Sunday, 20 May 2012
Son Yazılar

Sitemize Hoş Geldiniz!

Son Haberler

Dosya

TEMEL DEMİRER “Yaşama karşı sorumluluğumuz daha yücesini yaratmaktır. Daha alçağını değil.”[2]   “Ya ben tehlikeyi...
SİBEL ÖZBUDUN “Kendi kafanla düşünmesini öğrenmelisin.”[2]   1) Neo-liberal saldırılarla birlikte toplumun tamamı bundan...
2010 Eylülünde Van'ın Ağtamar adasındaki Surp Khaç Ermeni kilisesinde 1915...
“Filistin Belgeleri”: Vahim Filistin tavizleri, İsrail tarafından mutlak biçimde...
TEMEL DEMİRER “yürümek iyiye, haklıya, doğruya dövüşmek yolunda iyinin, haklının, doğrunun zapt etmek...
Dünya Sosyal Forumu (DSF) hala hayatta ve ayakta. 6-11 Şubat...

Kimler Sitede?

11 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Yazarlar

  • 1
  • 2
  • 3
Prev Next

Cejna Newroz Pîrozbê!

Cejna Newroz Pîrozbê!

M. Can YÜCE / Bijî Newroz! Öncelikle halkımızın Newroz Direniş Bayramı Kutlu Olsun! Newroz, Direniştir; zalime, zulme, sömürgeciliğe ve despotizme karşı direniş ve zaferi simgeliyor! Newroz, aynı zamanda, Mazlum Doğan’la birlikte çağdaş, devrimci,...

Devamını oku...

Şırnak- Roboski Katliamı, TC’nin Kürdist…

Şırnak- Roboski Katliamı, TC’nin Kürdistan Politikasının Özüdür, TC’nin Kürt Halkına Bakışının Sahici Aynasıdır!

M. Can YÜCE / Şırnak- Roboski Katliamı, TC’nin Kürdistan Politikasının Özüdür, TC’nin Kürt Halkına Bakışının Sahici Aynasıdır!Çok açık ki, 35 insanımızın hunharca katledilmesi, ne bir “Operasyon kazası”, ne de bir...

Devamını oku...

Dersim “Özrü”nün Anlamı ve Tutarlı Demok…

Dersim “Özrü”nün Anlamı ve Tutarlı Demokratizim!

    M. Can YÜCE / TC Başbakanı R. T. Erdoğan, Dersim Katliamı üzerine yaşanan tartışmalar vesilesiyle Dersim’de bir katliamın gerçekleştiğini, daha önce açığa çıkan bazı resmi belge ve fotoğrafları göstererek...

Devamını oku...

Süreci Doğru Okumak ve Tanımlamak!

Süreci Doğru Okumak ve Tanımlamak!

M. Can YÜCE / Kürt halkı direniyor, öteden beri bilincinde ve bilinçaltında oluşan temel istemler doğrultusunda önemli bir direnç gösteriyor, bütün bunların ağır bedellerini ödemekten de çekinmiyor… Bu, bir olgu ve...

Devamını oku...

14 Temmuz, Devrimci Çizgi Direnişçiliğin…

14 Temmuz, Devrimci Çizgi Direnişçiliğinin Bayrağıdır!

M. Can YÜCE / ( Bir yıl önce yazdığım makale bugün için de günceliğini koruyor. 14 Temmuz Direnişini bir kez daha selamlıyor, şehitlerini saygıyla anıyorum... 13 Temmuz 2010) 14 Temmuz Ölüm...

Devamını oku...

Seçim Sonuçları Hakkında Kısa Notlar...

Seçim Sonuçları Hakkında Kısa Notlar...

M. Can YÜCE / 12 Haziran Seçimlerine büyük bir anlam atfediliyordu, önemli sonuçları olabileceği vurgulanıyordu. Bir bakıma bu değerlendirmeler boşuna değildi. Egemenler cephesindeki güç dengeleri ve ilişkileri, bunların kaderi ve...

Devamını oku...

Haber ve Makaleler

  • 1
  • 2
  • 3
Prev Next

Şırnak- Roboski Katliamı, TC’nin Kürdist…

Şırnak- Roboski Katliamı, TC’nin Kürdistan Politikasının Özüdür, TC’nin Kürt Halkına Bakışının Sahici Aynasıdır!

