Şırnak- Roboski Katliamı, TC’nin Kürdistan Politikasının Özüdür, TC’nin Kürt Halkına Bakışının Sahici Aynasıdır!M. Can YÜCE /ırnak- Roboski Katliamı, TC’nin Kürdistan Politikasının Özüdür, TC’nin Kürt Halkına… |
BİZE VURDUKLARINIZ DÖNER SİZİ DE VURUR!Dursun Ali Küçük-29-12-2011ORDU BİRKEZ DAHA İNSANLIK SUÇU İŞLEDİ Yeni yıla Türk savaş uçakla… |
35 kişi toprağa verildiUludere'nin Ortasu (Roboski) Köyü'nde savaş uçaklarının bombardımanı sonucu katledilen 35 yurtt… |
F-16 bombası!Umarız, Uludere'de tarihe düşen 'kara leke', Başbakan Tayyip Erdoğan için yeteri ölçüde uyarıcı… |
Kürkçü: Bedelini ödetmeyen namert olsunRoboski Köyü'nde gerçekleştirilen katliam Mersin, Osmaniye ve Hatay'da protesto edildi.Uludere'… |
Kürt hareketinden tepkiler(30.12.11) – Türk sermaye devletinin Uludere'de gerçekleştirdiği katliama yönelik tepkiler sürü… |
Kürt halkıyla omuz omuza! Katliamcı devletten hesap sormaya! - BDSPTarihi Kürt halkına dönük sayısız vahşet ve katliamla dolu olan Türk sermaye devleti, bu kanlı… |
Uludere katliamıKuzey Irak sınırında F-16'lar kaçakçılık yapan köylüleri bombaladı. 35 kişi öldü. Sağ kurtulan… |

M. Can YÜCE / Şırnak- Roboski Katliamı, TC’nin Kürdistan Politikasının Özüdür, TC’nin Kürt Halkına Bakışının Sahici Aynasıdır!Çok açık ki, 35 insanımızın hunharca katledilmesi, ne bir “Operasyon kazası”, ne de bir...
Devamını oku...
M. Can YÜCE / TC Başbakanı R. T. Erdoğan, Dersim Katliamı üzerine yaşanan tartışmalar vesilesiyle Dersim’de bir katliamın gerçekleştiğini, daha önce açığa çıkan bazı resmi belge ve fotoğrafları göstererek...
Devamını oku...
M. Can YÜCE / Kürt halkı direniyor, öteden beri bilincinde ve bilinçaltında oluşan temel istemler doğrultusunda önemli bir direnç gösteriyor, bütün bunların ağır bedellerini ödemekten de çekinmiyor… Bu, bir olgu ve...
Devamını oku...
M. Can YÜCE / ( Bir yıl önce yazdığım makale bugün için de günceliğini koruyor. 14 Temmuz Direnişini bir kez daha selamlıyor, şehitlerini saygıyla anıyorum... 13 Temmuz 2010) 14 Temmuz Ölüm...
Devamını oku...
M. Can YÜCE / 12 Haziran Seçimlerine büyük bir anlam atfediliyordu, önemli sonuçları olabileceği vurgulanıyordu. Bir bakıma bu değerlendirmeler boşuna değildi. Egemenler cephesindeki güç dengeleri ve ilişkileri, bunların kaderi ve...
Devamını oku...
M. Can YÜCE / Kuşkusuz seçim dönemleri, siyasal duyarlılıkların en çok yoğunlaştığı ve günlük yaşama girdiği, geniş halk kitlelerini bir biçimde “içine” çektiği dönemlerdir. Devlet ve düzen partileri, daha fazla...
Devamını oku...
M. Can YÜCE / Şırnak- Roboski Katliamı, TC’nin Kürdistan Politikasının Özüdür, TC’nin Kürt Halkına Bakışının Sahici Aynasıdır!Çok açık ki, 35 insanımızın hunharca katledilmesi, ne bir “Operasyon kazası”, ne de bir...
Devamını oku...
Dursun Ali Küçük-29-12-2011ORDU BİRKEZ DAHA İNSANLIK SUÇU İŞLEDİ Yeni yıla Türk savaş uçakları, ordu ve hükümetin katliamı, Kürtlere siyasetin fiilen yasaklandığı, parti kapatmanın gündeme geldiği, gerilla güçlerine karşı nokta operasyonları ve...
Devamını oku...
Uludere'nin Ortasu (Roboski) Köyü'nde savaş uçaklarının bombardımanı sonucu katledilen 35 yurttaş Güzelyazı Köyü'nde yan yana açılan mezarlara 30 bini aşkın yurttaş tarafından toprağa verildi.ŞIRNAK - Şırnak'ın Uludere (Qileban) İlçesi'ne bağlı...
Devamını oku...
