|
25 Aralık 2009
TEMEL DEMİRER / “Apaçık fikirler sevilmez.”[1]
“Almak istediğimiz görüş, ‘Kürt açılımı’nın son olarak mecliste görüşülmesinin ardından vardığı boyutlar... Meseleye ilişkin Türk aydınlarından görüş almak istedik, sizin de düşüncelerinize başvurmak istedik,” diyorsunuz… Öncelikle belirtmem gerek: Ben “aydın” değilim; bildiğim kadarıyla da, aydın’ın “Türk’ü, Kürt’ü” olmaz, olamaz; olursa da aydın olmaz… / Gelelim sorunuza: Meclis’te, her zamankinden farklı bir şey olmadı; bağırıldı, çağırıldı; sonuç yine “hiç”!
Her ne kadar kimi liberal hempalar “Buna da şükür!” diyerek “demokratik açılımın ilk adımlarının” atıldığını birbirlerine muştulasalar da 13 Kasım 2009’da meclis’te “açılım” falan yapılmamıştır; yapılması da mümkün değildir.
Böyle olmasında da şaşırtıcı bir şey yok; çünkü AKP, resmi ideolojiyi kerteriz alan düzen içi düzenlemeler ile serbest piyasacı/ liberal İslâmcı muhafazakârlık çerçevesinde ve ABD’nin Ankara Büyükelçisi James Jeffrey’in, ülkesinin PKK’ya karşı ne yapabiliyorsa yapacağını ve bu konuda Türk yetkililerden gelecek somut önerilere açık olduklarını söylediği eksende bir “ABD paketi”ni hayata geçirmeye çalışıyor…
Gerçekten de olup-bit(mey)ene ilişkin olarak, “Makyaj değişikliğine değişme denemez” vurgusuyla ekliyor Aysel Tuğluk: “Muhatapsız çözüm çerçevesinde gerçekleşiyor her şey.”
Bu “açılım” da, daha önceki “realite yaygaraları” gibi yarım kalma tehlikesiyle karşı karşıya; hoş tamamlansa ne olacak ki?
Aslı sorulursa orta yerde, parçalanmış egemen iktidar bloğunun tulûatı varken; mevcut Türkiye tablosunda “Kürt Sorunu’nu çözme olasılığı sıfırdır.
Unutulmasın ki, “Çözülsün” demek, çözüm için yeterli olmayabilir.
Kaldı ki, bir kez daha yani yine, yeni, yeniden bir “Kürt açılımı” hadisesi ile karşı karşıyayken; manşetler, köşeler yıkılıyor, TV programlarından ve oralardaki ahkâmlardan geçilmiyor…
Kimse kusura bakmasın, söylemek zorundayım, bu karşılıksız ve egemen boyunduruğu sorgulayıp, mahkûm etmeyen kuru gürültüler, çözüm yolunda umutları, seraba dönüştürüyor.
Tıpkı “Ahmet Kaya’yı linç eden güruhun önde gelenlerinden biri olan” Mahsun Kırmızıgül’den “Eski ülkücü, Çiller’in sarfettiği ‘Devlet için kurşun atan da yiyen de şereflidir’ faşist sloganının patent sahibi” Mümtaz’er Türköne’ye “Kürtçülük Esnafları!”[2] diyen Ersin Tokgöz’ün; Atina’da ölürken, ‘Diyarbakır’a gömüleyim’ vasiyetinde bulunan Kürt müziğinin ustası Ermeni sanatçı Aram Tigran’ın ve Hrant’ın ortaya koyduğu üzere…
Herkesin gördüğü, bildiği gibi AKP’nin yaygaraları bir “açılım” falan değil, olsa olsa, “kamuoyu çalışması”dır.
AKP ve temsil ettiği zihniyet, “Kürt Meselesi”ni açık konuşalım dese de, hâlâ yakıcı gerçekleri telaffuz etmekten kaçan bir milliyetçi tutumun ötesine geçememiştir ve geçmesi de olası değildir.
PKK’ye “Silah bırak” çağrısı yapan Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un, açılımdan tedirgin olanlara “Merak etmeyin TSK var,” dediği koordinatlarda, AKP’nin siyaseten sıkıştığını düşündüğü anda milliyetçilik bayrağını eline alıp sallamaya başlaması; “açılım”dan “kapanım”a doğru bir yönelişe işaret ederken; “uvertür tanıma siyaseti” yerini daha sonra amansız bir baskı siyasetine bırakma riskiyle yüklüdür…
Tam da bunun için DTP, “Hükümetin açılım dediği, resmi söylemin allanıp pullanmasından ibaret kalmaya adaydır,” derken önemli bir doğrunun altını çizmiştir.
Toparlarsak, “açılım” dedikleri bir “milli birlik” projesidir; bir AKP kalemi, liberal Cengiz Çandar’ın açıkça belirttiği üzere, “Konu, Türkiye Kürtlerinin Türkiye’ye ‘re-entegrasyonu’ meselesidir. 80 küsur yıllık ‘asimilasyon politikası’ yürümedi. Yürümeyecek. Evet, konu, Türkiye Kürtlerinin Türkiye’ye ‘re-entegrasyonu’ ile ilgilidir. ‘Kürt Açılımı’ndan murad edilen de budur zaten...”[3]
Temmuz 2009’da -AKP’nin pozisyonuna dair- bir gazete manşeti, “Kürt sorununda ses var içerik yok” demişti; doğrudur; hâlâ da böyledir…
Başka türlü de olması mümkün değildir; çünkü, “değiştirilemez” ve “hatta değiştirilmesi teklif dahi edilemez” maddeler arasında olan Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 3. Maddesi, bir “kutsallık zırhı”dır; bu da “Üniter Devlet=Türk Ulus-Devleti” denklemidir…
Denklem bu oldukça soru(n) açımlanıp, çözümlenemez…
İyi de ne mi yapmalı?
Öncelikle ve ilkin çözüm temelinin siyasi eşitlik ve yeniden yapılanma olduğu konusu ısrarla, tekrar tekrar vurgulanmalı; bundan asla vaz geçilmemeli; asla geri adım atılmamalı…
17 Kasım 2009 15:21:38, Ankara.
NO T L A R
[*] Sosyalîzm û Azadi, Yıl:2, No:2009-8, Aralık 2009…
[1] Stanislaw Jerzy Lec.
[2] Ersin Tokgöz, “Kırmızıgül’den Türköne’ye Kürtçülük Esnafları!”, Radikal, 26 Ekim 2009, s.2.
[3] Cengiz Çandar, “Türkiye’de Kürtler: Asimilasyon İflasından Re-entegrasyona...”, Radikal, 23 Ağustos 2009, s.9.





