GÖSTERİ SİYASETİ VE GERÇEK

Yazdır PDF

radUsar Şener / Üstteki başlık 17 Ocak 2010 tarihinde Radikal iki’de yayımlanan Aysel Tuğluk imzalı makaleden alınmıştır. Kürd “meselesi”ne ilişkin değerlendirmelerin yer aldığı makalede aşağıdaki görüşler aktarılmaktadır: 

-           Kürt meselesinde “uzman körlüğü” olarak adlandırılabilecek sorun “gerçeğin bir tarafına yoğunlaşmanın etkisiyle resmin bütününü görememe” sonucunu doğurmaktadır. Devletin tarihsel politikalarından vazgeçemeyeceği yargısına sahip olanlar olanı-olabilecekleri; “tamam artık sonuna geldik” kanaatindeki aşırı iyimserlerin ise olmayanları-olamayacakları görememektedirler.

-           “Kürt meselesi artık çözüm sürecinde! Şu veya bu şekilde önümüzdeki birkaç yıl içerisinde çözülmek zorunda.”dır.“Taktik hamlelerle bazı olumlu sonuçlar doğsa da, tarafların stratejileri açısından” durum hiç de iç açıcı değildir. “Ancak stratejilerdeki bu gerilimin benzer sorunların çözüm yolundaki kırılma anlarına tekabül ettiğini söylemek abartı olmayacaktır.

-           Taraflardan biri olan devletin stratejisi “Önce silahları bırakın sonra yasal düzenlemeleri yapalım”, diğeri olan Kürtlerin stratejisi ise “önce yasal güvenceler verin sonra silahları bırakalım”dır. “Her iki tarafın stratejik konumları neredeyse birbirine tamamen ters” ve uzak olsa da “çok büyük bir yakınlık içermekte”dir. Durum “çocuk oyunlarından hatırlanılan “önce sen bırak” zıtlaşmasına benzemektedir. “Kürt meselesinde böylesine birbirine uzak ve bir o kadar yakın olunan bir eşik” “çözümün kuantum anıdır bir bakıma”.

-           “Acilen” kurulacak bir “akil insanlar konseyi/inisiyatifi” stratejik hatlarını korumaya çalışan tarafların “mücadele biçimlerini” değiştirebilir;  çözüm zemini yaratabilir. Siyasi aktör konumundaki AKP ve BDP’nin dil ve söylemlerine azami ölçüde dikkat etmeleri durumunda strateji farklarının yarattığı gerilim yerini “her iki stratejinin buluşabileceği” bir ortama bırakabilir.

-           “Bizimkiler” hoşlanmasa da “yeni şekillenen dünyada eskisi gibi davranmak her açıdan sorunlu hale gelecektir”. Kürt siyasetinde demokratik mücadele yöntem ve güçlerinin belirleyici olduğu bir aşamaya evrilme konusu ciddi ciddi düşünülmelidir.

 Görüldüğü kadarıyla sayın Tuğluk’un bizzat kendisi makalesinde işlediği “uzman körlüğü”nden muzdariptir ve meselenin reformist tarafına fazla yoğunlaşmanın etkisiyle Kürd halkının ulusal ve toplumsal taleplerini gözden kaçırmaktadır.

 Bir tür polyannacılık içeren çelişik görüşlerini “akil insanlar inisiyatifi” çağrısına ulaşabilmek adına sıralayan Tuğluk, bu bağlamda Kürd meselesini de bir oyun basitliğine indirgeyerek açıklamaktadır.

 Taktik adımlar olarak nitelediği olumlu bazı gelişmeler dışında, “Her iki tarafın stratejik konumlarının neredeyse birbirine tamamen ters” olduğunu, Türk devleti ve Kürdlerin stratejik konumlarında “hiç de iç açıcı olmayan bir gerilim” bulunduğunu belirttikten hemen sonra her nasılsa bu gerilimin “çözüm yolundaki kırılma anlarına tekabül ettiğini” ifade edebilmektedir. Bu temelsiz yargı yeni bir teslimiyet beyanı olarak tercih edilmediyse, “kırılma anı” saptamasının abartı, hatta gerçek üstü olduğu rahatlıkla söylenebilir.