Umarız, Uludere'de tarihe düşen 'kara leke', Başbakan Tayyip Erdoğan için yeteri ölçüde uyarıcı olur.CENGİZ ÇANDAR / RADİKAL Türkiye, 2011 yılını kara, kapkara bir leke ile noktaladı. Şırnak Uludere’de ‘İHA’lardan (İsrail yapımı...
Devamını oku...
Roboski Köyü'nde gerçekleştirilen katliam Mersin, Osmaniye ve Hatay'da protesto edildi.Uludere'de gerçekleştirilen katliama tepkiler devam ediyor. Mersin'de ise Akdeniz İlçesine bağlı Güneş Mahallesi'nde bulunan Akdeniz Belediyesi Sosyal Tesisleri önünde bir araya...
Devamını oku...
(30.12.11) – Türk sermaye devletinin Uludere'de gerçekleştirdiği katliama yönelik tepkiler sürüyor. Kürt hareketi cephesinden yapılan açıklamalarda katliamın “operasyonal bir hata” olmadığına ve planlı olarak gerçekleştirildiğine vurgu yapıldı. KCK: Katliam tamamen planlı KCK...
Devamını oku...
Tarihi Kürt halkına dönük sayısız vahşet ve katliamla dolu olan Türk sermaye devleti, bu kanlı siciline bir halka daha ekledi. Türk ordusuna bağlı savaş uçakları Şırnak'ın Uludere ilçesine bağlı Roboski...
Devamını oku...
Kuzey Irak sınırında F-16'lar kaçakçılık yapan köylüleri bombaladı. 35 kişi öldü. Sağ kurtulan Servet Encü, "Asker yolumuzu kesti ve bombardıman başladı" dedi.F-16 savaş uçakları, İnsansız Hava Araçları’ndan (İHA) gelen görüntüler...
Devamını oku...
Dün dağda öldürülen o insanların sırtına vurdumduymaz politikaların semeri vurulmuş, ne gam!CÜNEYT ÖZDEMİR / RADİKAL Bahman Gobadi büyük yönetmen. Eğer o 2000 yılında Sarhoş Atlar Zamanı adlı filmi çekmeseydi dün dağlarda...
Devamını oku...
Gerici savaş ve saldırganlık cephesini durduralım! Sermaye devleti Kürt hareketine yönelik olarak bir dönemdir tırmandırdığı saldırganlığı yeni bir evreye ulaştırmış bulunuyor. Hakkari Çukurca’daki gerilla saldırısının ardından Güney Kürdistan topraklarına yönelik kapsamlı...
Devamını oku...
Halk yaralarını kendi sarıyor!< (24.10.11) - Van'da dün meydana gelen 7.2 büyüklüğündeki depremin ardından ortaya çıkan yıkımın bilançosu her geçen saat büyüyor. Merkez üssü Van'ın Erciş ilçesi olan ve bölgedeki 13 ilde...
Devamını oku...
Devrim davası bu ülkede onlar gibi yiğit, fedakar ve adanmış devrimcilerin omuzlarında büyüdü, bugünlere taşındı!... Mare nostrum En uzun koşuysa elbet Türkiye’de de devrim O, onun en güzel yüz metresini koştu En sekmez lüverin namlusundan Fırlayarak... En...
Devamını oku...
V. I. Lenin İşçi yoldaşlar! Bütün ülkelerin işçilerinin bilinçli bir hayat için uyanışlarını; insanın insana zulüm ve baskısına karşı mücadelede, milyonlarca emekçiyi açlık, yoksulluk ve rezillikten kurtarma mücadelesinde birlik...
Devamını oku...
Bir proleter bayram gününü, sekiz saatlik iş gününü elde etme aracı olarak kullanma düşüncesi ilk kez Avustralya’da doğdu. Avustralyalı işçiler, 1856’da, sekiz saatlik işgünü lehinde gösteriler yaparak,...
Devamını oku...
İşçiler, emekçiler! İşçi sınıfının uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günü 1 Mayıs yaklaşıyor. İşçi sınıfı ve emekçiler bu yıl da dünyanın dört bir yanında baskı, sömürü ve kölelik...
Devamını oku...
Devrime adanmışlığın ve siper yoldaşlığının manifestosu! Türkiye’de ‘60’lı yıllar sosyal-sınıfsal hareketliliğin kabardığı, gençlik hareketinin de yığınsal ve devrimci şiarlarla boy gösterdiği bir dönem oldu. Dönem içerisinde sol hareket de...
Devamını oku...
Sadık Varer - Diyelim ki ‘mahallenizde’ bir çatışma var. Çatışan gruplardan biri zayıf diğeri güçlüdür. Bu durumda, vicdanınızın sesine uyup zayıfın yanında yer almak isteyebilirsiniz, ama akılcı...
