BİRAZ SANAT BİRAZ SİYASET!..

Yazdır PDF

Sadık Varer / sadik4Karikatürcüler Derneği üyesi ve Anadolu Sanatçılar Derneği kurucu üyesi Hasan Seçkin, 77’den bu yana Gırgır Dergisinde başladığı karikatür serüvenini inatla ve dahi ‘imanla’ sürdürüyor.

Kadim dostum Hasan Seçkin, 2008’in 1 Mayıs’ında, dünyanın en uzun karikatürünü çizmeye başladı. Emeğin hikayesini anlatan 1 metre genişliğinde, 120 metre uzunluğundaki bu karikatür, Guinness Rekorlar Kitabının da ‘ilgisini’ çekti

Karikatür, 1Mayıs’ın 120. yılında bitecek, 2009 1 Mayıs’ında emek örgütlerinin dayanışması ile sergilenecekti. Karikatür bitti, ama 1 Mayıs’ta sergilenemedi. İktidarın neredeyse bir ‘savaş hali’ ilan ettiği o çatışmalı günde, 120 metre uzunluğundaki karikatürün 1 Mayıs alanında sergilenmesi imkansızdı.

Velhasıl, karikatürün, 15 – 16 Haziran direnişinin merkezi sayılan Kartal’da, 15 – 16 Haziran 2009’da sergilenmesine karar verildi. Ne var ki bunca büyük bir karikatürün Kartal Meydanında sergilenmesi için de dayanışmaya ihtiyaç vardı.

Bu meseleyi çözmek amacıyla birkaç emek ve sanat örgütü bir araya geldik. Toplantıda, Dev-Maden-Sen Başkanı Çetin Uygur, Eğitim-Sen 5 Nolu Şube Başkanı Feyzullah Coşkun, Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneği’ni temsilen Ali Ekber Ataş , Anadolu Sanatçılar Derneği sözcüsü olarak ben, bazı yerel gazetelerin temsilcileri ve Hasan’ın ‘hepimiz için’ çizdiği devasa Emek Karikatürü’nün sergilenmesine emeğini katmak isteyen dostlar vardı.

Herkes fikrini söyledi. Çetin Uygur, DİSK’in, Feyzullah Coşkun da Eğitim - Sen’in harekete geçirilmesi için çalışacaklarını açıkladılar. Doğrusu, Emek Karikatürü’nün hak ettiği biçimde sergilenmesi, DİSK ve Eğitim - Sen’in meseleye ‘el atması’na bağlıydı. Umarım, DİSK ve Eğitim – Sen, emeğin sanatını sahiplenme bahsinde duyarlı davranır…

Okuyucu ile paylaşmak istediğim bir şey daha var; bu toplantının sanat dışı sohbeti... Önemsediğim bazı bölümleri aktarmak isterim:

Toplantıda bir arkadaş, ‘İstiklal Caddesi Solcuları’nın sayısındaki ‘kaygı verici’ azalma eğilimi üzerine konuşmaya başladı. Galatasaray’da yaptıkları son eylemde yüz kişi falan varmış…

Tam “İstiklal Caddesi devrimciliği” üzerine eleştirel bir konuşma yapmak üzereydim ki, Çetin Uygur lafı aldı ve şöyle dedi; “ Neden İstiklal Caddesi’nin dışına çıkmayı düşünmüyorsunuz?. Neden Kadıköy’de ya da Kartal’da değilsiniz?.. 15 – 16 Haziran direnişinin yıldönümünde, direnişin başladığı yerde, Kartal’da olmalısınız. Bakın Hasan arkadaşımız da 15 – 16 Haziran’da Kartal Meydanında Emek Karikatürü sergisi açacak…”

Emek dünyasının ‘temiz’ kalmayı başaran az sayıdaki devrimcilerinden biri olarak saygı duyduğum Çetin Uygur, yaşına ve kalbindeki rahatsızlığına rağmen ‘genç devrimci heyecanı’ ile konuşmasını sürdürdü: “Birkaç gün önce, bir işçi yürüyüşü vardı. İşçiler kahvelerin önünden geçerken, oralarda oturan devrimcileri gördüm. Kalkıp işçilerle kol kola gireceklerine seyretmeyi tercih ettiler..”

