Gazze'de vahşetin..

Yazdır
PDF
Gazze'de vahşetin önü arkası- Haluk Gerger

Türk basını timsah gözyaşlarının her satır arasında sinsi bir zehiri kusuyor: "Orantısız güç kullanıyor ama özünde, ateşkesi bozan ve saldıran Hamas'a karşı yapıyor askeri müdahalesini İsrail." Ne ikiyüzlülük, ne sahtekarlık, ne izansızlık! En mide bulandırıcısıysa, şu "orantısız güç kullanma"yı eleştirme gözboyacılığı. Şiddet kullanımını inceden inceye onaylamanın ve bu arada vicdanı temizleyip kurbanın ağzına bir parmak acı bal çalmanın, insanları insan aklına hakaretle dolandırmaya cüret etmenin tiksindirici kurnazlığı bu.

Hamas sözcüsü çırpınıyor ‘son altı aydır tek bir İsrailli ölmedi' diye ama bir defa vicdanlar sağırlaşmış onu duyan yok. Abluka altında bütün yaşamı acımasız bir şiddetle örülen Gazze'de çocuklar, yaşlılar, hastalar her gün ölürmüş kimin umurunda. İsrail yetkilisi, alay ediyor, "bir insanlık felaketine izin vermeyeceğiz" diyor. Filistinli "evet" diyor, "bizi insandan saymadıkları için bir insanlık krizi sözkonusu değil İsrail açısından."

Ama dillere pelesenk olan, yine de "orantısız güç." Sahte gözyaşlarından süzülen hep aynı nakarat: ah şu "orantısız güç" kullanımı. Durup dururken, ne gerek var işi dünya kamuoyu önünde böyle zora sokmanın. Yavaş yavaş, zarif, sessiz ve derinden, "orantılı" götürmek varken temizliği. Zaten birbirlerini vuruyorlar, kıstırılmışlar bir cehennem girdabına. Hamas'ı yok etmenin de bir uygar yolu olmalı.

Siyonistler haklı; esef ediyorlar, kızıyorlar acemi ve cahil gönüllü propagandistlerine. Görüntüde Hamas'a yönelik bir askeri operasyon ama stratejik anlamı başka, bu vahşi saldırının. Orantısız falan değil, aksine tam da amaca uygun yapılanlar, hedef tam onikiden vuruluyor, yani doğrudan halkın kendisi hedef alınıyor.

Ne istiyor o zaman İsrail? Siyonist Devlet, Filistin halkının iradesini kırmak istiyor öncelikle. O'nun tarihsel belleğinde, ruhi şekillenişte, ideolojik mirasında yer etmiş direniş kararlılığını, o iradeyi kırmak peşinde saldırıyor. Savaş nedir ki? İradelerin mücadelesi değil mi? Amaç, bir tarafın ötekinin iradesini kırmak, kendi iradesini dayatmak, üstün kılmaktır savaşlarda. Güç araç, savaş yöntemdir burada. Savaşların politik özü burada saklıdır ve militarist İsrail iyi biliyor bunu.

"İrade" soyuttur, ya da tek başına, işlevsizdir. Ona hayat veren, onu somutlaştıran, ete kemiğe büründüren, maddi güce dönüştüren, örgüttür, örgütlü mücadeledir. İşte Hamas da o somutluğu ifade ediyor bugün. İsrail, somut olanı ezmek ve fakat esas olarak da, onun kaynağında olanı, Filistin halkının direniş kararlılığını yok etmek istiyor, onun iradesini kırmayı ve kendi iradesine tabi kılmayı hedefliyor. Bu nedenle savaşı sürdürüyor.

Siyonist Devlet, işgal ettiği alanlardan çekilirken, Filistin Ummanı'nın direniş dalgaları altında askeri varlığını sürdüremeyeceği gerçeğinden hareket etmişti. Bir Filistin Devleti'nin kurulmasını da aynı gerekçeyle kabullenmek zorunda kalmıştı. "Bu yolla bir yumuşama/yumuşatma yaratamazsak kendi varlığımızı tehlikeye atmış oluruz" diye açıklanmıştı en yetkili ağızlardan bu stratejik yönelim.

Bu strateji, "Filistin halkının egemenliği"nin, bağımsız bir Filistin Devleti'nin varlığının kabulüne dayanmamaktaydı elbette. İradesi kırılmış ve uydulaştırılmış bir Filistin yaratmaktı hedef. Bu, İsrail'in şiddetine tutsak edilmiş, giderek, Siyonist iradeye tabi kılınmış ve köleleştirilmiş, bu manada "insansızlaştırılmış" bir "doğal uzantı" olacaktı zamanla. Hitler'in aradığı türden bir "yaşam alanı" (Lebenstraum) yaratmaktı mesele. O'nun "Doğu'ya yönelişi" (Drang Nach Osten), Siyonizmin bugünkü "Gazze ve Batı Şeria'ya yönelişi" olarak tezahür ediyor. Bunu kabullenmeyen "irade" ise, yok edilmeliydi. Ablukayla, açlık, hastalık, yoksulluk, yoksunluk ve yolsuzlukla; baskıyla; en acımasız şiddet uygulamalarıyla; umarsız bırakmakla; yalnızlaştırmakla; en çok da umudu yitirtmekle ve akla gelebilecek her yolla, dayatılmalıydı bu.