Devamını oku...Anayasa’nın 11.,15. 25.,26.ve 90/ son maddesi yanında, iç hukukun zorunlu bir parçası ve bağlayıcı üst norm durumunda olan Avrupa İnsan Hakları sözleşmesinin 10.maddesi,İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 19.maddesi,Kişisel ve...
Devamını oku...
İsmail Beşikçi / 25 Mart 2011 günü, Ankara’da, İnsan Hakları Derneği tarafından, “Medya’da Irkçı-Ayrımcı Söylemler ve Türkiye’de Irk Ayrımcılığı Mevzuatı” konula bir konferans düzenlendi. Konferans, TMMOB İnşaat Mühendisler Odası’nda...
Devamını oku...
Sadık Varer / Rivayet odur ki, 3400 yıl önce Mısır’da yaşanan kimi olaylar bir tablet üzerine yazılır ve halkın bilgisine sunulurmuş. Bu tableti dünyanın ilk gazetesi sayanlar da vardır, fakat...
Devamını oku...
Mart 1917 Kürdistan’da, Kafkaslarda, Mesopotamya’da Osmanlı Ordusu’na bağlı güçler. Haritadaki askeri tanımlar en sona yerleştirilmiştir. Bizanslılar döneminde Kürdistan’dan diğer coğrafi alanlara doğru sürgünler, mecburi iskanlar gerçekleştirilir. Bizanslılardan nüfus mühendisliğini öğrenen osmanlılarda...
Devamını oku...
En son "Kürdistan" dediği için Türk mahkemesince yine cezaya çarptırılan Sosyolog İsmail Beşikçi, Öcalan'ın, devletle yürüttüğü görüşmelere bir heyetle girmesini ve bunun için şartlarının düzeltilmesini istedi. Türk hükümetinin ve devletinin...
Devamını oku...
TAK'IN tehdit ettiği ünlü Kürt sanatçı Şivan Perwer Taraf ’a anlattı: Kendisi dışındaki görüşlere hayat hakkı tanımamış bir partinin, kendisine boyun eğmeyen bir sanatçıyı hedef yapması şaşırtıcı...
Devamını oku...
Emekçi kadınlar başta olmak üzere dünya kadınları, 8 Mart Emekçi Kadınlar Gününü kutluyor, kendi sorunlarını tartışıyor, çözüm yolarını öneriyorlar. Kuşkusuz bütün kadınların bu konuya bakışları ve çözüm ...
Devamını oku...İsmail BEŞİKÇİ / Ziya Gökalp Türk milliyetçiliği yapmıştı, İsmail Beşikçi de Kürt milliyetçiliği yapıyor deniyor. Bu yanlış kanı çok kaba ve çok yüzeysel bir karşılaştırma sonucu ortaya çıkıyor.…
Sadık Varer / Hidroelektrik Santraller (HES’ler), insanlığın bugününü ve geleceğini ciddi olarak tehdit eden fosil yakıtlar ve nükleer santrallerle karşılaştırıldığında tercih edilebilir enerji kaynakları olarak görülebilir. Meseleyi böyle ‘saf haliyle’ ele…
Sadık Varer / Tunus’ta başlayan, Mısır’a sıçrayan ve Ortadoğu’nun diğer diktatöryal rejimlerini de etkileyeceği düşünülen ayaklanma halleri, doğal olarak uzunca bir süredir devrim hasreti çeken biz devrimcileri adamakıllı…
Bir yandan, toplumsal hareketler mevcut muhalefet partilerinin veya bireylerin bir bakıma yapamadığı veya yapmaya gönülsüz olduğu şey ile, diktatörü devirmesi ile doruğa ulaşan biçimde, başarılı bir sürekli mücadeleyle…
Dost da düşman da çok iyi biliyor ki, ben hayatım boyunca hiç bir baskıya boyun eğmedim. Özgürlük tutkusu ve haksızlığa karşı başkaldırı benim yaşam felsefemdir. Ben dün ne…
Yönetmen Çayan Demirel Diyarbakır zindanını belgesel bir Film ile anlatmaya çalıştı. Bu filmin bir bölümüne bir internet sitesinde rastladık. Seyredemeyen okuyucularımıza buradan seyretme imkanı yaratıyoruz. Bu filmden dolayı yönetmen…
Devredilemez Haklarımızdan Vazgeçmeyeceğiz 27 Ocak 2011 Perşembe 1948 yılında İsrail devleti kurulurken Nakba sonucunda Filistin'in %78'ini işgal etti. Bu bölgede yaşayan 900 bin Filistinliden 750 bini İsrail tarafından sürülerek mülteci konumuna düşerken…
Aşağıdaki bildiri 27 Ocak 2011’de İngiltere'de Filistin Kurtuluş Örgütü’nün Londra bürosundaki işgale katılan öğrenciler tarafından yayımlanmıştır. Bizler, Filistinli Öğrenciler Genel Birliği'nden (FÖGB) Filistinli gençler bugün burada birliğimizin kurtuluş mücadelesinde tuttuğu…
