlayıp saygı gösterisi yaparken genç bir mebus meclisin ortasında…
Sema Sultan / Geçtiğimiz hafta içinde Ulucanlar cezaevinin müzeleştirilmiş görüntüleri basına yansıdı. Kuşkusuz büyük devrimci direnişlerin ve katliamların yaşandığı bir zindanın Müzeye dönüştürülmesi olumlu bir adımdır. Ancak bu adım gerçeklerin…
Sema Sultan / Bir sorunu tanımlamak, bu sorunu yaratan nedenleri doğru saptamak ve çözüm yollarını da beraberinde ortaya koymakla anlam kazanır. Geçtiğimiz günlerde AKP iktidarının açıklamaları bana bir deyimi hatırlatıyor.…
Sadık Varer / Söz ulusların ayrılma hakkından açılınca aklıma Rosa Luxemburg geliyor. Rosa bu meseleyi kadının ayrılma hakkı örneğinden yola çıkarak açıklıyordu. Bir kadının bir erkekle birlikte yaşama hakkı doğal sayılır…
Dünyanin en seçkin bilimadamlarindan Prof. Fahrettin Petek'in cenaze töreni 3 Ocak 2011 Pazartesi günü Paris'te Père Lachaise Mezarligi'nin krematoryumunda yapilacaktir. Petek'in 24 Aralik 2010 günü Paris'te tedavi gördügü Paul Brousse Hastanesi'nde…
1978 yılında 19 Aralık günü başlayan ve 25 Aralık gününe kadar devam eden Maraş katliamının 32. yıldönümünde bir kez daha ilan ediyoruz; UNUTMADIK!.. UNUTTURMAYACAĞIZ!.. Derin devletin MHP’li faşistler aracılığıyla başlattığı ve gerici-yobaz…
1- 1 Eylül 1916 genel durum. Doğu Bürosu tarafından hazırlanan harita. Osmanlı Ordusu tarafından soykırıma uğratılan Kürd ve Ermeni halklarının yaşadıkları coğrafyada savaş güçleri, taraflar. Sultan II.Abdulhamid Sultan Abdulhamid osmanlıyı…
Sadık Varer / İnsanlık tarihinin son çeyrek yüz yılında yaşanan teknolojik gelişmenin hızına yetişmek giderek zorlaşıyor. Bu arada baş döndürücü hızla gelişen teknolojiyi üreten ve kullanan güçlerin toplum üzerindeki…
İsmail Beşikçi/ ...Türkiye’de din her zaman devletin denetiminde olmuştur. Türkiye laik bir devlet değildir. Din devletin denetimindedir. Diyanet İşleri Başkanlığı bir devlet kurumudur. Devlet dinsel akımları istediği gibi…
Ece Temelkuran / KAMER Genç ile Burhan Kuzu'nun "cılk" muhabbeti yaptığı sırada (K.G.: "Ben öğrencilere 'Cılk yumurta atın' dedim." B.K.: "Kaliteli yumurta attılar." Karşılıklı ha ha ha)... Vakit Gazetesi'nde karikatürist Kemal…
TEMEL DEMİRER
“Yaşama karşı sorumluluğumuz
daha yücesini yaratmaktır.
Daha alçağını değil.”[2]
“Ya ben tehlikeyi çok sevdim, ya tehlike beni. Ama inanılmaz derecede de masumdum,” der ve eklerdi Hrant Dink:
“Ne yapayım ki benim başka bir silahım yok. Biraz aklım var belki ama çokça da duygularım. Ben ne siyasetçiyim ne politikacı. Hayatım boyunca o an nasıl davranacağımı hiçbir zaman önceden hesap etmedim. O an ne hissettiysem öyle davrandım, öyle konuştum.”
Evet, böyle biriydi Ahbarik Hrant…
Bu özelliğiyle O, “… ‘Adaletli bir dünya ve Türkiye’ istedi, bunun için de sorumluluk aldı,” diyen E. Fuat Keyman’ın ötesinde ve daha da fazla bir şeyi temsil ediyordu; yani gerçeği… Ermeni soykırımı gerçeğinin dillendirilmesini…
Hayır; Hrant’ı sadece bir “demokrat” olarak sunamazsınız…
Hrant; Ermenidir; sosyalisttir… Aslında aslî özellikleri de bunlardır; n’olur Hrant’tan söz ederken; Ermeni sosyalisti Hrant’ı Hrant olmaktan çıkarmayın…
DİYORDU Kİ…
24 Şubat 2005’te ‘Biraz Dertleşsek mi?’ diye başlık attığı yazısında şöyle demişti:
“Dört bin yıllık geçmişi olan üretken bir halktan, bugün 50-60 bin kişilik cemaate indirilmiş ‘Türkiye Ermeni toplumu’nun bir ferdiyim…
Muhtemelen içinizde beni Ermeni milliyetçisi olarak görenler de vardır.
