| 28 Haziran 2009
Medya sadece medya değildir.
Günümüzde ulusal ve uluslararası çeşitli etkinlik ve kurullarda (oturum, konferans, asmpozyum, vb. gibi) kadının medyada gerekli biçimde ya da hak ettiği tarzda yer alıp almadığına ilişkin bir tartışma artık yapılmıyor. Herkesin ortak inancı tartışmasız bir şekilde medyanın kadın cinsini sermayenin çıkarları için fiziksel-cinsel bir nesne olarak kullanıp, her yeni yayında bunu yeniden üreterek çoğalttığı ve kadın cinsinin de bundan olumsuz olarak etkilendiği yönündedir.
Reklâmlardan başlayarak haber programlarına varıncaya değin, medyanın sermayesini yoğunlaştırmada kadını bir araç olarak kullanmasının, öncelikle kadınlar başta olmak üzere toplumun diğer kesimleri üzerinde ne gibi sonuçlar yarattığını, uzman çevrelerin tespitleri ve gözlemlerimize dayanarak irdelemek mümkündür.
Birincisi nesneleştirilen kadın olunca iletişimin en kolay dokunduğu toplumsal kesim de haliyle kadın olmaktadır. Medyada yer alan kadın modellerine göre 7'den 70'e tüm kadınlarda kendini beğenmeme, kendi fiziğiyle barışık olmama durumu başta gelmektedir.
Kadınlar gerek televizyon ekranlarında, gerek gazete sayfalarında gördükleri kadın kalıbına kendilerini uydurabilmek için saçından tırnağına kadar vücut parçalarıyla oynamaya, onlara renk ve biçim vermeye başlar. Zamanını olduğu kadar, elde ettiği parayı da "bakım" adı altında gösterişe, kozmetiğe harcar. Hande Bolak Boratav'ın dediği gibi "güncel cinsiyetçilik miti artık ‘evcilik miti' değil, ‘güzellik miti'dir." Boş zamanlarında evde ya kendine biçim vermekle uğraşır ya da kuaföre randevu alır. Dolaysıyla kadın/kadınlar bu türden genel bir uğraş içine girmekle toplumda kendilerini fiziki görünümleriyle tartıştıran /konuşturan bireyler durumuna indirgemiş olurlar. Yani kadın açısından bir tür nesneleşme, toplumsal ilerleme ve üretim sürecinin dışına kayarak dolaylı olarak erkek egemen kuralların daha çok etkisine kayma şeklinde bir ilişki ortaya çıkar.
İkincisi medya erkeğin kadına bakış açısını da değiştirir. Erkek için kadın fiziki özellikleri yani görünüşüyle ön planda olan, bu yanıyla değerlendirilen bir cins haline gelir. Erkek için kadının toplumsal varlığı ve değerinin yerini vücut ölçüleri, medyanın istendik kadın görüşü alır ki, bu da onun -erkeğin- psikolojik durumuna baskı yaparak seçici davranmasına neden olur. Ekranlarda terk edildiğini, aldatıldığını söyleyen kadınlara ‘kendine bak ki kocanın gözü dışarı alışmasın', ‘canım adam gelince sen de biraz süslen, dudağına bir ruj filan sür' gibi söylemlerle, erkeğin kadına bakış açısı bir bakıma haklılaştırılmış olur. Burjuva medyanın güzellik kalıplarına yakın olmamak kadına erkek tarafından yapılan hakaret ve aşağılamayı dolaylı yoldan da meşru ve mazur görülmesini beraberinde getirmiş olur.
Medyanın kadın tiplemesine ilişkin sürekli gerçek hayattan kopuk, kalemle çizilmiş, fırçayla boyanmış gibi kadın modeller sunması erkeğin de gerçek hayat içerisinde bu modellere uygun sevgili, eş kadın arayışını yani medyanın güzel tiplemesini "güzel iyi kadın" şeklinde algılamasını doğurur.
Bir bakıma medya izlediği yayın politikasıyla kadını erkeğe daha bir bağımlı kılar. "Güzel olmak" kadın için amaçlanan toplumcu bir etkinlik olarak sunulunca, söz konusu etkinliğin erkeğe yaranacak, onun hoşuna gidecek tarzda sonuçlanması amacın gerçekleşmesi açısından önemlidir. Başka bir deyişle kadın erkek için güzel olmak durumundadır. Erkek için ise iyi kadın "güzel" olan; elde edilmesi, sonrasında ise himaye edilmesi gereken bir nesne gibidir.