Sadık Varer / Sakarya Meydan Muharebesi’nden zaferle dönen Mustafa Kemal, Büyük Millet Meclisi’nde coşkuyla karşılanır. Mebusların hemen tümü Mustafa Kemal’i ayakta alkışlayıp saygı gösterisi yaparken genç bir mebus meclisin ortasında…
Sema Sultan / Geçtiğimiz hafta içinde Ulucanlar cezaevinin müzeleştirilmiş görüntüleri basına yansıdı. Kuşkusuz büyük devrimci direnişlerin ve katliamların yaşandığı bir zindanın Müzeye dönüştürülmesi olumlu bir adımdır. Ancak bu adım gerçeklerin…
Sema Sultan / Bir sorunu tanımlamak, bu sorunu yaratan nedenleri doğru saptamak ve çözüm yollarını da beraberinde ortaya koymakla anlam kazanır. Geçtiğimiz günlerde AKP iktidarının açıklamaları bana bir deyimi hatırlatıyor.…
Sadık Varer / Söz ulusların ayrılma hakkından açılınca aklıma Rosa Luxemburg geliyor. Rosa bu meseleyi kadının ayrılma hakkı örneğinden yola çıkarak açıklıyordu. Bir kadının bir erkekle birlikte yaşama hakkı doğal sayılır…
Dünyanin en seçkin bilimadamlarindan Prof. Fahrettin Petek'in cenaze töreni 3 Ocak 2011 Pazartesi günü Paris'te Père Lachaise Mezarligi'nin krematoryumunda yapilacaktir. Petek'in 24 Aralik 2010 günü Paris'te tedavi gördügü Paul Brousse Hastanesi'nde…
1978 yılında 19 Aralık günü başlayan ve 25 Aralık gününe kadar devam eden Maraş katliamının 32. yıldönümünde bir kez daha ilan ediyoruz; UNUTMADIK!.. UNUTTURMAYACAĞIZ!.. Derin devletin MHP’li faşistler aracılığıyla başlattığı ve gerici-yobaz…
1- 1 Eylül 1916 genel durum. Doğu Bürosu tarafından hazırlanan harita. Osmanlı Ordusu tarafından soykırıma uğratılan Kürd ve Ermeni halklarının yaşadıkları coğrafyada savaş güçleri, taraflar. Sultan II.Abdulhamid Sultan Abdulhamid osmanlıyı…
Sadık Varer / İnsanlık tarihinin son çeyrek yüz yılında yaşanan teknolojik gelişmenin hızına yetişmek giderek zorlaşıyor. Bu arada baş döndürücü hızla gelişen teknolojiyi üreten ve kullanan güçlerin toplum üzerindeki…
İsmail Beşikçi/ ...Türkiye’de din her zaman devletin denetiminde olmuştur. Türkiye laik bir devlet değildir. Din devletin denetimindedir. Diyanet İşleri Başkanlığı bir devlet kurumudur. Devlet dinsel akımları istediği gibi…
Ece Temelkuran / KAMER Genç ile Burhan Kuzu'nun "cılk" muhabbeti yaptığı sırada (K.G.: "Ben öğrencilere 'Cılk yumurta atın' dedim." B.K.: "Kaliteli yumurta attılar." Karşılıklı ha ha ha)... Vakit Gazetesi'nde karikatürist Kemal…
Abubekir Saydam/ Öcalan’ın 15 Ağustos’da açıklamayı düşündüğü ‘Yol Haritası’ ve Başbakan Erdoğan’ın önümüzdeki günlerde kamuoyuna sunacağı ‘Kürt Açılımı’ projeleri, yeni bir sürecin başlangıcına işaret ediyor. Bu girişimlere rağmen köklü bir çözümden hala uzağız, diyebiliriz.
Öcalan ‘Yol Haritası’nı kamuoyuna sunmadan evvel avukatlarını STK’lar ve ‘akil adamlar’a göndererek, onların da görüşlerini almayı uygun bulmuş.
Öcalan’ın böyle bir yönteme başvurması bazı gazeteciler, STK’lar ve ‘Kürt Sorunu’ ile yakından ilgilenen farklı kesimler tarafından olumlu görülüyor; ki bir yönüyle de doğru bir yöntem.
Ama bu madalyonun sadece bir yüzü. Öcalan’ın avukatları konuyla ilgili olarak kendileri dışında olan Kürt parti, STK ve şahsiyetlerinin de görüşlerini alıyorlar mı? Velevki ister legal, ister illegal olan Kürt partilerinin bazıları görüşlerini yazılı olarak dile getirdiler. Örneğin, PSK (Kürdsitan Sosyalist Partisi) ve RIZGARİ’nin görüşlerini onların sitelerinde okumak mümkün. TEVKURD ise görüşlerini daha evvel kamuoyuna duyurmuştu. Görüşlerini açıklayan HAK-PAR, KADEP gibi başka partiler ve şahsiyetler de var. Aynı durum diaspora’da yaşayan onlarca bağımsız Kürt aydını ve kurumu açısından da geçerlidir.