Ama ne olur lütfen hâlden anlayın..”
Yine 1 Kasım 2004 tarihli yazısının başlığını da ‘Ruh Hâlimdir’ de ise şunlara dikkat çekmişti:
“Türkiyeliyim... Ermeniyim... İliklerime kadar da Anadoluluyum. (…)
Benim tek isteğim, canım Türkiyeli arkadaşlarımla, ortak geçmişimi alabildiğine ve etraflıca ve de o tarihten hiç de husumet çıkarmamacasına özgürce konuşabilmek…
Yukarıdaki satırlar.. bendenizin ruh hâlidir. Arz ederim.”
Nihayet 12 Ocak 2007’ tarihli ‘Agos’ta ‘Niçin Hedef Seçildim?’ başlıklı yazısıyla da sonucu biz(ler)e haber verir gibiydi:
“Ama ayrımcılığa uğramanın tecrübeleriyle pişmiş biri olarak ussal refleksimin şu soruyu sormaktan da hiç geri durmadığını itiraf etmeliyim: ‘Benim Ermeni olmamın bu sonuçta bir rolü oldu mu?’
Bu soruya karşılık, bildiklerimi ve sezdiklerimi yan yana getirdiğimde verebileceğim bir cevap var elbet. Özeti de şu: Birileri karar verdi ve ‘Bu Hrant Dink artık çok olmaya başladı... Ona haddini bildirmek gerek’ diyerek harekete geçti. Kabul ediyorum, kendimi ve Ermeni kimliğimi çok merkeze alan bir iddia bu. Abarttığım öne sürülebilir. Ne var ki benim ruhsal algılamam bu...
Elimdeki veriler ve yaşadıklarım bana bu iddiam dışında bir seçenek bırakmıyor. İyisi mi şimdi bana düşen tüm yaşadıklarımı ve sezgilerimi sizlere aktarmak. Sonrası sizin bileceğiniz…”[3]
Nihayet “Reuters ajansına verdiği bir röportajda, gazeteci ‘soykırım mı değil mi’ biçiminde kendisini sıkıştırdığı için ‘evet soykırımdır’, demişti.[4] Bu nedenle hakkında dava açıldı. Açılacak davada nasıl bir savunma yapacaktı? Ocak 4 ve 5’inde bu konuyu birkaç sefer kendisi açtı. Savunması konusunda konuştu. ‘Ben davayı tam bir tarih kürsüsüne çevirmek istiyorum. Taner, lütfen hazırlan ve beraber hazırlanalım. Düşündüğüm, şu: ‘evet, soykırımdır’ diyeceğim ve madde madde dizerek savunma yapacağım. Soykırımdır, çünkü, soykırımdır çünkü.... öyle bir savunma yapacağım ki burada tarihi yargıladıklarını kendilerine göstereceğim.’
Eğer öldürülmeseydi, ‘Evet, 1915 bir soykırımdır ve bunu söylemek de bir suç teşkil etmez’, diyecekti. O, bu savunmasını yapamadı. Hrant’ı yargılayamayanlar, Arat Dink ve Sarkis Seropyan’ı yargıladılar ve soykırım kelimesini kullanmaktan dolayı mahkûm ettiler…”[5]
Burada durup, altını çizerek belirtmem gerek, Hrant’a sahip çıkanlar, uğrunda ölümü kucakladığı Ermeni soykırımı gerçeğine sırt dönemezler, dönmemeliler…
SOYKIRIMA, RESMİ İDEOLOJİYE ONAY MI RED Mİ?