"Filistin Devleti" fikri, kendine de bir çıkar alanı yaratabileceği umuduyla, işbirlikçi çevrelerde bir yankı bulmuştu ama o "direniş iradesi" yeni örgütlülüğünü ve mücadele yöntemlerini yeniden oluşturarak bozdu uğursuz planı. İsrail'i çılgınca saldırıya sevkeden işte bu gerçeklikti; bir halkın "orantı tanımayan" özgürlük tutkusuydu, köleliğe reddiyesiydi, başkaldırı kararlılığıydı. Kendi bencil ve dar çıkarlarının küçük orantıları içinde hapsolmuş kafaların anlamadığı buydu. İşgal ettiği Filistin topraklarındaki kadim direngenliğiyle kuşatılmış Siyonizm, etrafındaki kendi yarattığı ateş çemberinden ancak gözü dönmüş şiddet çılgınlığıyla çıkmanın yolunu arıyor. İçine düştüğü umarsızlık, tutsak düştüğü ideolojik sapkınlık, müptela olduğu şiddet, genlerine yerleşmiş ırkçılık ve militarizm ile çözümsüzlük bataklığında çırpınıyor. İradesine hükmedemez hale geldiğinde, son bir çırpınışla, bir halkı yok etmeye yöneliyor. Giderek, gerçekleşmesi mümkün olmayan bir hedef peşinde koşarak, savaşı politik özünden kopartıp toplu kıyıma, soykırıma dönüştürüyor. Bu arada, ateş çemberinde tutsak kalmış akrep gibi, kendi çılgınlığında kendini tüketiyor. Mutlaka bir "orantısızlık" aranacaksa, hayatla inatlaşan varlığında, "varlık nedeni"nde (raison d'etre), aranmalı...

Ya Türkiye? Siyonist hançeri bölgede tanıyan ve onunla büyükelçi düzeyinde ilişki kuran ilk bölge (ve Müslüman) ülkesi Türkiye, O ne yapıyor? Gerçekten, nasıl oluyor da böyle kükrüyor o kurulduğu uğursuz günden bu yana, bazen açıktan, çoğu kez de, iç ve dış nedenlerle, emperyalizmin akıl hocalığıyla, kendisine verilen "Truva atı" rolüne uygun olarak, gizliden hep Siyonist Devlet'le işbirliği yapmış Türkiye? Buna suçluların telaşı demek gerek; suç ortaklığında yakalanınca böyle telaşlı tepkiler verilir genellikle. Sen Siyonist Devlet'le askeri, ekonomik, politik, ideolojik, diplomatik işbirliği yapacaksın, onunla aynı safta omuz omuza olacaksın ve fakat şimdi kendini "aldatılmış", "saygısızlık yapılmış" sayacaksın. Acaba hangi "düşman"a karşı ortak askeri tatbikatlar yapılmaktaydı? Acaba Türkiye'deki "eğitim uçuşları" yapan İsrailli pilotlar kimi bombalamak için eğitilmekteydiler? Siyonist Devlet'in ardındaki Amerikan emperyalizmiyle bölgedeki "değer ve amaçlar"ı paylaştığını her defasında açıklayan yetkililer, "Siyonist Devlet"in çıkarlarının savunulması ve desteklenmesinin bu "stratejik ortaklık"ın organik parçası olduğunu bilmiyorlar mıydı?

Şimdi Başbakan "Barış turu"na çıkıyormuş. "Suç ortaklığı"na bir de "hakaret" eklemek değil midir bu? "Siyonist barış"ı pazarlamak, "Batı dayatması"nı masaya sürmek, "Filistin satışı"na müşteri kızıştırmak, kurbanın geleceğini celladına adak yapmaya soyunmak, "diplomatik atak" diye satılıyor ya, bir yanıyla da, içerdeki "tabanı uyuşturma" operasyonu.

Bir de Obama'ya bakmak gerek. Suskun Obama'ya. Etrafını Siyonist Devlet'in kadim dostlarıyla doldurmuş "umut Obama"ya. O "vahşete onay suskunluğu" Obama'nın, göreve başlamasından önce kirini kanla temizleyen İsrail'e şükran borçludur. Belki ardından da ikiyüzlü "timsah gözyaşları"yla sulanacaktır utanası suskunluk; o da, seçim zaferini davul zurnalar eşliğinde kutlayan yeryüzünün lanetlilerine nanik yapması olacaktır...

Son olaraksa, kendimizle hesaplaşmak durumundayız. Bugün, Siyonist Devlet'le ve onun ardındaki emperyalist dünyayla "suç ilişkileri ve ortaklığı"nın tümüyle kesilip atılmasını açıktan savunmayan herkes bilsin ki, tanık olduğumuz ve olacağımız bütün "insanlık suçları"na birinci dereceden ortaktırlar. Öyle sahte gözyaşlarıyla, kınama bildirileriyle, boş sözler ve sloganlarla insanlığımız üzerinde gölge etmeyin yeter...

Mavi Defter / 01.01.09