Bildiğim kadarıyla ne Öcalan’ın böyle bir istemi oldu; ne de avukatları böyle bir girişimde bulundu.
Görünen o Öcalan, ‘Yol Haritası’nı akil adamlar ve Türk STK’larının görüşlerini alarak çizecek. Ama kendi yandaş ve yan kuruluşlarının dışında olan Kürtleri geçmişte olduğu gibi yine görmezden gelecek.
Kürt Sorunu’nun çözümü süphesiz tek taraflı olamaz. Sorunun muhatapları devlet ve Kürt tarafıdır. STK ve akil adamların görevi ise taraflara sağlıklı bir çözüm için destek olmaktır.
Oysa Öcalan, ‘Kürt tarafını sadece ben temsil ediyorum’ iddiasından halen vazgeçmiş değil.
Şüphesiz Kürt tarafının en güçlü örgütü PKK’dır. Legal alanda ise Kürtleri önemli oranda DTP temsil ediyor. Ama sadece bunlar mı 20 milyon Kürt’ü temsil ediyorlar? Örneğin, DTP’nin son yerel seçimlerde aldığı 2 milyona yakın oyun tümü PKK veya DTP yandaşlarının mı? Bu oyların önemli bir kısmı devlete küskün oldukları için oylarını bir Kürt partisine vermeyi tercih edenler değil mi? Peki DTP veya Öcalan’ın en azından bu kesimlerin görüşlerini de alması gerekmez mi?
Süreç bu biçimi ile başlar ve devam ederse, ayaklardan biri eksik kalacak. Özcesi, sürecin muhataplarından olan Kürt tarafının önemli bir kesimi sürecin dışında tutulacak.
Öcalan ve PKK, bu yaklaşımlarını terketmelidir. Onlar, çözümün en önemli aktörlerinden olan Kürtlerin hiçbir kesimini dıştalama hakkına sahip değiller. En kitlesel Kürt kesimi olarak, daha sorumlu davranmalılar.
‘Yol haritası’ndan çıkacak öneriler de önemlidir. Bu öneriler, Kürtlerin ulusal istemlerine ters düşmemeli, Kürt halkının eşit ve özgür vatandaşlar olarak yaşamalarına hizmet etmelidir. Sadece belirli kültürel haklara indirgenmiş bir çözüm, çözüm olamaz.
Kürtlerin önemli bir kesiminin sorunun çözümüne ilişkin istemleri PKK ve DTP çizgisinden daha ilerdedir. Bu kesimler her iki halkın eşitliğini içerecek federatif çözümden yanalar. Öcalan ‘Yol Haritası’nı çizerken, bu talepleri gözardı etmemelidir.
Görüldüğü kadarıyla AKP ve onun hükümeti de, Kürtleri dıştalayarak bir çözüm(!) süreci geliştirmek niyetinde. AKP’nin bu yaklaşımı da doğru değil. Bu konuyla ilgili görüşümü yarınki yazımda daha geniş yazmayı düşünüyorum.
27 Temmuz 2009
Abubekir Saydam
Almanya
E-Mail:
Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
-----------------------------------
‘Yol Haritası ve Kürt Açılımı’ (2)
27 Temmuz tarihinde yayınlanan yazım nedeniyle birçok cevap aldım. Bunlardan büyük çoğunluğu PKK/DTP politikasına eleştirimden ötürü, bazen de ölçüyü aşan ve saldırıya varan cevaplardı. Bu cevapları toplumumuzun içinde bulunduğu tarihi süreç nedeniyle normal karşılıyorum. Toplum bir bütün olarak bunalım içerisinde. 87 yıllık devlet politikasının sonuçları ve Kürt hareketlerinin bugünkü konumlarından ötürü toplum içerisinden bu tür tepkilerin gelmesini doğal karşılıyorum.
Yazımın birinci bölümünde Öcalan’ın ‘Yol Haritası’na ilişkin kısa da olsa görüşlerimi açıklamıştım. Bu yazımda AKP Hükümetinin, daha doğrusu devletin Kürt sorununa bakış açısını değerlendirmek istiyorum.