Toplum yaşamında iletişim teknolojisinin erişmiş bulunduğu yüksek seviyenin etkisiyle medya çok etkili bir güçtür. Evvelinden "dördüncü kuvvet" diye addedilen medyanın, geniş toplum kesimlerini etkileme ve yönlendirmede birincil güç haline geldiği dönemler bile olmaktadır. Bütünüyle yayın politikası içinde kadını ele alış tarzı da toplumda bu açıdan belli bir yaklaşım tarzının oluşmasına neden olabiliyor. Evde, işyerinde, düğün, nişan, eğlence gibi ortak toplum etkinlikleri alanında kadın, güzelliği ya da şıklığı ile değerlendirir. Medyanın kadına biçtiği rol uzun yılların yayın anlayışı yoluyla bir bakıma kanıksatılmış bulunduğundan, sıradan kadının da kendisi hakkında böylesi bir değerlendirilmeye bir itirazı olmamakta, aksine mutluluğu böylesi yaklaşımlara has sözcüklerde bulmaktadır.
Çalışma koşulları içerisinde kadının iyi bir statü edinmesi için fiziksel görünüme önem vermesi açıkça dayatılır. Çay servisi ve temizlik hizmeti gibi kol emeğinin etken olduğu iş alanlarına kabul edilmek için kadınların görünüşü/güzelliği de kıstas alınmaya başlanmıştır. "Prezantabl" olmadığı için işe kabul edilmediğini, işyerinde cinsel tacize uğradığını söyleyen kadınların sayısı her geçen gün daha da artmaktadır.
Medyada "mutlu kadın", "güzel kadın", "erkeği baştan çıkaran kadın" sunumu çerçevesinde odaklanan kodlamaların bir sonucu olarak güzelliğin, cinsel tacizi haklılaştırıp meşrulaştırması gibi toplumsal bir davranış tarzını ortaya çıkarmaktadır. Artık işyeri, sokak, toplu taşıma araçları gibi toplumsal yaşam alanlarında kadınlara yönelik gözle, elle yapılan cinsel tacizin altında çoğunlukla "güzele bakmak sevaptır" ya da "böyle açık giyinirsen olacağı bu" gibi söylemlerde olduğu gibi doğallık görüntüsü verilen söylemlerle dışa vurulmaktadır.
Medyanın kadın politikası yetişkin olduğu kadar, geleceği kadınları olan kız çocuklarının ruh ve beden sağlığının gelişimi üzerinde de olumsuz etkiler yaratmaktadır. İncelmek veya ince kalmak için büyüme çağındaki kız çocukları diyet pozisyonunda beslenmeye yeltenmektedir. Buna bağlı olarak da tıp dilinde anoraksıya diye adlandırılan kilo almamak durumu kızlarda alt yaş seviyesine doğru artış göstermektedir. Aynı şekilde yine kız çocukları saç şeklini değiştirme ve boyama, kaş ve kirpikleriyle uğraşma, cinsel dikkati üstüne çekecek kıyafet giyme gibi rollerini düne göre bugün daha erken yaşlarda üstlenmeye başlamışlardır. Kız ve erkek çocukların mankenlik için yarıştırıldıkları etkinliklerde 5 yaşındaki kız çocukları bile yetişkin mankenlerin biçim ve davranışları taklit ettirilerek podyuma çıkarılmaktadırlar.
Kız çocukları medyanın kadın modelini küçük yaşlarda benimasmeye başlarsa elbette ki erkek çocuklar aynı duygusal etkileşimin dışında kalamaz. Tıpkı onlar da yetişkin erkeklerin bu konudaki anlayış ve yaklaşımını özümseyeceklerdir. Aynı sırada eğitim gördüğü sıra arkadaşı bir kızı çocuk arkadaşı olarak görmek yerine fiziğini inceleyeceği, dokunacağı, beğeneceği; kendisini bir erkek olarak gördüğü gibi kızı da yetişkin bir kadın gibi algılayabilmektedir. Tüm bunların çocukların ruhsal ve bedensel gelişimine ilişkin çarpıklık yaratmadığını kimse iddia edemez. Tabi, çocukların saflık içeren samimi hoşlanma duyguları bir yana bırakılmak koşuluyla.
Çok kanallı renkli televizyonların bundan 15-20 yıl öncesinde ilk yola çıktıkları dönemde, kadın cinsi açısından ortalıkta böylesi görünür sonuçlara çarpmamız henüz olanaklı değildi. Medya sermayesini var eden rekabet hızlandıkça kadın cinsi o denli etkili bir malzeme olarak işlendi. Bugünden yarına, yukarıda belirttiğimiz bu genel tabloya ek olarak söylenecek şeylerimiz mutlaka olacaktır.
1 Haziran 2009