 M. Can YÜCE / Şırnak- Roboski Katliamı, TC’nin Kürdistan Politikasının Özüdür, TC’nin Kürt Halkına Bakışının Sahici Aynasıdır!Çok açık ki, 35 insanımızın hunharca katledilmesi, ne bir “Operasyon kazası”, ne de bir...

Devamını oku...

BİZE VURDUKLARINIZ DÖNER SİZİ DE VURUR!

BİZE VURDUKLARINIZ DÖNER SİZİ DE VURUR!

  Dursun Ali Küçük-29-12-2011ORDU BİRKEZ DAHA İNSANLIK SUÇU İŞLEDİ Yeni yıla Türk savaş uçakları, ordu ve hükümetin katliamı, Kürtlere siyasetin fiilen yasaklandığı, parti kapatmanın gündeme geldiği, gerilla güçlerine karşı nokta operasyonları ve...

Devamını oku...

35 kişi toprağa verildi

35 kişi toprağa verildi

  Uludere'nin Ortasu (Roboski) Köyü'nde savaş uçaklarının bombardımanı sonucu katledilen 35 yurttaş Güzelyazı Köyü'nde yan yana açılan mezarlara 30 bini aşkın yurttaş tarafından toprağa verildi.ŞIRNAK - Şırnak'ın Uludere (Qileban) İlçesi'ne bağlı...

Devamını oku...

F-16 bombası!

F-16 bombası!

  Umarız, Uludere'de tarihe düşen 'kara leke', Başbakan Tayyip Erdoğan için yeteri ölçüde uyarıcı olur.CENGİZ ÇANDAR / RADİKAL Türkiye, 2011 yılını kara, kapkara bir leke ile noktaladı. Şırnak Uludere’de ‘İHA’lardan (İsrail yapımı...

Devamını oku...

Kürkçü: Bedelini ödetmeyen namert olsun

Kürkçü: Bedelini ödetmeyen namert olsun

  Roboski Köyü'nde gerçekleştirilen katliam Mersin, Osmaniye ve Hatay'da protesto edildi.Uludere'de gerçekleştirilen katliama tepkiler devam ediyor. Mersin'de ise Akdeniz İlçesine bağlı Güneş Mahallesi'nde bulunan Akdeniz Belediyesi Sosyal Tesisleri önünde bir araya...

Devamını oku...

Kürt hareketinden tepkiler

Kürt hareketinden tepkiler

  (30.12.11) – Türk sermaye devletinin Uludere'de gerçekleştirdiği katliama yönelik tepkiler sürüyor. Kürt hareketi cephesinden yapılan açıklamalarda katliamın “operasyonal bir hata” olmadığına ve planlı olarak gerçekleştirildiğine vurgu yapıldı. KCK: Katliam tamamen planlı KCK...

Devamını oku...

Kürt halkıyla omuz omuza! Katliamcı devl…

Kürt halkıyla omuz omuza! Katliamcı devletten hesap sormaya! - BDSP

  Tarihi Kürt halkına dönük sayısız vahşet ve katliamla dolu olan Türk sermaye devleti, bu kanlı siciline bir halka daha ekledi. Türk ordusuna bağlı savaş uçakları Şırnak'ın Uludere ilçesine bağlı Roboski...

Devamını oku...

Uludere katliamı

Uludere katliamı

  Kuzey Irak sınırında F-16'lar kaçakçılık yapan köylüleri bombaladı. 35 kişi öldü. Sağ kurtulan Servet Encü, "Asker yolumuzu kesti ve bombardıman başladı" dedi.F-16 savaş uçakları, İnsansız Hava Araçları’ndan (İHA) gelen görüntüler...

Devamını oku...

Sarhoş Atlar Zamanı

Sarhoş Atlar Zamanı

Dün dağda öldürülen o insanların sırtına vurdumduymaz politikaların semeri vurulmuş, ne gam!CÜNEYT ÖZDEMİR / RADİKAL Bahman Gobadi büyük yönetmen. Eğer o 2000 yılında Sarhoş Atlar Zamanı adlı filmi çekmeseydi dün dağlarda...

Devamını oku...

Emperyalistlerin desteğinde Kürt halkına…

Emperyalistlerin desteğinde Kürt halkına savaş açtılar…

Gerici savaş ve saldırganlık cephesini durduralım! Sermaye devleti Kürt hareketine yönelik olarak bir dönemdir tırmandırdığı saldırganlığı yeni bir evreye ulaştırmış bulunuyor. Hakkari Çukurca’daki gerilla saldırısının ardından Güney Kürdistan topraklarına yönelik kapsamlı...