Gelinen aşamada durum özetle şöyle:
a) Birkaç yıl evveline kadar ‘sözde Kürt’ birinci sınıf vatandaş idi. Bu sınıflandırma çerçevesinde olayı değerlendirirsek, o zaman ikinci veya üçüncü sınıf vatandaşlar kimlerdi? Eğer ‘sözde Kürt’ birinci sınıf vatandaş idiyse, etnik kökenlerinden ötürü Ermeniler, Rumlar, Süryaniler, Yahudiler ve Araplar da ikinci sınıf vatandaş oluyorlar. Pekala üçüncü sınıf vatandaş kim? Acaba Osmanlı’nın ‘etrakî bê îdrak’ dediği Türk mü? Lütfen bunları benim görüşüm olarak algılamayın. Hiç bir halkı sınıflandırmam ve aşağılamam. Ama devletin 85 yıllık paradigmaları çerçevesinde gelinen süreci değerlendirmek için çaba sarf ederken bu sorular ister istemez karşımıza çıkıyor.
b) Düne kadar ‘sözde Kürt’ birinci sınıf vatandaş iken, onun bugünkü sorunu olan ‘Kürt sorunu’, sayın Cumhurbaşkanının deyimiyle Türkiye’nin en yakıcı ve en önemli sorunu oldu. Yani ‘sözde’, ‘asıl’ olduğu gibi, ‘sorunu’ da en yakıcı sorun oldu.
c) Birkaç yıl evveline kadar resmi olarak Kürtçe diye bir dil ve Kürdistan diye bir ülke yoktu. Şimdi ise Kürtçe anadilde eğitim olur mu olmaz mı, diye tartışıyoruz. Paralel olarak üniversitelerde Kürtçe bölümler açılmasının gerekliliğini dile getiriyoruz.
Vay canına! Yahu, nereden nereye gelmişiz de haberimiz yokmuş…
12 Ağustos 2005 tarihinde Diyarbakır’daki konuşmasında ''geçmişte yapılan hataları yok saymak büyük devletlere yakışmaz'' diyen Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Erdoğan daha sonra arka arkaya potlar kırmaya başladı. Çünkü sayın Yaşar Kemal’in tarifiyle ‘Kürt sözcüğünü duyan Erdoğan tir tir titremeye başlıyor’.
Erdoğan, “Beğenmeyen pılını pırtını toplayıp çekip gitsin,” diyor. Nedeni çok açık; çünkü kendisi keskin bir Türk milliyetçisi.
Buna rağmen gelinen koşullarda partisi ve hükümeti ile Erdoğan bir ‘Kürt Açılımı’ yapmak mecburiyetinde. Çünkü hem Kürt halkının yüz yılı aşkın mücadelesi, hem de Güney Kürdistan, Ortadoğu ve uluslararası koşullar, devleti Kürt politikasında çözüme zorluyor. Ama Erdoğan bunu yaparken kesin çözümü içeren bir plan veya strateji ile mi, yoksa Öcalan gibi taktiksel yöntemlerle mi hareket ediyor? Sorun gerçekten bunu ortaya çıkarmakta.
Erdoğan, başbakan olarak Almanya’ya geldiğinde Köln Arena’da yaptığı konuşmada “asimilasyon bir insanlık suçudur,” dedi. Şimdi kendisine soralım ‘asimilasyon’ nedir? Eğer kendisi bilmiyor ve danışmanları da kendisine gereken bilgiyi vermemişler ise, bilmeli ki büyük bir pot kırmıştır ve dünya aleme cevap verme ile yükümlüdür.
Asimilasyon sözcüğü’nün Türkçe karşılığı ‘eritme’dir. Sayın Başbakan’ın dediği doğru, asimilasyon bir insanlık suçudur. Hatta devletlerin programlı olarak bir dili ve kültürü asimile etmesi uluslararası hukukta ‘genocide’, yani soykırım sayılıyor.
Şimdi sayın Erdoğan’a sormazlar mı, sen Almanya’daki Türkçe anadilde dersin eğitim müfredatından kaldırılmasına karşı çıkarken, neden başbakanı olduğun devlette yaşayan Kürtlere ana dilde eğitimi yasaklıyorsun?
Peki Doğu Türkistan’da Han Çinlilerinin Uygurlara yaptıklarını soykırım olarak değerlendiren sayın Başbakan, 29 Kürt ayaklanmasından sonra -ki bunların en kapsamlısı sonuncusudur- binlerce sivilin kurşuna dizilmesini, yüz binlercesinin kendi köy ve kasabalarından toplatılıp zorla mecburi iskana gönderilmesini, köy boşaltmaları sonucu dört milyona yakın insanın metropollerdeki varoşlarda yaşamaya mecbur edilmesini nasıl değerlendiriyor? Biri soykırım oluyorsa, diğeri nedir? Açıktır ki bu çifte standardı devlet her zaman yaptı ve tüm Türkiye toplumuna karşı kullandı.
‘Kürt Açılımı’ tabiri de gösteriyor ki, açıklanacak ‘Açılım Programı’ sorunu nihai çözme amaçlı değil, en nihayetinde çözüm sürecini başlatma amaçlıdır. AKP ve hükümeti bir bütün olarak sorunu çözmeye yönelik ciddi adımları atmaya niyetli değil, bu koşullarda atamazda.
