Sunday, 20 May 2012

Yazarlar

Malum Açılım: Bireysel Haklar ve Din Kardeşliği

AddThis Social Bookmark Button

tayyip-turkFerhat Üçoluk / TC Cumhurbaşkanı A.Gül'ün ''iyi şeyler olacak'' söylemiyle birlikte yoğunlukla tartışılmaya başlanan ''Kürt açılımı'' somutta neyi içeriyor,sorunu hangi parametreler ışığında çözmeyi hedefliyorlar?

PKK/ DTP eksenli ortalama Kürt siyaset çevrelerine hakim olan iradeden ilkeli,bağımsız ve tutarlı bir yaklaşım beklene bilir mi,veya bunların sorunu algılama ve çözme biçimleri sömürgeci devletin egemenlik ilişkilerinin sınırlarına dokunuyor mu?

''Kürt açılımı'' ve ''yol haritası'' aynı madalyonun iki farklı yüzü değil mi? Karşılıklı hoş beşler,incir kabuğunu doldurmayan önermeler ve duygu sömürülerinin basıncı altında karartılmak istenen gerçekler nelerdir?

Sömürgeci sistemin çöplüğünden beslenen Amerikancı liberal- muhafazakar kalem erbabından verilen mesajlarla,paryalığı kendine layık gören omurgasız Kürt siyaset- düşün cenahının yaklaşımları birbiri ile örtüşmektedir.Değim yerindeyse;'' körler sağırlar birbirini ağırlar'' misali,öncesinden senaryosu yazılmış orta oyununun gösterimini seyre zorlanıyoruz.Onlar;haklı,doğru,öngörülü davranıp barışsever oluyor,biz,gelişmeleri sol'dan okuyan,halkımızın vicdanlarının sesi devrimci-yurtseverler ise çözüm önünde aşılması gereken engel... Türk ve Kürt liboş taraf’ın ihtiraslarından kurtulup,toz pembe hayallerle el ele verip,nikah havasında görücüye çıktığı şu aşamada,çivisi çıkmış sömürgeci-faşist sistemi bir iki rötuşla kabullendirme soytarılığına hadi oradan derken,ana hatlarıyla da olsa sürecin taraflarını ve ‘’kutsal ittifakla’’ neyin hedeflendiğini irdelemekle ‘’meselenin’’ tartışılmasına dahil olalım!

2004 yılında yeniden başlatılan çatışma sürecinin hangi ihtiyaçların ürünü olduğu biliniyor.Düzen içi iktidar odakları arasındaki dalaşmada genelkurmayın elini güçlendirme maksadıyla kontrollü çatışma süreci derinleştirildi.Aynı bağlamda Irak ve Güney Kürdistan özgülünde yaşanan gelişmelere müdahil olmak ve Kürt bağımsızlaşması şeklinde görülecek adımları engellemek vb. anılan genelkurmay merkezli planlamanın stratejik öncelikleri arasındaydı.

İmralı partisi,Genelkurmaya aradığı fırsatları sunan bir kararla,1999 yılında dünya kamuoyuna açıkladığı ‘’stratejik anlamda silahlara veda’’ kararına rağmen,2004 yılında silahlı eylemlere başladı.1999 yılında ‘’veda’’ açıklamasını gerekçelendirirken; silahlı mücadele döneminin bittiğini,küreselleşen dünya koşullarında zorun anlamını yitirdiğini,iktidarı hedeflemeyen ekolojik demokratik toplum projesi için yasal-barışçıl mücadele çizgisinde yürümenin öneminden dem vuruyorlardı.Aynı tasfiyeci zihniyet meseleyi değerlendirirken silahlı mücadeleyi ‘’terörizm’’ yakıştırmalarıyla karalamaktaydı.O dönem savrulabilecekleri en geri noktaya gerilemişlerdi.İmralı sakininden gelen talimatları harfiyen uygulayan BK ( Başkanlık Konseyi ) Kürt halkına dönük boş ve dayanaksız öngörülerle her altı ayda bir ‘’ barışa,çözüme’’ çok yaklaşıldığı mesajını verirken,kendince tüm kartlarını TC devletinin geleneksel askeri-bürokratik iktidar gücünden yana kullanmaktaydı.Hatırlanacağı üzere o yıllarda Türk ordusu hakkında tıpkı Türk ulusalcıları gibi gelişen demokrasinin teminatı olduğu türünden sayfalar dolusu değerlendirmeler yapıldı.

Genelkurmay’ın geleneksel iktidar gücünü ve etkinliğini koruma,değişen koşullara göre yeniden tesis etme doğrultusunda örgütlenen özel savaş pratiğinin hizmetine sunulan silahlı çatışma süreci planlandığı gibi işlerlik kazanamadı.İç ve dış etkenler özelliklede ABD ile AB emperyalizminin, AKP hükümetine sunduğu açık destek anılan planlamayı büyük ölçüde boşa çıkardı.Emperyalizmin savaş örgütü NATO’nun parçası ve tetikçisi Türk ordusu mevcut bağımlılık ilişkisinin sonucu uzlaşma çizgisine çekildi.2007 Washington mutabakatı bu açıdan dönüm noktasıdır.

