Sunday, 20 May 2012

Sabit

Bir Dönemin Tanıklığı -2-

AddThis Social Bookmark Button

Belge: 1

BAŞKANLIK KONSEYİNE,

Arkadaşlar,

Uzun süredir size kapsamlı bir rapor yazma ihtiyacındaydım. Ama bir yandan bazı gelişmelerin biraz daha netleşmesini bekledim, bir yandan da yazacağım raporu size sağlıklı bir biçimde ulaştırma sorunumuz vardı. Avrupa üzerinden size bugüne dek en az üç tane rapor gönderdim. Ama bunların size gönderilmediğini öğrendim. Elbette bu çok büyük bir sorumsuzluktur. Ama arkadaşlarımız aynı tutum ve tarzlarından vazgeçmiş değillerdir. Bu raporumda esas olarak son gelişmelerle ilgili görüş ve önerilerimi özet olarak sunmak istiyorum.

Devamını oku: Bir Dönemin Tanıklığı -2-

Bir Dönemin Tanıklığı -1-

AddThis Social Bookmark Button

Kısa Açıklama:

Aşağıda okuyacağınız mektup ve raporlar, 1999 yılında yazıldı. Bir döneme tanıklık etmektedir. Bu belgeler, İmralı sürecinin o günkü koşullarda değerlendirmesi ve bu sürece alınması gereken tavır konusunda önemli ve tarihsel belgeler niteliğindedir. Bu mektup ve değerlendirmeler, aynı zamanda bizim duruşumuzun ve bundan sonraki çizgimizin de bir bakıma özeti niteliğindedir. Üzerinden 10 yıl geçmesine rağmen bu belgeler güncelliğini korumaktadır. Dahası bu on yıllık süreç, bu mektup ve raporlardaki görüşleri, kaygıları ve öngörüleri tamamıyla doğrulamaktadır. Bu belgeler incelendiğinde o dönemde bu görüşleri savunmanın ve bu tutumu anlamanın tarihsel ve politik önemi çok iyi anlaşılacaktır.

Devamını oku: Bir Dönemin Tanıklığı -1-

“KAWA DAVASI SAVUNMASI VE KÜRTLERDE SİYASİ SAVUNMA GELENEĞİ” ÜZERİNE BAZI NOTLAR /M. Can YÜCE

AddThis Social Bookmark Button

Cemil Gündoğan imzasıyla “Kawa Davası ve Kürtlerde Siyasi Savunma Geleneği” adlı kitap Vate Yayınevi tarafından yayınlandı. Kitabın adının ikinci bölümü iddialı bir ad… Kürtlerde Siyasi Savuna Geleneğini ele alıyor. Bu, kendi çapında bir tarih incelemesini de kapsama iddiasını taşıyor.

Peki, Cemil Gündoğan, böyle mi davranıyor? Bu iddianın gerektirdiği özeni, araştırma, inceleme, asgari tanıklarını dinleme ve bunların sonucu ortaya çıkan bilgiler üzerinde bir değerlendirme yapma çabasını gösteriyor mu? Yoksa kafasındaki şablonu tamamlayıcı, vermek istediği mesajı oturtmak için bu iddialı bölümü bir “fon” olarak mı kullanıyor?

Verilmek istenen mesajı kısaca Cemil Gündoğan’ın sözleriyle ortaya koyalım ve bunun ne kadar tarihsel gerçekliklere uygun olup olmadığını bu çalışmanın ilerleyen sayfalarında ortaya koymaya çalışalım:

“Mazlum Doğan ve arkadaşları, karşılaştıkları vahşet sonucunda sadece arkadaşlarına yazdıkları mektupta öngörülerini yapabildiler, yani mahkemede PKK’yi, onun ideolojisini ve politikasını sadece sözlü olarak savunabildiler. Onların arzulayıp da gerçekleştiremedikleri işi, Kawa adına, elinizdeki savunma yaptı denilebilir (Vurgular bana ait-vba-): Bu savunma, Kürt davasının o aşamadaki savunusunu derli-toplu bir propaganda metni halinde mahkemeye sunabildi. Elazığ Kawa davası savunması, şu andaki bilgilerime göre, bunu başarabilen 12 Eylül döneminin ilk siyasi savunmasıdır.(vba)” (Cemil Gündoğan, Kawa Davası ve Kürtlerde Siyasi Savunma Geleneği, Sayfa: 279, Vate Yayınevi, İstanbul, 2007)

Devamını oku: “KAWA DAVASI SAVUNMASI VE KÜRTLERDE SİYASİ SAVUNMA GELENEĞİ” ÜZERİNE BAZI NOTLAR /M. Can YÜCE

DİYARBAKIR ZİNDANLARINDA KİTLESEL DEVRİM: EYLÜL DİRENİŞİ / M. Can YÜCE

AddThis Social Bookmark Button

14temmuz-mahkeme2Aşağıda okuyacağınız yazı, yaklaşık 20 yıl önce yazılan "Diyarbakır Zindan Direnişi" adlı kitaptan alınan bir bölümdür. Virgülüne dahi dokunmadan olduğu gibi yeniden yayınlıyoruz. Diyarbakır Direniş gerçeğinin doğru kavranmasına katkı sunacağına inanıyoruz. 25 Eylül 2008, Sosyalistê Şoreşger