AKP’nin kendisi homojen bir parti değil, kendi içinde ulusalcıdan tutun sosyal demokrat, liberal, muhafazakar ve dincisine kadar varan geniş yelpazeli bir heterojen yapıya sahip. Bunların dışında bir de ‘Kürt grubu’ var ki bunlarda homojen bir yapıya sahip değiller.
Ana muhalefet olan ulusalcı CHP ve ırkçı-milliyetçi MHP’nin ‘Kürt Açılımı’na tamamen karşı oldukları belli.
Devletin asker-sivil bürokrasisinin önemli bir kesimi -ki bunun yargı kanadı en statükocu olanıdır- halen Kürt realitesinden söz edildiğinde devletin parçalanacağına inanıyor ve bu sayikle Türk toplumunu şartlandırmaya devam ediyor. Bu, 85 yıllık ‘efendilik’ ve devleti sahiplenme politikalarının sonucudur. ‘Kürt sorununun’ barışçıl sürece girip nihai çözüm yönünde ilerlemesi aynı zamanda Türkiye’de demokratikleşme sürecine ve sivil toplumun güçlenmesine de büyük katkıda bulunacaktır. Adı geçen bu güçler, gelişen sürecin kendi aleyhlerine olduğunu çok iyi biliyorlar.
Türkiye toplumunun çoğunluğunun da buna hazır olduğuna inanmıyorum. Devlet olarak on yıllarca Kürtleri yabani, şiddet yanlısı ve sonuçta da terörist olarak göster; şehit asker törenleriyle toplumu Kürtlere karşı kışkırt; linç girişimlerinde bulun; Türkleri, Kürtleri boykota çağır; eğitim sisteminle insanları devlete kul yap; o zaman nasıl olur da bu zihniyet ve toplumsal ruh hali birkaç yıl sonra yerini toleranslı, çoğulcu, katılımcı ve çok kültürlü düşünce tarzına bırakabilir? Bu değişimin olabilmesi için öncelikle yeni bir eğitim sistemiyle birlikte, devletin katı üniter yapısının değişime uğraması, yeni demokratik, eşit ve katılımcı bir anayasanın hazırlanması, zorunludur. Bu Kürtlerin, diğer etnik ve dinsel kimliklerin yasal ve anayasal olarak tanınması ile mümkündür.
Toplumun demokratikleşme sürecine en önemli katkılardan biri il ve ilçe belediyelerinde katılımcılığın, sivil toplumun güçlenmesini sağlayacak, Avrupa Birliği üye ülkelerinde uygulamada olan Yerel Yönetimler Yasasının TBMM gündemine getirilerek yasalaşmasını sağlamaktır. Bu yasa sadece Kürtleri değil aynı zamanda tüm Türkiye toplumunu yakından ilgilendiriyor. Bu yasa, sivil toplumun, demokratik, çoğulcu, katılımcı toplumun önemli bir sac ayağıdır.
AKP Hükümetinin, devletin bu aşamada kesin çözümü getirecek bir strateji ve plan yerine, bazı somut adımlarla desteklenen bir yaklaşım sonrasında Kürt toplumunu kazanmaya çalışacağı açıktır. Bu adımları atanlar ‘bak aşamalı olarak sorunu çözüyoruz ve bu süreçte somut adımlar atıyoruz’ diyeceklerdir. Bu somut adımların Türk toplumuna etkisi ölçülecek, zamanla da önyargıların kırılması sağlanacak. Geçen dönemde atılan bazı somut adımlar hükümetin ve devletin bu yaklaşımlarla hareket edeceği intibasını güçlendiriyor.
25 yıldan fazla süren bir iç savaşın her iki topluma verdiği maddi ve manevi zararların yanı sıra ruhsal bunalım ve bu sürede oluşan karşılıklı düşmanlık duygularının giderebilmesi için başta devlet ve Türk toplumu, geçmişi ile yüzleşmeli ve hesaplaşmalı. Benzer konu elbet Kürt toplumu için de geçerlidir.
Hükümetin ‘Kürt Açılımı’ konusunda Kürt kesiminde oluşan şöyle bir kanı var: Erdoğan, ‘Kürt Açılımı’ projesini Öcalan’ın 15 Ağustos’ta kamuoyuna sunmak istediği ‘Yol Haritası’ndan evvel alelacele hazırlayıp kamuoyuna sunmak istiyor. Ben aksi görüşteyim.
Hükümetin, daha doğrusu devletin 29 Mart seçimlerinden sonra geniş kapsamlı bir ‘Kürt paketi’ni hazırlayıp uygulamaya koyacağı biliniyordu.
Öcalan ve Partisi de bunun farkındaydı. Bu nedenle bir taşla iki kuş vurmak istiyorlar.