O hâlde açık açık belirtelim; eğer Türker Alkan gibi, “1915 olayları çok tartışıldı ve tartışılmalı da. Fakat bu tartışma nedeniyle Türk mahkemeleri tarafından mahkûm edilmiş bir kimse anımsamıyorum. Ama ‘soykırım olmadı’ dediği için İsviçre mahkemelerinde yargılanan ve mahkûm olan Türkler oldu!”[6] diyorsanız; kendinize hangi sıfatı layık görürseniz görün; egemen ırkçığın bir parçasısınız demektir!
Bilmiyor olamazsınız; “es” geçemezsiniz!
Hrant’ı yargılayamayanlar, Arat Dink ve Sarkis Seropyan’ı yargıladılar ve soykırım kelimesini kullanmaktan dolayı mahkûm ettiler. Arat Dink ve Sarkis Seropyan ve avukatları, verilen cezanın aslında Hrant’a verildiğini düşünüyorlar…
Haksız da değiller!
Kimse inkâra kalkışmasın!
“Resmî ideoloji Türk halkı tarafından içselleştirilmiş, ırkçılık ve milliyetçilik sıradanlaşmış.
Kendilerini entelektüel olarak tanımlayanlar dahi korku sarmalından kurtulamamışlar.
Edward Said diyor ki; ‘entelektüel kolay kolay hükümetlerin veya büyük şirketlerin adamı yapılamayan, devamlı unutulan ya da sümenaltı edilen insanları ve meseleleri temsil etmek için varolandır.’
Evet, Türkiye’de elbirliği ile Ermeni ulusuna yönelik soykırım ‘sümenaltı’ edilmiştir.
Bunda herkesin payı vardır. Ve herkes suçludur.
Açıkça soykırım demeyenlere, hâlâ ikilem içinde kalanlara, susanlara, korkanlara, İttihat ve Terakki Partisi’nin 1915 başlarında düzenlenen gizli oturumunda parti üyesi Doktor Nâzım’ın sözlerini hatırlatmak istiyorum:
‘Ermeniler ölümcül bir yaraya benzer. Bu yara önceden zararsız zannedilir. Fakat zamanında bir doktor muamelesi görmezse muhakkak öldürür. Hemen harekete geçmek gerekir. Eğer 1909’daki gibi yaparsak yarardan çok zarar görürüz. Bizim temizlemeye karar verdiğimiz diğer kesimleri, Arapları ve Kürtleri uyandırır ve tehlike bir yerine üçe katlanır… …Eğer bu temizlik harekâtı ve genel ve nihai olmazsa, yarardan çok zararı dokunur. Ermeni halkını topraklarımızdan kökten temizlemeliyiz. Bir kişi bile kurtulmamalı ve Ermeni ismi unutulmalıdır… Bu defaki işlem, kökten temizleme işlemi olacaktır. Ve Ermenilerden bir kişi bile sağ kurtulmaması koşuluyla soykırım mutlaka gereklidir...’[7]
Evet, Doktor Nâzım’ın söyledikleri uygulanmıştır.
Peki bugün bu anlayış değişmiş midir? Ne yazık ki bu soruya verilecek cevap koskoca bir hayır’dır.
Hrant Dink’in katledilmesinin ardından kamuoyunda ‘Ozan Arif’ diye bilenen Arif Şirin ve Türkücü İsmail Türüt, ırkçı duygularını kâğıda dökerek Hrant’ın katili Ogun Samast’a övgüler düzen bir şarkı yaptılar. İnsan Hakları Derneği’nin yaptığı suç duyurusu üzerine bu iki faşist hakkında dava açıldı. Ancak, Dink’in katledilmesini kınayanlara ceza veren hâkimler, onlar hakkında beraat kararı verdiler. Ve katliamı savunan şarkıda suç unsuru görmediler...
Şimdi sormak gerekiyor. Hrant Dink’in katili kim?”[8]
KATİL “KİM” Mİ? BİLMİYOR OLAMAZSINIZ!
Hepimiz, herkes anımsıyor, biliyor…
Hrant Dink’in katil zanlısı Ogün Samast’ın 3.5 saatlik sorgu kaydı TRT Haber’deki Büyük Takip Programı’nda yayımlandı. “Ermeni soykırımı” ile ilgili sorular sorulan Samast’ın konudan habersiz olduğunu iddia etmesi dikkat çekerken, sorgu sırasında Samast’ın bir gazete alarak okuduğu ve haberlere güldüğü görülüyor.