Devamını oku...

Van'da depremin bilançosu ağırlaşıyor...

Van'da depremin bilançosu ağırlaşıyor...

Halk yaralarını kendi sarıyor!< (24.10.11) - Van'da dün meydana gelen 7.2 büyüklüğündeki depremin ardından ortaya çıkan yıkımın bilançosu her geçen saat büyüyor. Merkez üssü Van'ın Erciş ilçesi olan ve bölgedeki 13 ilde...

Devamını oku...

Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan, Hüseyin İnan…

Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan, Hüseyin İnan'ı Saygıyla Anıyoruz!

Devrim davası bu ülkede onlar gibi yiğit, fedakar ve adanmış devrimcilerin omuzlarında büyüdü, bugünlere taşındı!... Mare nostrum En uzun koşuysa elbet Türkiye’de de devrim O, onun en güzel yüz metresini koştu En sekmez lüverin namlusundan Fırlayarak... En...

Devamını oku...

“İki dünya, bu büyük mücadelede karşı ka…

“İki dünya, bu büyük mücadelede karşı karşıya duruyor”

V. I. Lenin İşçi yoldaşlar! Bütün ülkelerin işçilerinin bilinçli bir hayat için uyanışlarını; insanın insana zulüm ve baskısına karşı mücadelede, milyonlarca emekçiyi açlık, yoksulluk ve rezillikten kurtarma mücadelesinde birlik...

Devamını oku...

1 Mayıs’ın kökenleri nedir? - Rosa Luxem…

1 Mayıs’ın kökenleri nedir? - Rosa Luxemburg

Bir proleter bayram gününü, sekiz saatlik iş gününü elde etme aracı olarak kullanma düşüncesi ilk kez Avustralya’da doğdu. Avustralyalı işçiler, 1856’da, sekiz saatlik işgünü lehinde gösteriler yaparak,...

Devamını oku...

1 Mayıs’ta mücadele alanlarına!

1 Mayıs’ta mücadele alanlarına!

İşçiler, emekçiler!   İşçi sınıfının uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günü 1 Mayıs yaklaşıyor. İşçi sınıfı ve emekçiler bu yıl da dünyanın dört bir yanında baskı, sömürü ve kölelik...

Devamını oku...

30 Mart 1972 Kızıldere direnişi!

30 Mart 1972 Kızıldere direnişi!

Devrime adanmışlığın ve siper yoldaşlığının manifestosu! Türkiye’de ‘60’lı yıllar sosyal-sınıfsal hareketliliğin kabardığı, gençlik hareketinin de yığınsal ve devrimci şiarlarla boy gösterdiği bir dönem oldu. Dönem içerisinde sol hareket de...

Devamını oku...

SAVAŞA SEYİRCİ KALMA AYIBI

SAVAŞA SEYİRCİ KALMA AYIBI

Sadık Varer - Diyelim ki ‘mahallenizde’ bir çatışma var. Çatışan gruplardan biri zayıf diğeri güçlüdür. Bu durumda, vicdanınızın sesine uyup zayıfın yanında yer almak isteyebilirsiniz, ama akılcı...

Devamını oku...

DEVRİMCİ DEMOKRAT AVUKATLAR GRUBNUN İSMA…

DEVRİMCİ DEMOKRAT AVUKATLAR GRUBNUN İSMAİL BEŞİKÇİ NİN DAVASINA İLİŞKİN BASIN AÇIKLAMASI

Anayasa’nın 11.,15. 25.,26.ve 90/ son maddesi yanında, iç hukukun zorunlu bir parçası ve bağlayıcı üst norm durumunda olan Avrupa İnsan Hakları sözleşmesinin 10.maddesi,İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 19.maddesi,Kişisel ve...

Devamını oku...

“Irkçı Değilim Ama…”

“Irkçı Değilim Ama…”

İsmail Beşikçi / 25 Mart 2011 günü, Ankara’da, İnsan Hakları Derneği tarafından, “Medya’da Irkçı-Ayrımcı Söylemler ve Türkiye’de Irk Ayrımcılığı Mevzuatı” konula bir konferans düzenlendi. Konferans, TMMOB İnşaat Mühendisler Odası’nda...

Devamını oku...