ABD,yakın ve orta vadede Ortadoğu’da egemen-sömürgeci çıkarlarını korumak,askeri işgalle birlikte kurumlaştırılan dengenin sekteye uğratılmaması adına TC devletine etkin rol vermeyi amaçlamaktadır.Yine bölgenin petrol ve enerji kaynaklarının emperyalist devletlerin metropollerine taşınmasında TC devletine biçilen bekçilik görevini layıkıyla yerine getirmesi isteniyor.TC’nin kendisinden istenilen görevleri yerine getirebilmesi için restorasyon sürecinden geçmesi bir zorunluluk haline gelmişti.

Neo-islamcı kimliğiyle burjuva siyasetinde öne çıkan AKP,Türk siyaset kurumunun diğer bileşenlerine nazaran işbirlikçilikte rüştünü kanıtlayan adımlar attı.Emperyalist karargahlardan çıkan politikalara çok çabuk angaje olma esnekliğini de sergiledi.Bölgede yükselen kontrol dışı radikal İslamcı güçlere karşı entegrasyon testinden geçmiş ve kıblesi ABD, kabesi Kapitalizm olan AKP dalgakıran olarak kullanıma müsait bir profil çizdi.Bugün Ortadoğu’da gerici rejimler yeniden yapılandırma temelinde hizaya çekiliyor. AKP,gerici- İslamcı hükümet ile partiler içinde model haline sokulup pazarlanmaktadır.Ara sıra Davos’ ta yaptıkları gibi ‘’ One münite ‘’ türü hamasi şovlar eşliğinde zevahiri kurtarma pratikleri olsa da netice itibarıyla kendisine biçilen misyon gereği ABD,AB ve İsrail devletinin hassasiyetlerini daha doğru tanımlamayla çıkarlarını gözetmek zorundadır.AKP’ ye sunulan destek koşulsuz değildir.Beklentileri karşılayamaması durumda ‘’delikten süpürmek’’ konusunda tereddüt etmeyeceklerdir.

TC’de ayrıcalıklı iktidar olanaklarını paylaşmaya yanaşmayan Türk ordusu,2004 yılından itibaren AKP’ yi frenleme babında bir dizi adım atsa da yıpranan ve en sonu konjektürel anlamda beklemeye geçen kendisi olmuştur.Yeniden çatışma sürecini örgütlerken iç ve dış tehdit paranoyası ile bölünme fobisi üzerinden Türkiye halkı ırkçı-gerici şovenizmin çürütücü kıskacına alındı.Kürt halk düşmanlığıyla toplumsal katmanlar adeta zehirlendi.İmralı partisinin etkin olarak kullanıldığı özel savaş konsepti politik iktidar mücadelesinde planlandığı sonuçlara ulaşamasa da Türkiye cephesinde toplumun askerileştirilmesi ve sömürgeci despotizmin gönüllü erliğine soyundurulmasında tehlikeli aşamalara vardırılmıştır.K. Kürdistan somutunda da ulusal direnişçi dinamikleri vesayeti altında tutan tasfiye hareketinin niteliğinin tartışılmasının önüne geçilmiş,teslimiyeti ruhlara yedirme ve en geri ‘’çözüme’’ razı hale getirme programı hızından bir şey kaybetmemiştir.Ama;Genelkurmay’ın lehine olan iktidar yasasının sorgulanmasını önleyememişlerdir.

Bugün resmi ergenekon davası ekseninde gündeme gelen buzdağının görünen yüzü ilişkiler ağı ve özellikle Türk ordusunun üst düzey komuta kademesinde tartışılan darbe planlamaları şimdilerde yoğun dezenformasyon eşliğinde çarpıtılıp,emekli generaller ile posası çıkmış kontr-gerilla artıklarının hukuk dışı marifetleri derekesine indirgense de,iktidarını korumak için ‘’her şey mubah’’ anlayışıyla hareket eden geleneksel askeri-bürokratik erk’in,farklı güç ve araçlarla geliştirdiği özel savaş sürecini anlatmaktadır.

2004 yılından beri devam eden silahlı çatışmaların Kürt ulusal mücadelesine verdiği zararlar ortadadır.Yaptığımız değerlendirmelerde silahın tek başına bir anlam ifade etmediğini ve Kürt halkının temel ulusal-demokratik taleplerinin karşılanmasını programatik anlamda içermeyen silahlı eylemlerin politik cinayetten başka bir sonuç doğurmadığını vurguluyoruz.