Çünkü, iddia edildiği gibi, ne Kürd meselesi “artık çözüm sürecinde”dir, ne de “önümüzdeki bir kaç yıl içinde şu veya bu şekilde sonuçlanmak zorunda”dır. Bu temenni olsa olsa Tuğluk’un temsil ettiği siyasal görüşün yanılsamasının bir dışa vurumudur. Gerçekte olan ise, “bizimkilerin” tabiriyle, öncelikli hedefi Kürdistan üzerindeki egemenliğini sürdürebilmek olan sömürgeci Türk ırk devletinin tüm parti ve kurumlarıyla uyguladığı bir “milli birlik ve beraberlik” projesinden ibarettir. Faşist TC, Tuğluk’un ifade ettiği şekliyle iki taraf olduğunu kabul etmediği gibi, “önce kim bırakacak” aşamasına da hiçbir zaman gelmemiştir. Aksine, özünü kirli bir demokrasi söylemi ile maskelediği Kürd ulusunu inkar ve imha politikasını dönemsel iktidar çatışmalarını aşan bir devlet iradesiyle uygulamaktadır.

 Emperyalizmin bölgesel politikalarıyla da uyumlu kılınan bu tutarlı sömürgeci zihniyet, karşısına omurgasız bir “gösteri siyaseti”yle çıkıp muhatap alınmayı ve taraf olmayı uman Kürd reformizmini ciddiye almamaktadır. Bu yanıyla TC, “çözümün kuantum anı” gibi hayal ürünü savları geçersiz kılacak şekilde, aynı sömürgeci mesafeyi, aynı uzaklığı korumaktadır.

 “Yeni şekillenen dünya”daki stratejik eksenini uzunca bir süredir emperyalizm ve sömürgeci Kemalist düzenle “şu veya bu şekilde” uzlaşmak olarak belirleyen hakim Kürd siyaseti, sömürgeci düzenin sınırlarına sığmayan Kürd meselesini reformist bir çözümsüzlüğün içine hapsetmeye çalıştıkça içler acısı bir teslimiyet sarmalına girmektedir. Her aşaması TC’nin kontrolünde olan bir stratejik “ip çekme oyunu”nda Kürd tarafına düşen, gönülsüzce tuttuğu ipteki gerginliği azaltmak için adım adım düşmanına ve onun düzen içi politikalarına yanaşmaktır.

 Oyunun sonu “iki stratejinin” TC hattında “buluşma”sıdır.

 Tuğluk’un “Türkiyelileşme vizyonu”nun bir gereği olarak müjdelediği “uzak bir o kadar da yakın” çözüm, sömürgeci düzenin çerçevesini uzunca bir süre önce çizdiği bireysel haklar sınırını aşma imkan ve gücüne sahip değildir. Bu sebeple makalede önerilen “mücadele biçimi” değişikliği, Kürd ulusunun bir asırlık ulusal ve toplumsal taleplerini gerçekleştirebilmek için ertelenemeyecek bir zorunluluktur.

 Ancak bu değişiklik, Tuğluk’un işaret ettiği “akil insanlar inisiyatifi” aracılığıyla yönetilen yeni bir diyalog girişiminden daha fazlası olmalıdır. Zira, böylesi bir girişimin diğer sayısız çağrı gibi mutlak bir teslimiyet ve tasfiye seçeneğiyle yanıtlanması kaçınılmazdır.

 Asıl değişiklik, Kürd ulusal mücadelesini Türk ve Kürd burjuvazisinin yedeğine alarak geçmiş kazanımları tüketen reformist mücadele biçiminde yapılmalıdır. Demokrasi ve açılım söylemini kirli savaşın ileri bir aşaması olarak kullanan TC ve burjuvazisiyle bütünleşme siyaseti bir an önce terk edilmeli, Kürd emekçi ve ezilenlerinin devrimci ulusal kurtuluş mücadelesi yeniden öne çıkarılmalıdır.

 “Gösteri siyaseti”nin kaybettirdiklerini yeniden yaratmanın, dayatılan kısır döngüyü aşmanın devrimci direniş ve programdan başka bir yolu yoktur.