DİYARBAKIR ZİNDANLARINDA KİTLESEL DEVRİM: EYLÜL DİRENİŞİ

Eylül 1983 direnişinden önceki direnişler, bütün görkemliliğine ve muazzam siyasal sonuçlar doğurmalarına karşın, cezaevi statüsünü köklü bir dönüşüme uğratamadılar. Bunun çok önemli ve çeşitli nedenleri var. Yukarıdaki bölümlerde açıkladık ve bu olgu, o direnişlerin büyüklüğünü, görkemliliğini gölgeleyemez. Cezaevinde kurulmuş bulunan statüyü parçalama, dağıtma ve yerine insani değerler ve devrimci kimliğimize uygun bir yaşam kurma onuru Eylül 1983 direnişine aittir. '81 Direnişi, Mazlum, Dörtler ve 14 Temmuz'un yarattığı temel üzerinde gelişen ve bu direnişler zincirinin soylu bir halkası olan Eylül direnişini biraz ayrıntılıca incelememiz gerekiyor. Çünkü bu konuda bugüne dek çok şey söylendi, yazıldı, çizildi. Tabii herkes, kendi cephesinden olaya yaklaştı, baktı. Dolayısıyla olayı kendine yontma, daha fazla siyasal yarar elde etme durumu sıkça görüldü. Bu, zindan gerçekliğinin ve bu bağlamda Eylül direnişinin çarpıtılması ve yanlış gösterilmesi anlamına da geliyordu. Eylül direnişi gerçekliğini, tarihsel gelişme perspektifi içinde irdeleyip grupların konumlarını ve durumlarını tam bir nesnellikle yerli yerine oturtmaya çalışacağız. Böylece bu konudaki çarpıtmalar, kendine yontma hesapları da gerekli yanıtı bulmuş olacak ve devrimci kamuoyu gerçekleri öğrenme fırsatını yakalamış olacaktır. 14 Temmuz büyük ölüm orucu eyleminin sonuçlandırılmasından sonraki gelişmeleri özetleyerek işe başlayacağız.

Devamını oku: DİYARBAKIR ZİNDANLARINDA KİTLESEL DEVRİM: EYLÜL DİRENİŞİ / M. Can YÜCE

HAYRİ’NİN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU[1] / M. Can YÜCE

AddThis Social Bookmark Button

Gece karanlıktı, zifiri karanlık. Hava ağırdı. Teslimiyet ve ihanet kol geziyordu. Daha çok da zindanın üzerine çökmüştü. Sadece gece değil, ufuk da karanlıktı, kapkara bir katran gibi. 12 Eylül karanlığı çökmüştü, ufuklara, daha çok da yüreklere... Gelecek o karanlıkta boğulmak isteniyordu. Bunu çok kısa bir zamanda yapmak istiyorlardı. Biliyorlardı ki her zaman böyle zifiri karanlık bir ortamı yakalayamazlardı. Karanlıkta çokça yol almışlar, neredeyse finale yaklaşmışlardı, değerlendirmeleri buydu. Karanlık korku demekti, karanlık ihanet. Karanlık en iğrenç ve vahşi planların gizlendiği ortamdı. Karanlık, kürdün mezarı...

Yüreklerin karartılması, ihanet için bitek bir tarla haline getirilmesiydi, ufukların karartılmasıyla ise umudun, hülyanın, düşler ülkesinin, ütopyanın ölümü... Özlemlerin, umudun, ütopyanın ölümü ise insanın, en gelişmiş insan olan devrimcinin ölümü, karanlıklar ülkesinin, karanlıklar krallığının eklentisi olmak, onun kulu kölesi olmaktı...

Gece karanlıktı, zifiri karanlık. Yatmamıştı daha. Beton sedir üzerindeki yatağında sırt üstü uzanıyordu. Uykusu gelmiyordu. Bütün ışıklar yanıyordu, ama gece yine karanlıktı, hem de zifiri karanlık, göz gözü görmüyordu, daha çok da yürek gözlerinin körelmesine yanıyordu, ama açmak gerekti. Doktor kendisiydi. Arkadaşları da öyle seslenmiyorlar mıydı kendisine. Kemal’in her “doktor” diye seslenişi kulaklarında yankılanıyordu. Doğrusu bu söyleyişte bir sihir vardı sanki, bir büyü... İçi de bir hoş oluyordu o zaman. Ama aynı zamanda göreve bir çağrı, öncü adımları atmaya bir davet... Doktordu, gözlerinde ışık vardı, zifiri karanlığı yırtmalı, görmeyen gözlere ışık, nasırlaşan yüreklere ateş olmalıydı, hem de Newroz ateşi...

Devamını oku: HAYRİ’NİN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU[1] / M. Can YÜCE