Tepe kamerası ile yapılan sorguda Samast’ın sürekli avukatına baktığı, çay molası, sigara molası ve yemek molası verdiği ve sorgu sırasında zaman zaman gülüşmeler olduğu görülüyor...
Samast, yakalanacağını bildiği ve teslim olacağı için silahı herhangi bir yere atmadığını da söylüyor. “Jandarmalar hepsi zaten tanıyor beni. Çok severler beni, zaten teslim olacaktım” ifadelerini kullanan Samast, “Neden seni seviyorlar” sorusuna ise “Mahalleye geliyorlardı. Oturuyorduk muhabbet ediyorduk” karşılığını veriyor…
“Devletini seven falan o anlamda mı” sorusuna da “Evet” diyen Samast, yanında sürekli olarak Türk bayrağı olduğunu da savunuyor…
Tüm bunlar “Katil kim”in yanıtları değil mi?
Ayrıca “Katil kim?”konusunda İsmet Berkan, “Aradan geçen bunca zamana rağmen davası hâlâ bitmedi. Hrant Dink’i kimin öldürdüğünü biliyoruz.
O katilin eline silahı kimin verdiğini biliyoruz. Ele silah vereni kimin azmettirdiğini biliyoruz.
Zaten mahkemede de onlar yargılanıyor. Peki daha sonrası,”[9] sorularının altını çizerken; ÖDP lideri Alper Taş da, “Dink bir devlet politikası olarak öldürüldü,” diyor!
SORUMLU DEVLETTİR!
Sorumlu -dolaylı falan değil!- doğrudan, düpedüz devlettir…
Örneğin, “Hrant için devlete karşı devlet gerek” vurgusuyla ekliyor Cengiz Çandar, “Bugüne dek ortaya dökülüp saçılan bütün bulgular, Hrant’ın çok ‘derindeki devlet’ falan değil, devletin kendisi tarafından, adeta bilinçli bir ‘ihmal’ yoluyla, devletin güvenlik kurumlarının içinden üreyen bir mekanizma sonucu şimdi sanık konumundaki tetikçiler aracılığıyla öldürüldüğünü ortaya koyuyor. Sanık, ‘derin devlet’ten ziyade, hayli ‘yüzeydeki’ devlettir.”
Kanıt mı? Çok, hem de gereğinden fazla…
Skandallarla gündeme gelen Hrant Dink cinayeti soruşturmasında “Bu kadarına pes” dedirten bir olay da, Hrant Dink cinayetinde ihmalleri oldukları Başbakanlık Teftiş Kurulu raporunda açıkça belirtilmesine rağmen yargı önüne çıkartılamayan polislerden bazılarının, haklarında “Dink cinayetinde sorumlulukları var” şeklinde rapor düzenleyen Mülkiye müfettişinden şikâyetçi olunmasıdır!
Suç duyurusu üzerine müfettiş hakkında İçişleri Bakanlığı tarafından ön inceleme yapıldığı ve müfettişin yargılanmaktan bir Danıştay kararı sayesinde kurtulduğu öğrenildi…
Ne alâ değil mi?!
Bu kadar değil!
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Dink’in katledilmesinde Milli İstihbarat Teşkilâtı mensuplarının ihmali olup olmadığını soruşturmak için istediği izin talebine Recep Tayyip Erdoğan olumsuz yanıt verdi. Başbakanlık’tan Savcılığa gönderilen cevap yazısında, en düşüğü Operasyon Başkanı seviyesinde olan MİT mensuplarının soruşturulmasına izin verilmedi…
Vb’leri, vd’leri…
YANITSIZ SORU(N)LAR
Ahbarik Dink’in katli konusunda sorulan tüm soru(n)lar yanıtsızdır!
Hilal Köse’nin ifadesiyle, “Hrant’ın arkadaşları sorular sordular ancak devletten tek bir cevap bile alamadılar,” yani devlet Hrant’a sağır, dilsiz ve kördür; üç maymunu oynamaktadır!
Örneğin Hrant Dink’in öldürülmesiyle ilgili ‘Bilgi Edinme Kanunu’nu kullanarak cinayetle ilgili Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Dışişleri, İçişleri ve Adalet bakanlıklarına “sorular” gönderen ‘Hrant’ın Arkadaşları’ istedikleri yanıtı alamadı!
Durum tamı tamına bu ve böyleyken; bunların da bir artısı var!