ÖZGÜR GAZETECİLİK

ÖZGÜR GAZETECİLİK

Sadık Varer / Rivayet odur ki, 3400 yıl önce Mısır’da yaşanan kimi olaylar bir tablet üzerine yazılır ve halkın bilgisine sunulurmuş. Bu tableti dünyanın ilk gazetesi sayanlar da vardır, fakat...

Devamını oku...

Osmanlı İmparatorluğu’ndan T.C.ne milliy…

Osmanlı İmparatorluğu’ndan T.C.ne milliyet, inanç ve Koçgiri–Dêrsim’de mecburi iskanlar

Mart 1917 Kürdistan’da, Kafkaslarda, Mesopotamya’da Osmanlı Ordusu’na bağlı güçler. Haritadaki askeri tanımlar en sona yerleştirilmiştir. Bizanslılar döneminde Kürdistan’dan diğer coğrafi alanlara doğru sürgünler, mecburi iskanlar gerçekleştirilir. Bizanslılardan nüfus mühendisliğini öğrenen osmanlılarda...

Devamını oku...

Beşikçi: Demokratik Özerklik Kürtlere bi…

Beşikçi: Demokratik Özerklik Kürtlere bir statü sağlamıyor

En son "Kürdistan" dediği için Türk mahkemesince yine cezaya çarptırılan Sosyolog İsmail Beşikçi, Öcalan'ın, devletle yürüttüğü görüşmelere bir heyetle girmesini ve bunun için şartlarının düzeltilmesini istedi. Türk hükümetinin ve devletinin...

Devamını oku...

Öcalan bana değil yandaşlarına seslensin…

Öcalan bana değil yandaşlarına seslensin

TAK'IN tehdit ettiği ünlü Kürt sanatçı Şivan Perwer Taraf ’a anlattı: Kendisi dışındaki görüşlere hayat hakkı tanımamış bir partinin, kendisine boyun eğmeyen bir sanatçıyı hedef yapması şaşırtıcı...

Devamını oku...

Bijî 8 Adar!

Bijî 8 Adar!

Emekçi kadınlar başta olmak üzere dünya kadınları, 8 Mart Emekçi Kadınlar Gününü kutluyor, kendi sorunlarını tartışıyor, çözüm yolarını öneriyorlar. Kuşkusuz bütün kadınların bu konuya bakışları ve çözüm ...

Devamını oku...

HAYRİ’NİN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU[1] / M. Can YÜCE

AddThis Social Bookmark Button

Gece karanlıktı, zifiri karanlık. Hava ağırdı. Teslimiyet ve ihanet kol geziyordu. Daha çok da zindanın üzerine çökmüştü. Sadece gece değil, ufuk da karanlıktı, kapkara bir katran gibi. 12 Eylül karanlığı çökmüştü, ufuklara, daha çok da yüreklere... Gelecek o karanlıkta boğulmak isteniyordu. Bunu çok kısa bir zamanda yapmak istiyorlardı. Biliyorlardı ki her zaman böyle zifiri karanlık bir ortamı yakalayamazlardı. Karanlıkta çokça yol almışlar, neredeyse finale yaklaşmışlardı, değerlendirmeleri buydu. Karanlık korku demekti, karanlık ihanet. Karanlık en iğrenç ve vahşi planların gizlendiği ortamdı. Karanlık, kürdün mezarı...

Yüreklerin karartılması, ihanet için bitek bir tarla haline getirilmesiydi, ufukların karartılmasıyla ise umudun, hülyanın, düşler ülkesinin, ütopyanın ölümü... Özlemlerin, umudun, ütopyanın ölümü ise insanın, en gelişmiş insan olan devrimcinin ölümü, karanlıklar ülkesinin, karanlıklar krallığının eklentisi olmak, onun kulu kölesi olmaktı...

Gece karanlıktı, zifiri karanlık. Yatmamıştı daha. Beton sedir üzerindeki yatağında sırt üstü uzanıyordu. Uykusu gelmiyordu. Bütün ışıklar yanıyordu, ama gece yine karanlıktı, hem de zifiri karanlık, göz gözü görmüyordu, daha çok da yürek gözlerinin körelmesine yanıyordu, ama açmak gerekti. Doktor kendisiydi. Arkadaşları da öyle seslenmiyorlar mıydı kendisine. Kemal’in her “doktor” diye seslenişi kulaklarında yankılanıyordu. Doğrusu bu söyleyişte bir sihir vardı sanki, bir büyü... İçi de bir hoş oluyordu o zaman. Ama aynı zamanda göreve bir çağrı, öncü adımları atmaya bir davet... Doktordu, gözlerinde ışık vardı, zifiri karanlığı yırtmalı, görmeyen gözlere ışık, nasırlaşan yüreklere ateş olmalıydı, hem de Newroz ateşi...