PKK/ KCK ,10 yıl önce silahlı güçlerinin tasfiyesi ile silahların teslimatı noktasında TC devletine gerekli kolaylıkları göstermesine rağmen beklediği ilgiyi bulamadı.Sonrasında ise İmralı sakininden gelen talimatla Genelkurmay’ın dümen suyunda çatışma pozisyonuna geçtiler.Aradan geçen yıllar içerisinde devlet odakları arasındaki gerici iktidar didişmesi dönemsel olarak Türk siyaset kurumunun parçası AKP hükümetinin lehine ivme kazanmaya başlayınca, ABD emperyalizminin kontrolü altında AKP hükümeti ve Genelkurmay belli başlı sorunların halledilmesinde uzlaştırıldı.Bu sorunların başlıcalarından Kürt ulusal sorununun ‘’bireysel haklar’’ cilasıyla parlatılıp,az zahmet ve sıfır kayıpla üzerinin örtünmesinde anlaşmış gözüküyorlar.Böylesi bir konsensüs durumunda İmralı partisine düşende hazır kıta ‘’ yola gelmektir.’’

Son gelişmelerle birlikte AKP sevicilik ile Fetullah Gülen güzellemeleri Kürt liberal-teslimiyetçi cephe de epey revaçta…İlkesizliğin dehlizlerine sıkı sıkıya sarılan bu tükenmişlerden başka ne beklene bilirki? Dün düşman,hemen ertesi gün sarmaş dolaş kırk yıllık ahbap… Liberal oryantalizm tam da böyle bir şey!

Malumun ilanı safsatalar ısıtılıp kamuoyuna servis edilmektedir.Tek Devlet,Tek Bayrak’a amenna. Tek Millet içinde Türkiye vatandaşlığı reçetesi var. Vatandaş Kürtçe konuş ama ulusal kolektif haklarını unut.Kendi kaderini belirleme hakkı mı? Eşitlik,özgürlük ve bağımsızlık mı? Neyimize gerek, din kardeşiyiz ya!

Kürt cephesinden ibretlik bir örnek olması bakımından,aydın geçinen Kendal Nezan beyefendinin Osmanlı modeli önerisine ne demeli? AB fonları az gelmiş olacak ki enstitüsünde boş durmayıp,Türkiye’de de dönek solcuların rant kapısı olan sek törel pazara yani kazanç getiren entegrasyonist proje piyasasına,anlaşılan ürününü pazarlama gayretkeşliği içinde.K.Nezan türü seçkinci-uyarlamacı proje simsarları her dönemin adamı olma özelliğine vakıftırlar.Proje hazırlarken veya önermelerde bulunurken egemen güçlerin hoşuna gidecek temelde konuşurlar.Onların lügatinde toplumların gelişmişlik düzeyi,verili somut yaşanmışlıklar yoktur.Peki,beyefendinin Osmanlı modelinin alıcısı olur mu? Hem AKP- Fetullah cephesinde,hem DTP cenahında nostaljik lafazanlık anlamında düzenlenecek ‘’çalıştaylarda’’ lüzumsuz açılım başlığı altında boş tartışmalara konu edilebilir.

Mesele üzerine görüş beyan eden bir düzüne gerekli-gereksiz çevre ile zat’ın hemfikir olduğu ön kabul ise şudur: Cumhuriyetin temel niteliklerine bağlı,üniter yapının uysal parçası ve iktidar bilincinden mahrum sivil toplumculukla sınırlı ufka sahip Kürt kardeşimizdir.Zaten,Türk ve Kürt liberal siyaset tüccarları ağızlarında şunu gevelemiyorlar mı: Türk ne kadar Kürt’se,Kürt o kadar Türk’tür..! Etle,tırnak hikayeleri de 1071 Malazgirt savaşına dayandırılıp, Alparslan’dan Yavuz Selim’e,Moğol istilacılarından tutunda Osmanlının padişah bozuntularına varıncaya dek methiyeler diziliyor.Sömürge kişiliğinin paramparça ettiği bakış açısıyla barışık,Türk egemen sınıflarının talan-işgal ve zorbalık tarihine sevdalı,kraldan çok kralcı, belleğini satan Kürt siyasetçi,yazar-tarihçi unvanlı zatlara diyeceğimiz;tarihsel gerçekler sizin deli saçması kardeşlik teorilerinizle yazılmadı.Ezen ile ezilen sınıfların kesintisiz süregelen mücadelelerinin ışığında yazıldı,yazılıyor…Elbette sizlerde tarihsel süreklilik yasasına göre bir yer tutmaktasınız.Yaşadığımız coğrafyada sosyal bir katman olarak işbirlikçik damarından beslenen keklik soyusunuz.

AKP hükümetinin ‘’açılımı’’ ve İmralı partisinin ‘’yol haritası’’ Türk sömürgeci sistemin bekası için çözüm, Kürt halkı açısından da çözümsüzlük anlamına gelmektedir.Sahte iyimserlik havaları ile burjuva sistemle uzlaşma girişimleri belki sahiplerine kısa vadede bir takım kolaylıklar sağlar,lakin,emekçi yurtsever halkımızın özgür geleceğini kazanma iradesi yeni araç ve eylemlerle,sömürgecilerin ‘’barışını,statükosunu’’ kırma yolunda ilerleyişini sürdürecektir.Unutmamalıdır ki; tarihi teslim olanlar değil,devrimci kurtuluşçuluk bilinciyle devrim ve bağımsızlık için direnenler yazar..!

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.