“Hrant Dink’in arkadaşları” tarafından sorulan sorulara verdikleri yanıtlar çerçevesinde tavırları gündeme getirilerek eleştirilen Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık’la birlikte Adalet Bakanlığı’nın Teftiş Kurulu raporunda da “Hrant Dink suçsuzdur” açıklamasının suç sayıldığı ortaya çıktı…
Adalet Bakanlığı müfettişleri, Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ömer Faruk Eminağaoğlu’nun, Dink’in sözlerini, “düşünce özgürlüğü” olarak gören ve yargılanmasına karşı çıkan açıklamalarını, “Toplumda yargıya güveni sarsacak nitelikte beyan” olarak değerlendirdi!
YAPILAN ŞEY: PERDELEME/ KARARTMA!
Emniyet Genel Müdür Yardımcısı iken son yılların en büyük uyuşturucu operasyonu kapsamında tutuklanan Emin Arslan, Hrant Dink cinayetini aydınlatmaya çalıştığı için bunların başına geldiğini öne sürerken; Yıldırım Türker haykırıyor:
“Hrant’ın katli, basit bir cinayet olarak tarihe yazılsın, tarihin üçüncü sayfasına atılsın diyedir bütün gayretleri.
Hrant’ın katilleri hâlâ aramızda.
Evet, onlara hâlâ dokunulamıyor. Devlet, hâlâ onların devleti…”
Aynı şekilde Dink’in avukatı Fethiye Çetin, üçüncü yılındaki davayı, “Bugüne kadar izlenen yöntemle bu cinayet aydınlatılamaz. Bu cinayet üç beş gencin işi değil. Cinayetin gerçek faillerinin ortaya çıkarılması yönünde kayda değer bir gelişme olmadı. Başladığımız yerdeyiz” diye değerlendirdiği raporda (Deniz Tuna ile) şunların altını çiziyorlar:
“Gelişmeler ışığında; açıkça ve net olarak varılan sonuç şudur: Bugüne kadar izlenen yöntemle bu cinayet aydınlatılamaz.”
Evet ortada devletin perdeleme/ karartma operasyonu vardır…
AİHM MESELESİ…
Bunun böyle olduğuna ilişkin önemli bir veri de Hasan Cemal’e, “Dışişleri Bakanlığı’ndan devlet adına bir savunma gidiyor AİHM’e. Utanç verici bir savunma. Rezalet! Devlet, bunca yaşanandan sonra daha hâlâ Hrant Dink’i suçlayabildiği için öyle... Ne acı, ne yazık,”[10] dedirten AİHM’deki T.“C” tavrıdır!
T.C Dışişleri AİHM’deki “Hrant Dink Davası Savunması”nda, “Hrant Dink öldürüldüğüne göre 301’den aldığı cezanın mağduru olmamıştır. Yani, mağdur olmadığına göre bizim suçlanmamız gerekmez,”[11] derken; AİHM’deki dava dosyasına giren T.“C” hükümetinin savunması -özetle- şöyledir:
“Hrant Dink hakkında Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun da onayladığı 301. madde mahkûmiyetine ilişkin dava, öldürüldüğü için düştü, cezan kesinleşmedi. Bu yüzden Dink’in başvuru hakkı yok. Dink Ailesi de 301. madde mahkûmiyetinden doğrudan zarar görmediği, ‘mağdur’ sayılamaz. AİHM, daha önce Almanya’da bir Nazi örgütü liderine nasyonal sosyalizmi savunan yazısı için verilen cezayı yerinde buldu. Demokratik bir toplumda bu tür yazılar (Dink’in mahkûmiyetine neden olan yazısı) halkı tahrik etmek suçunu oluşturacak ve kamu düzenini bozacaktır. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin ‘nefret söyleminin engellenmesine’ ilişkin tavsiye kararı bulunmaktadır. Dink’in yazısı da ‘nefret söylemi’dir. Davanın Dink Ailesi’nin kökeniyle hiçbir ilgisi bulunmamaktadır.”
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’in 8 Şubat 2010 tarihli oturumunda AKP’li üyelerinin oylarıyla Hrant Dink’in adının, Şişli’deki Ergenekon Caddesi’ne verilmesiyle ilgili gündem önerisinin red ettiren zihniyetin yani AKP’nin de Hrant’ın hesabı sormayacağı, soramayacağı herkesin bilgisi dahilindedir!