Gözlerini parmaklıkların arasında gecenin karanlığına dikti, yüreğini ise derin uykularda olan 35’e. Derin bir sessizlik vardı, zaman zaman uzun boylu gelen horlama sesleri bu sessizliği parçalıyordu. Kimi zaman nöbetçi gardiyanların kendi aralarındaki anlaşılmaz bağırtıları bozuyordu gece sessizliğini... Karanlık ve sessizlik, duvarlara, parmaklara sinen korku, vahşet çığlıkları, beyninin kıvrımlarında dolaşan insan çığlıkları, her gece uykularını kaçırıyordu. Bir şeyler yapmalıydı... Bütün zamanların yükü birikmiş o ana sıkışmış, omuzlarına binmişti, bu yükü kaldırmak zorundaydı, bütün gözler ondaydı, bütün yürekler ona kilitlenmişti. Başarmalıydı, başarmak zorundaydı...

Karşı duvardaki pencereden dışarının karanlığına baktı, bu davranışı, iç karartan bir karanlıktan başka bir duyguya yöneltmedi. Orada ölüm sessizliği vardı, fakat biliyordu ki bu sessizliğin ve zifiri karanlığın altında bir yer altı nehri akıyordu, o damarı gün yüzüne çıkarmak da kendi işiydi, güncelde düğümlenen tarih denen büyülü şey, bu yükü de onun omuzlarına bindirmişti, bundan kaçamazdı.

Düşünüyordu. Kafasında sayısız düşünce, duygu, çatışma içindeydi. Düşünüyordu. Mazlum’u, Dörtleri... Omuzlarındaki ağır yükü. Bu bütün zamanların yüküydü. Her aklına geldiğinde omuzlarının çöktüğünü hissediyordu. Ama çöküşe izin vermeyecekti. Kesin kararlıydı. Aslında ne yapması gerektiği belliydi. Mazlum ve Dörtler yapılması gerekenleri çok net biçimde ortaya koymuşlardı. Kürdün kaderi o anda ve o daracık mekanda düğümlenmişti. Bu düğüm çözümlenmeden Kürde gelecek yoktu. İnkar ve imha o anda ve o mekanda sonuca götürülmek, karanlığın hakim olduğu zindan Kürde nihai mezar yapılmak isteniyordu. Bu çok açıktı. Sorun birkaç bin kişinin teslim alınışı, ihanete zorlanışı değil, ölümle cezalandırılması değildi. Sorun daha kapsamlıydı, tarihiydi. Cumhuriyetin uğursuz ulusal imha siyaseti nihai sonuca götürülmek isteniyordu. İşte bunu boşa çıkarmak gerekiyordu. Bu anda geleceği kurtarmak, bu anda özgür geleceği çiçeklendirmek, dört bir yanı saran karabasan karanlığı yırtmak, ufukları aydınlatmak gerekiyordu. Bunun tek bir yolu vardı: Mazlum’un, Dörtlerin Yolu... Ölümüne direniş, ölümlerde ölümsüzlüğü, yaşamı, zaferi yaratan öncülerimizin ateşten yolu...

Kafası son derece açıktı, ama düşünüyordu, kıvılcımı bir direniş yangınına dönüştürmenin yollarını, yöntemlerini, bunları gerçekleştirmenin ayrıntılarını ve daha sonraki olası sonuçları düşünüyor, kestirmeye, kendisini düşünsel ve ruhsal olarak yaman direnişe hazırlıyordu. Biliyordu ki, kendisinin direnişi geçmişten günümüze akan Kürdün tarihsel direnişinin, özgür geleceğe doğru yol alacak özgürlük ve sosyalizm yolunun andaki en yoğun temsili ve kilometre taşıdır... O nedenle her ayrıntısını sayısız kez gözden geçirmeyi kaçınılmaz görüyordu. Uykuları bunun için kaçıyordu, bütün yeteneklerini ayaklandırması bunun içindi, yüreğindeki yoğunluk bunundandı...