Bunun üzerine bir arkadaş, enteresan bir ‘savunma’ yaptı; “ İyi ama abi, o işçilerle sendikaları bizi yanlarında istemiyorlar ki?!..”

Evet, bu çok ciddi bir sorundu, ama işte her zaman var olan sorunlardan biriydi. 1970 yılının 15 – 16 Haziran’ında 150 bin civarında işçinin yer aldığı aktif direnişe katılmak isteyen devrimcilere yalnızca TÜRK-İŞ yöneticileri değil, o zamanın DİSK yöneticileri de engel olmaya çalışmışlardı. Kolluk güçleri ile çatışmaya başlamış, beş ölü, iki yüze yakın yaralı vermiş direnişçi işçilere radyodan sesini duyurmaya çalışan DİSK Genel Başkanı şöyle demişti:

“İşçi kardeşlerim, işçi sınıfının bilinçli temsilcileri, sizlere sesleniyorum, iyi dinleyiniz. Anayasal haklarınız için direndiniz. Direniyorsunuz. Anayasamız her türlü toplantı ve yürüyüşlerin silahsız ve saldırısız olacağını emreder. Bizler anayasaya sımsıkı bağlı işçiler olduğumuz için hiçbir hareketimiz anayasaya aykırı olamaz. Ne var ki bizim aramıza çeşitli maksatlar güden kişiler, çeşitli kılıklara bürünerek girebilirler. Hatta kötüsü, gözbebeğimiz şerefli Türk Ordusu’nun bir mensubuna kötü maksatlarla taş atabilir, tahrikler yapabilirler. Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Genel Başkanı olarak sizi uyarıyorum.”

Bu iş böyle!.. Demek ki, devrimciler ‘bir biçimde’ harekete geçmiş işçilerle kol kola giremiyorlarsa, doğrudan sınıf çalışması yapmalı, işçileri devrimciler harekete geçirmeli ve işçilerle sendikalar gerçekten devrimcileştirilmelidir.

Sohbetimiz, “nerede bu devrimciler?..” sorusuna çarpınca söz aldım: “Reel sosyalizm, emperyalist devletlerin bombardımanıyla yıkılmadı; sosyalizm, biriktirdiği sorunların altında kaldı. Neler olup bitiğini anlayamayan komünistlerin sosyalizme inancını feci şekilde zayıflatan, vahim bir durumdur bu… Vakti zamanında Gorbaçov adında ‘devrimci ve de komünist bir yoldaş’ vardı; Sovyetler Birliği’nde, komünistlerin ‘en iyisidir’ deyip eline Genel Sekreter mührü vermişlerdi. Aynı Gorbaçov, şimdi şurada yaptığımız sohbete katılsa bizden para isterdi; eski ‘yoldaş’ Gorbaçov benim yaptığım konuşmanın bir ‘benzerini’ birkaç on bin dolar almadan yapmayacak kadar rezil bir haldedir. Ve kabul etmeliyiz ki, komünistlerin dünyasında sayısız Gorbaçov örneği var. Tesadüfen devrimci olmuş, ‘mecburen’ devrimci kimliğini kullanan ama devrime de sosyalizme de şu kadarcık olsun inancı kalmamış sayısız ‘devrimci’ ile birlikte yaşıyoruz.. Mesele budur; devrimci olduğunu düşündüklerimizin çoğunluğunda, tabiri caizse ‘iman’ sorunu var!.. ‘Nerede bu devrimciler?.’ sorusunun cevabını biraz da burada aramak lazım..”

www.enternasyonalle.com