Kaldı ki, kullanılan “tetikçi’den bile hesap sormanın şaibeli olduğu bir “sır” değilken; Rakel Dink haykırıyor: “Adalete prangalar vurulmuş. Hâkimler uyguluyor”!
Evet tablo bu!
HRANT’I YAŞATMAK!
Bu tabloda Hrant’ı yaşatmak, egemenlere bir kez daha katlettirmemek gerekiyor; bu “olmazsa olmaz”ımız olmalıdır!
Herkes, Hrant’a “Çutağım/ Kemanım” diye seslenen Rakel Dink’in, “Kanını gördüm kaldırımın üstünde. Sonra hep üzüldüm, niye uzanıp oraya, yanına yatmadım diye. Sonra hep üzüldüm... Çıkarken Agos’tan, baktım orayı sabunla suyla yıkıyorlar. Temizlemeye çalışıyorlar. Sanki temizlenirmiş gibi. Suyla sabunla temizlenir mi dökülmüş kan?” sorusunu belleklerine nakşetmelidir!
Herkes, “Biz bu ülkede yüzde 20’ydik, bugün binde bir bile değiliz. 100 yıl önce avdık, şimdi yem olmuşuz…” “[Devlet] bizimle dalga geçiliyor…” diye haykıran Hrant’ın oğlu Arat Dink’in çığlığını duymalıdır!
Hrant’la, insanlığımızla, vicdanımız ve adaletle yani bizi insan kılan her şeyimizle, hepimizle alay ediyor egemenler...
Egemenler tarafından hedefe konan, katledilen; cinayet öncesi ve sonrasında da resmî savunmayla suçlu ilan edilen Hrant: “Suçlu” bulunan bir maktuldür…
Buna izin vermemeliz!
Bunu nasıl yapabileceğimizi yine ve bir kez daha Ahbarik Hrant’tan öğrenebiliriz…
Kolay mı? “Düşünen ve yapan bir insan”dı Hrant…
Onu anlatırken “Hrant insanı severdi. Derin bakardı insana. Anlamak üzere bakmaktı bu,” derdi Hülya Demir…
“… ‘Khent’, Hrant’a çok uygun bir isim. O doludizgin yaşanan yaşam mücadelesi içinde, yoksulluk ve yoksunlukta geçen çocukluğundan itibaren, ortaokul yıllarından itibaren ekmek parası peşinde koşan bir insan. Ve o doludizginlik içinde delifişek bir delikanlı çıkmış ortaya. Zaten Hrant isminden de anlaşılacağı gibi coşkulu bir ateş o. ‘Deli’, ‘delioğlan’, ‘delifişek’ anlamında bir sözcük Khent,”[12] vurgusuyla “Bana onu anlat deseler” diyerek ekliyordu Tûba Çandar da: “Arkadaşımın adı Hrant’tı. Bana onu anlat, deseler; has adamdı, derim. Asil ruhtu, sıkı dosttu. Cesur yürekti, deli fişekti. Koruyandı, kollayandı. Candı... Tarifi çoktu onun, kimselere benzemezdi, derim. Canına kıydılar arkadaşımın. Gazetesinin önünde vurdular onu. Arkadan vurdular hem de, üç kurşunla... O gün ben de vuruldum. Yaşarken değdiği, koca kollarıyla sarıp sarmaladığı, dokunup şifalandırdığı herkes vuruldu. Hepimiz vurulduk. Ama Hrant öldü; biz kaldık. Ve gördük. Kaldırımda yüzükoyun yatan Hrant’ı gördük. Üzerini örtmeye çalıştıkları beyaz kağıdı da, altı delik ayakkabılarını da... Hepsini gördük…”[13]
Hrant’a dair bir tanımlama da oğlu Arat’tan ve şöyle: “Babamın bir deli yönü vardı. Öfke, cesaret ya da coşku. Herkeste olan duyguların aşırısı vardı onda. Ancak bir delinin yapacağı şeyleri yapardı bazen. Babam haksızlığa gelemez, susmayı sindiremezdi. Öfkesini bastırmaz, haklı olduğuna inanırsa taviz vermezdi. Evde olduğu gibi dışarıda da böyleydi bu. Zaten böyle bir ayrım yapmayacak kadar da doğaldı. Çabuk parlar, çabuk sönerdi. Ama o parladığı an, bunun sonucunu düşünmeden hareket edebilirdi. En büyük zaafı bu tür delilikleriydi (…) Hani insanlık tarihi düşünenler ve yapanlar olmak üzere iki tür insanın tarihidir ya, babamda beni şaşırtan şey, bu ikisini aynı bünyede barıştırabilmesiydi. İnsanın eylemesine engel olan bir farkındalığa sahip olabilmesine rağmen eylem üretebilmesiydi…”[14]
Evet Ali Bulunmaz’ın, “Paylaşımcılık duygusu Hrant’ı kaçınılmaz biçimde sol ve sosyalizmle tanıştırıyor. TİKKO günleri, aynı zamana rastlayan aşk,”[15] vurgusuyla betimlenmesi mümkün olan “Khent” Hrant’ın, “Ağıt toplumuyuz biz, acıyı kazanç bellemişiz. Siz ölüm ilanımı veredurun, bu da benim yaşadığımın ilanıdır,” haykırışı kulaklara küpe edilmelidir…
Bu haykırış; “Ji jîyanê netirsin. Jiyîn wisa xweş e ku dema we bi xwe karekî baş u rast kiribe,”[16] dercesine aşk, hayat ve kardeşlik için bir mücadele çağrısıdır!