Yorgun düşmüştü, ama içi biraz daha rahattı. “Bu kez başarabilir miyim” sorusu çoktan yanıtını bulmuştu, başarmaya mahkumdu, buna her açıdan hazırdı, her şeyi kafasından bir kez daha geçirmiş, yapacakları, atacağı adımlar belliydi. Ama yine de içinde derinden işleyen bir heyecan vardı, korku da karışmış mıydı bu heyecana? Evet, niye gizlesindi ki, heyecanın içine birazcık korku da bulaşmıştı, bunun ayıplanacak bir yanı yoktu ki. Tersine dikkatini, bilincini uyanık tutacak, kararlılığını pekiştirecek bir işlev görecekti. Elinde küçük bir fener zifiri karanlıkta sayısız bilinmeyenle dolu yolda yürüyen yolcular heyecan ve korku yaşamazlar mı? Kaldı ki kendisini düşünmüyordu, milyonların kaderi kendisinin iki dudağı arasından çıkacak sözcüklere, atacağı tarihsel adıma kilitlenmişti. Korkuyla karışık heyecanının nedeni bu büyük adımı başarma zorunluluğu idi. Geçici de olsa bir kez yenilmişlerdi, ama bu kez kesin kazanmalıydı, hem de bu zafer, özgür ülkemizin asmbolik zaferi niteliğinde olmalıydı...

Zaman ilerlemişti, biraz dinlenmeli, her şey güne uygun olmalıydı. Tarihsel güne her hücresiyle güçlü, diri, dinç başlamalıydı... Gözlerini kapattı, uyumuş muydu, yoksa yarı uykulu, yarı hayal mi görüyordu? Mazlum gülümsüyordu, Dörtlerde yükselen alevler kızıl güllere durmuşlardı, gözleri yaşam fışkırıyordu, düşler ülkesindeydiler. Mutluydular, kendilerini bekliyorlardı, çaktıkları kıvılcımların tüm yürekleri tutuşturacağını biliyorlardı, işte geliyorlardı, karanlığı yara yara, nasırlı yürekleri aça aça... Rüya mı görmüştü, yoksa yarı rüya, yarı hayal mı? Ne önemi vardı ki, Onları görmüştü, mutlu, gülen, sevecen yüzlerini, ışıldayan, düşler ülkesine davet eden bakışlarını görmüştü ya, bundan daha önemlisi var mıydı? Böyle tarihsel bir günde Onlarla buluşmak kadar ne güç verebilirdi ki?

Yeni bir gün başlamıştı, diğerlerinden farklı. Temmuzun on dördü. Sıradan bir gün değildi. Bunu derinden yaşıyordu. Omuzları bugün daha kalkık, yürüyüşü biraz daha azametli, göz bebeklerinin içi gülüyordu. Bu, on yıllar sonrasının büyük sevinciydi, özgür ülkeyi bugünden kazanmanın sevinci... Kürdün makus talihini, uğursuz tarihini tersine çevirecek bir adımın arifesinde olduğunu derinden hissediyordu.

Merdivenlerden nasıl indi, işkence ve korku sinen koridorları nasıl geçti, ringe nasıl bindi, nasıl yol aldılar, nasıl indi, nasıl mahkeme salonunda yer aldı pek farkına varamadı, her şey çok hızlı olup bitmişti. “Savunmalar çok önemli, o zamana denk Ortadoğu’nun en büyük davalarından biri görülüyordu. Bizi yargılamak, mahkum etmek ve tarihin derinliklerine gömmek istiyorlar. Bu davayı en iyi bir biçimde savunmak devrimimizin en başta gelen görevidir. Mücadelemizin haklılığını, meşruiyetini, amaç ve hedeflerimizdeki kararlılığımızı net ve kesin bir biçimde haykırmazsak, sömürgecilik, emperyalizm ve her türlü gericiliği bu tarihi kürsüde yargılayıp mahkum etmezsek, tarihsel olarak yargılayan bir konumu yaratmazsak, bunları tarihe altın harflerle nakşetmezsek devrimimizi bırakalım ilerletmek, ayaklar altından ezilmekten kurtarmamız bile mümkün olmayacaktır. Kaldı ki ihaneti dayatıyorlar, mahkeme kürsülerini ihanet kürsüleri, ihanetin dalga dalga halka taşırıldığı bir araca dönüştürmek istiyorlar. Bu normal savunmadan öte bir rol biçiyor savunmamıza. Düşüncelerimizin doğruluğunu, yenilmezliğini, inançlarımızdaki samimiyet ve kararlılığımızı dosta, düşmana, gelecek kuşaklara kanıtlamak zorundayız. Bu, bir mihenk taşıydı. Bu tarihsel sınav sürecidir, bu sınavı kazanmak, tarihi ve geleceği kazanmaktır. Her şey bunda düğümlenmiştir. Bu sınavı başaramayanlar, amaç ve inançlarında tutarlı ve samimi olamazlar. Evet, bu kadar yaşamsal önemde olan savunmalarımızı bugüne dek kısmen yapabildik, olanaklarımızı sonuna kadar zorladık. Ama şimdi ihanet dayatılıyor, ulusal imhamız bizim şahsımızda gerçekleştirilmek isteniyor. Bu noktada buna dur demek, devrimin önünü açmak kaçınılmaz bir zorunluluktur. Bunu başarmalıyım. Bu mahkemede tarihsel adımı atmalı, yoldaşlarıma, halkıma ve gelecek kuşaklara mesajımı çok net vermeliyim, bu kadar önem verdiğim savunmamı da birkaç cümle ile de olsa tamamlamalıyım.” Son kez bu düşünceleri kafasında geçirdi, elini kaldırdı. Duruşma hakimi oralı bile olmadı. Israr etti. Sonunda hakim söz hakkını vermek zorunda kaldı.