Öcalan ‘Yol Haritası’ projesiyle hükümeti ‘Kürt Açılımı’ konusunda zorlamayı ve açıklandıktan sonra da benzer bir yol haritası çizmeyi amaçlıyor.
Sonuç olarak şunu söyleyebilirim. Her iki taraf da gerekli ve gerçekçi bir çözümün yolunu açacak ve çözüm sürecini hızlandıracak bir planı kamuoyuna sunmayacaklar.
Özde AKP Hükümetinin, açılım konusunda ne Öcalan’ın yol haritasına ve ne de akil adamlara ihtiyacı var. Kürt toplumu eşit haklar istiyor; siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik alanlarda istemleri yıllardan beri belli. Devlet bir şeyler hediye etmiyor; o, yüzyılı aşkın bir süreden beri yapılan haksızlıkların, baskı ve zulümlere karşı verilen haklı mücadelenin istemlerini yerine getirmekle yükümlü; bunu da yaparken kaale alması gereken Kürt halkı ve onun haklı istemleridir.
Kanımca buna rağmen her iki taraftan gelecek olumlu öneri ve adımlar desteklenmeli, ki bunların çözüm sürecine katkıları şüphesiz vardır; ama bunlarla da yetinmemeli, bir yandan Kürt Sorunun nihai çözümünü getirebilecek süreç hızlandırılmalı, diğer yandan da paralel olarak Türkiye’nin demokratikleşmesi, güçlü ve istikrarlı bir sivil toplumun oluşması için mücadele sürdürmeli.
Yazı dizimin üçüncü bölümünü her iki toplumun ruh haline, geçmişle yüzleşme ve hesaplaşmaya ayırmak istiyorum.
29 Temmuz 2009
Almanya
Önerdiklerimiz
Belge: 1
BAŞKANLIK KONSEYİNE,
Arkadaşlar,
Uzun süredir size kapsamlı bir rapor yazma ihtiyacındaydım. Ama bir yandan bazı gelişmelerin biraz daha netleşmesini bekledim, bir...
Kısa Açıklama:
Aşağıda okuyacağınız mektup ve raporlar, 1999 yılında yazıldı. Bir döneme tanıklık etmektedir. Bu belgeler, İmralı sürecinin o günkü koşullarda...
Aşağıda okuyacağınız yazı, yaklaşık 20 yıl önce yazılan "Diyarbakır Zindan Direnişi" adlı kitaptan alınan bir bölümdür. Virgülüne dahi dokunmadan olduğu...
Cemil Gündoğan imzasıyla “Kawa Davası ve Kürtlerde Siyasi Savunma Geleneği” adlı kitap Vate Yayınevi tarafından yayınlandı. Kitabın adının ikinci bölümü...
Gece karanlıktı, zifiri karanlık. Hava ağırdı. Teslimiyet ve ihanet kol geziyordu. Daha çok da zindanın üzerine çökmüştü. Sadece gece değil,...
| Önerdiklerimiz 2
M. Can YÜCE / Bugün 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Eyleminin on yedinci yıldönümü. Değerlendirmeme başlarken öncelikle bu büyük...
Aşağıda okuyacağınız yazı, yaklaşık 20 yıl önce yazılan "Diyarbakır Zindan Direnişi" adlı kitaptan alınan bir bölümdür. Virgülüne dahi dokunmadan olduğu...
Gece karanlıktı, zifiri karanlık. Hava ağırdı. Teslimiyet ve ihanet kol geziyordu. Daha çok da zindanın üzerine çökmüştü. Sadece gece değil,...
Not: 10 yıl önce kaleme alınan bu değerlendirmenin bugün için de geçerli olduğuna inanıyoruz. Sosyalistê Şoreşger,12 Eylül 2008 ÖnsözAşağıda okuyacağınız...
| Kitap
Romana "Kela Hawaran" ya Zeynel Abidîn derket...
Romaneke Zîndana Amedê ya bi navê Kela Hawaran ji nav Weşanxaneya Han ya li Berlîn...
"Pîr Sûltan Evdal im, ez bi peyman im"
KNN/Pirtûk/ Dîwana hozan û feylesofê mezin yê ji warê bakûrê Kurdistanê Sêwasê...
Pírtûk-Roman/ Van roja Weşanxana DENG beşa duda ya romana Eskerê BOYÎK a nû XERÎBÎ weşand. Beşa ewlin: XEZEBA XWEDÊ, GUNDÊ...
Min ji bêriya te paywend kevin kirin/ Ahmed Arif
Kurdistan News-KNN /Pirtûk/ "Krîvo, wilo binîvs rewşên min / Rêwayet tê...
Kurdistan News -KNN/ Roman/ SÎMYAGER, PIRTÛKA KU KARWANIYEKÎ EW ANÎBÛ, girt destê xwe. Bergê pirtûkê tunebû, lê dîsa jî wî...
|