O hâlde şimdi umut ve ısrarla Paul Eluard’ın dizelerini terenüm edelim; (Gabriel) Peri isminin yanına Hrant Dink’i ekleyerek:
“İnsanı yaşatan kelimeler vardır/ Hani yunmuş arınmış sözler/ Sıcaklık diyelim güven diyelim/ Mesela aşk adalet hürriyet kelimesi/ Çocuk kelimesi insanlık kelimesi gibi/ Ve bazı çiçeklerin ülkelerin ismi/ Mesela yiğit kardeşlik arkadaşlık/ Çalışma kelimesi gibi/ Sonra bazı kadınların dostların ismi/ Bizim Peri [ve de Hrant Dink-b.n.]de onların arasında…”
Özetle John A. Simone’un, “Kötü bir durumdaysanız, merak etmeyin geçer. İyi bir durumdaysanız, merak etmeyin geçer,” sözünü anımsayarak; ütopyaları yeniden gün yüzüne çıkarmanın, onları gerçekleşebilir hayaller olarak çizmenin tam zamanı. Gittikçe kararan ve kendi ellerimizle berbat ettiğimiz dünyayı ışıkla, güneşle, aşkla, harfle, kelimeyle, cümleyle yeniden kurmanın tam zamanıdır…
Nihayet karanlıkların şiddeti üstümüze üstümüze gelse de, isyan ve direnişten vazgeçilmemişse; F. Engels’in, “Mücadeleciliğin ve devrimciliğin kalbi çeliktendir; Acıyabilir ama asla affetmez!” uyarısı unutulmamışsa umut tükenmez…
Ahbarik Hrant bunun kanıtıdır!
8 Ocak 2011 15:25:30, Ankara.
N O T L A R
[1] 15 Ocak 2011 tarihinde SBF-DER’in Ankara’da düzenlediği “Hrant Dink Anması”nda yapılan konuşma… Esmer, No:70, Nisan 2011…
[2] Friedrich Nietzsche.
[3] Hrant Dink, Bu Köşedeki Adam, Uluslararası Hrant Dink Vakfı Yay., Eylül 2009.
[4] “Siz buna soykırım deyin…” gibi bir derdim asla yok! Aslında bu tip dayatmaların Türk toplumunda çok yanlış olduğuna inanıyorum. Bu toplum idrak etmeli, tartışmalı ve öğrenmeli.” (2 Ekim 2006’da Akşam gazetesi ile yaptığı söyleşi: http://www.aksam.com.tr/haber.asp?a=65239,12)
[5] Taner Akçam, “Hrant’la En Son Konuştuklarımız”, Gelawej, 17 Ocak 2010.
[6] Türker Alkan, “İşe Yaramayan Bir Özür”, Radikal, 10 Nisan 2010, s.19.
[7] Recep Maraşlı, 1915 Soykırımı.
[8] Eren Keskin, “24 Nisan 1915’ten, 19 Ocak 2007’ye...”, Günlük, 19 Ocak 2010, s.10.