Yerinden doğruldu, üstünü düzeltti, bir adım attı, ikincisi, üçüncüsü ve diğerleri birbirini izledi. Ağır ağır, sözcüklerini tane tane seçerek, vurgularına özen göstererek konuştu. Sömürgeci sistemin 12 Eylül karanlık durağını ve Kürt politikasını, üzerimizde uygulanmak istenen ulusal imha oyununu bir bir anlattı. Savunmanın önemini vurguladı. Tarihe, güne, halka, yoldaşlarına ve geleceğe konuşuyordu. Devrime ve sosyalizme inancını vurguladı. Kendi özeleştirisini büyük bir yüreklilik ve alçakgönülükle verdi. Düşüncemiz doğru, ideolojimiz ve programımız doğru, ama bu doğruluk kendi başına yetmez. Bunların gerçekleşmesi için devrimci savaş, silahlı mücadele kaçınılmazdır. Devrimci savaşı düşünmeyen, geliştirmeyen hiçbir hareket ve eğilimin ülkemizde başarılı olması mümkün değildir. Diğer noktaların yanı sıra buna özel bir önem verdi, özel olarak vurguladı. Bu, sadece gerçekliğin hatırlatılması değildi, her türlü reformist ve teslimiyetçi düşünce ve eğilime kesin bir darbe vurma kararlılığı idi. “Teslimiyet İhanete, Direniş Zafere Götürür” broşürünü de kendisi yazmamış mıydı? O Halde tarihi anda herkesin kafasını bir kez daha aydınlatmayı, hamhayallerden uzaklaştırmayı, doğru ve kazandıran yolu vurgulayarak göstermeyi tarihsel bir görev bildi. Kendini borçlu hissediyordu, borcunu kısmen de olsa bir de böyle ödemeyi düşünüyordu...

Mehmet Hayrı DURMUŞ yoldaşımız, tarihi konuşmasını yaptı, büyük bir iç huzur ve sevinçle yerine döndü, yüzünde bahar çiçekleri açıyordu, düşler ülkesinin bütün güzellikleri yüz hatlarında belirmiş davet ediyordu. Kemal PİR, Ali ÇİÇEK ve başka arkadaşlar hemen bu davetin gereklerini yerine getirdiler, o gün Akif YILMAZ ve başka bir arkadaş zindanda bu tarihi yürüyüşe katıldılar...

Başarmıştı, Hayrı beş yoldaşıyla başarmıştı. Ulusal imhayı, devrimi tasfiye planları o anda yenilgiye uğratmış, büyük zaferi o anda kazanmıştı. Bu, bir kilometre taşıydı, ardından nice kilometre taşları dikildi... Ve bugüne geldik...

Yine ufuklar karartılmak isteniyor, kurtuluşun temel yolu konusunda kuşkular yaratılmak, bütün güzelliklerimiz ve değerlerimizle birlikte tarihimiz, geleceğimiz karanlıklar ülkesinin dibine gömülmek isteniyor...

Ama Mazlumların, Hayrilerin, Kemallerin, Akiflerin, Alilerin, Dörtlerin ve binlerde ifadesini bulan şehitler ordusunun öğrencileri ve izleyicileri buna izin vermeyecek, 14 Temmuz’un özünü zafere taşıyacaklardır...

14 Temmuz, ulusal imhaya karşı tarihsel bir barikat, özgürlüğe ve zafere bir çağrıdır...

Devrim yolunda yılmadan, yorulmadan yürüme kararlılığıdır.

Bugün her zamankinden daha fazla 14 Temmuz ruhuna, Mazlumların, Hayrilerin, Kemallerin devrim kararlılığına, feda ruhuna, amaca kilitlenme düzeyine ihtiyacımız var...

Yeminimizdir, durmayacağız, yılmayacağız, yorulmayacağız, sapmayacağız, saptırmayacağız, teslimiyete geçit vermeyeceğiz, düşler ülkesinin güzelliklerini somut olarak yaşayana dek yürüyeceğiz...


11 Temmuz 1999



[1] Yazının orijinal adı, “14 Temmuz”dur. “Hayri’nin Sonsuzluğa Yolculuğu” daha kapsayıcı bir ad olarak geldi, o nedenle bunu uygun gördüm. M. C. Yüce

 

Önerdiklerimiz

Belge: 1 BAŞKANLIK KONSEYİNE, Arkadaşlar, Uzun süredir size kapsamlı bir rapor yazma ihtiyacındaydım. Ama bir yandan bazı gelişmelerin biraz daha netleşmesini bekledim, bir...
Kısa Açıklama: Aşağıda okuyacağınız mektup ve raporlar, 1999 yılında yazıldı. Bir döneme tanıklık etmektedir. Bu belgeler, İmralı sürecinin o günkü koşullarda...
Aşağıda okuyacağınız yazı, yaklaşık 20 yıl önce yazılan "Diyarbakır Zindan Direnişi" adlı kitaptan alınan bir bölümdür. Virgülüne dahi dokunmadan olduğu...
Cemil Gündoğan imzasıyla “Kawa Davası ve Kürtlerde Siyasi Savunma Geleneği” adlı kitap Vate Yayınevi tarafından yayınlandı. Kitabın adının ikinci bölümü...
Gece karanlıktı, zifiri karanlık. Hava ağırdı. Teslimiyet ve ihanet kol geziyordu. Daha çok da zindanın üzerine çökmüştü. Sadece gece değil,...

Önerdiklerimiz 2

M. Can YÜCE / Bugün 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Eyleminin on yedinci yıldönümü. Değerlendirmeme başlarken öncelikle bu büyük...
Aşağıda okuyacağınız yazı, yaklaşık 20 yıl önce yazılan "Diyarbakır Zindan Direnişi" adlı kitaptan alınan bir bölümdür. Virgülüne dahi dokunmadan olduğu...
Gece karanlıktı, zifiri karanlık. Hava ağırdı. Teslimiyet ve ihanet kol geziyordu. Daha çok da zindanın üzerine çökmüştü. Sadece gece değil,...
Not: 10 yıl önce kaleme alınan bu değerlendirmenin bugün için de geçerli olduğuna inanıyoruz. Sosyalistê Şoreşger,12 Eylül 2008 ÖnsözAşağıda okuyacağınız...

Kitap

Romana "Kela Hawaran" ya Zeynel Abidîn derket... Romaneke Zîndana Amedê ya bi navê Kela Hawaran ji nav Weşanxaneya Han ya li Berlîn...
"Pîr Sûltan Evdal im, ez bi peyman im" KNN/Pirtûk/ Dîwana hozan û feylesofê mezin yê ji warê bakûrê Kurdistanê Sêwasê...
Pírtûk-Roman/ Van roja Weşanxana DENG beşa duda ya romana Eskerê BOYÎK a nû XERÎBÎ weşand. Beşa ewlin: XEZEBA XWEDÊ, GUNDÊ...
Min ji bêriya te paywend kevin kirin/ Ahmed Arif Kurdistan News-KNN /Pirtûk/ "Krîvo, wilo binîvs rewşên min / Rêwayet tê...
Kurdistan News -KNN/ Roman/ SÎMYAGER, PIRTÛKA KU KARWANIYEKÎ EW ANÎBÛ, girt destê xwe. Bergê pirtûkê tunebû, lê dîsa jî wî...