[9] İsmet Berkan, “Hrant’ın Katlinden Ders Çıkaramamak”, Radikal, 19 Ocak 2010, s.3.
[10] Hasan Cemal, “Hrant Dink Ailesine Özür Borcu!”, Milliyet, 22 Ağustos 2010, s.19.
[11] Aktaran: “AİHM Dink Dâvâsı’nda Savunma Yerine Saldırı”, Kızılcık, No:39, Yaz 2010, s.30.
[12] Kaya Genç, “Hrant: Hepimize Dokunan O Gizemli Adam”, Radikal Kitap, Yıl:9, No:496, 17 Eylül 2010, s.20-22.
[13] Karin Karakaşlı, “Hrant’a Hayat Armağanı”, Radikal İki, 19 Eylül 2010, s.9.
[14] Tûba Çandar, Hrant, Everest Yay., 2010.
[15] Ali Bulunmaz, “… ‘Suçlu’ Bulunan Maktul”, Cumhuriyet Kitap, No:1077, 7 Ekim 2010, s.4-5.
[16] “Yaşamdan korkmayın. İyi ve doğru bir şey yaptığınız zaman yaşam öyle güzel ki.” (F. Dostoyevski.)
Önerdiklerimiz
Belge: 1
BAŞKANLIK KONSEYİNE,
Arkadaşlar,
Uzun süredir size kapsamlı bir rapor yazma ihtiyacındaydım. Ama bir yandan bazı gelişmelerin biraz daha netleşmesini bekledim, bir...
Kısa Açıklama:
Aşağıda okuyacağınız mektup ve raporlar, 1999 yılında yazıldı. Bir döneme tanıklık etmektedir. Bu belgeler, İmralı sürecinin o günkü koşullarda...
Aşağıda okuyacağınız yazı, yaklaşık 20 yıl önce yazılan "Diyarbakır Zindan Direnişi" adlı kitaptan alınan bir bölümdür. Virgülüne dahi dokunmadan olduğu...
Cemil Gündoğan imzasıyla “Kawa Davası ve Kürtlerde Siyasi Savunma Geleneği” adlı kitap Vate Yayınevi tarafından yayınlandı. Kitabın adının ikinci bölümü...
Gece karanlıktı, zifiri karanlık. Hava ağırdı. Teslimiyet ve ihanet kol geziyordu. Daha çok da zindanın üzerine çökmüştü. Sadece gece değil,...
| Önerdiklerimiz 2
M. Can YÜCE / Bugün 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Eyleminin on yedinci yıldönümü. Değerlendirmeme başlarken öncelikle bu büyük...
Aşağıda okuyacağınız yazı, yaklaşık 20 yıl önce yazılan "Diyarbakır Zindan Direnişi" adlı kitaptan alınan bir bölümdür. Virgülüne dahi dokunmadan olduğu...
Gece karanlıktı, zifiri karanlık. Hava ağırdı. Teslimiyet ve ihanet kol geziyordu. Daha çok da zindanın üzerine çökmüştü. Sadece gece değil,...
Not: 10 yıl önce kaleme alınan bu değerlendirmenin bugün için de geçerli olduğuna inanıyoruz. Sosyalistê Şoreşger,12 Eylül 2008 ÖnsözAşağıda okuyacağınız...
| Kitap
Romana "Kela Hawaran" ya Zeynel Abidîn derket...
Romaneke Zîndana Amedê ya bi navê Kela Hawaran ji nav Weşanxaneya Han ya li Berlîn...
"Pîr Sûltan Evdal im, ez bi peyman im"
KNN/Pirtûk/ Dîwana hozan û feylesofê mezin yê ji warê bakûrê Kurdistanê Sêwasê...
Pírtûk-Roman/ Van roja Weşanxana DENG beşa duda ya romana Eskerê BOYÎK a nû XERÎBÎ weşand. Beşa ewlin: XEZEBA XWEDÊ, GUNDÊ...
Min ji bêriya te paywend kevin kirin/ Ahmed Arif
Kurdistan News-KNN /Pirtûk/ "Krîvo, wilo binîvs rewşên min / Rêwayet tê...
Kurdistan News -KNN/ Roman/ SÎMYAGER, PIRTÛKA KU KARWANIYEKÎ EW ANÎBÛ, girt destê xwe. Bergê pirtûkê tunebû, lê dîsa jî wî...
|