Statükocu anlayış ve ulusal soruna yaklaşım 1

Yazdır
PDF
Kürdistan ulusal özgürlük sorunu çözüm beklemektedir. Bugüne kadar süregelen örgüt/parti deneyimleri ideolojik-politik çizgileriyle mevcut statükonun ötesine geçememiştir. Peki, statüko nedir? Bağımsızlık amacına hizmet etmeyen otonomi, özerlik ve kültürel açılım çizgileridir. Kürt egemen sınıflarının omurgasızlığının biçim verdiği bir dizi partinin siyasal mücadele tarihi ve güncel anlamda programlaştırdığı çözüm perspektifleri fazlasıyla öğreticidir.

Örnek verildiğinde ilk akla gelenler: İmralı PKK'si, KDP ve KYB'dir. Bu üç partinin Kuzey-Güney ekseninde mevcut gelişmeleri etkileme gücü, iktidar yapıları vs. nicel ve nitel birikim düzeyleri soruna yaklaşımda ölçüt haline gelmelerini koşulluyor. Statükoculuğun başını da bunlar çekiyor.

Özetin özeti babında kısaca şunları belirtelim; Kuzeyde PKK hareketi, çıkış koşullarında emekçi damgalı ulusal kurtuluş amacı taşımaktaydı. Bağımsızlık ve devrimci enternasyonalizm kullandığı ilk slogandır. PKK, bağımsızlık doğrultusunda uzun süreli halk savaşı sürecini başlattı. Dönemin PKK'si ulusal sorunda devrimci kurtuluş öznesidir. Sömürge sistemine cepheden tavır alarak stratejik/ pratik konumlanmasıyla sömürge sistemini ve onun ülkemizdeki işbirlikçi uzantılarını teşhir ederek geriletti.12 Eylül faşizmine karşı zindan merkezli direnişiyle cevap vererek sonrasında Kuzey gerilla atılımıyla Kürdistan devrim mücadelesini emekçi halkın çıkarları temelinde büyütmüştür. Tarihsel, güncel önemini koruyan Kürdistan Devriminin Yolu manifestosunda açıklanan çelişkiler ve devrim programıyla, teori-pratik diyalektiğiyle ülke topraklarında halkın yaşamsal ihtiyaçlarına cevap olundu. Toplumsal değişim, özgürlük savaşının yarattığı saflaşma ve ayrışma olgusu, ulusal ve bölgesel direniş dinamiğini besleyen özellikleri vs. devrimci PKK'nin ulusal-sosyal kurtuluş amacı çerçevesinde kat ettiği yolu göstermektedir.

Geçmişi sorgulama mahiyetindeki ( buna İmralı partisi de dâhil) sol, burjuva liberal, bölgeci egemen parti ve güçler; Kuzeydeki "Edi Bese" hareketinin yaşadığı savrulma ve düzenle bütünleşme çabalarını kendi bakış açılarına göre yorumlarken PKK ve UKM' ye yaklaşımlarında ne kadar haklı çıktıklarını;"Yanlıştı, böyle olacağını başından beri biliyorduk" şeklinde açıklamaktadır.

Sömürge düzenin özel savaş kalemşorlarının yazıp-çizdiklerini bir kenarda tutalım. Hizmetkârlığını yaptıkları faşist-sömürgeci cumhuriyetin "kutsal, bölünmez bütünlüğüne" çalışıyorlar. Kalemlerinden damlayan kan, ezilen Kürt ulusunun imhası ve inkârı üzerinde egemenlerin döktükleri kan'dır. Bunda şaşılacak bir yan yoktur. Düzenin maaşlı demagoglarının PKK ve UKM değerlendirmelerinden ziyade biz bu yazıda sol/sosyalist partiler ile Kürt parti ve platformların yaklaşımlarını sorgulayacağız. Özellikle vurgulayalım, genel hareketlerin yaklaşımları kroniktir ve oldukça sığ, tutarsızdır. İki başlık altında topladığımızda yansımaları şöyle olmuş, olmaktadır;

Bir: 1978 KDY manifestosunda ideolojik konumlanmasını devrimci kurtuluşçuluk olarak somutlaştıran PKK'yi kendi bölgeci, grupçu hedefleri önünde sorun gören Kuzey Kürt hareketlerin yanlış sonuçlar doğuran tutum ve pratikleri. PKK'nin kuruluşunu, ülkedeki örgütlenmesini kabullenmeme tavrı, fiili saldırılar yine PKK'nin ajan,( şimdilerde bu tarz İmralı partisinin de kendi tükenmişliğini perdeleyen, kendisi dışındaki hareketlere yaşam hakkı vermediği, saldırganlığının sıkça başvurduğu hedef haline getirme yöntemidir) karanlıkta kalan parti olduğu yönünde akla ziyan tespitlerdi. O dönem ilkeli-etik sorumluluktan uzaklaşan ortalama hareketlerin toptan ret etme mantalitesinin yansımaları bunlar oldu.12 Eylül darbesinden önce PKK'den daha yaygın ve kitlesel desteğe sahip parti/örgütlerin sömürgeci faşist devlet terörünün hükmünü icra ettiği darbe koşullarında varlık göstermemesi, kaçış bununla bağlantılı yenilgiyi kabullenen eğilimleri siyaseten silikleşmelerini hızlandırmıştır. Elbette ki bahsettiğimiz hareketlerin militan kadroları içinde direnen ve ölümsüzleşenlerin anılarına saygı duymak, uğruna canlarını verdikleri, bedeller ödedikleri Kürdistan ulusal mücadelesine daha fazla sarılmakla yaşamda karşılığı bulur. KUKM doğrultusunda Kuzey Kürdistan halkını ayağa kaldıran, yurtseverliği kimlik haline getiren, devrimci ideoloji ve modern örgütlenme araçlarıyla sömürgeciliğe karşı özgürlük savaşı yürüten PKK ile günümüzün tasfiyeci İmralı PKK'sinin eleştirisini yaparlarken ortalama Kürt hareketleri ısrarla geçmişin kazanımlarını görmüyor, kimisi de sosyalizme karşıtlıklarının "doğruluğunu" İmralı'da ki çözülme ve yenilgiyle örnekleyerek kanıtlamaya uğraşıyor. Son otuz yıla sığdırdığımız mücadele sürecinin kanıtladığı gibi, başından başlayarak yanlış yerde duran, yanlışta ısrar neticesinde marjinalleşen, Kürt egemen sınıflarının geleneksel çizgilerinden kopamayan bu bir dizi Kürt hareketleri kendileridir. Evet, kabul etmeliyiz ki, PKK hareketi de süreç içinde başkalaşıma uğratıldı, devrimci çizgisi saptırıldı. Ve tek kişinin keyfi-apolitik yönetim tekeline teslim oldu. Çıkış amacı tersyüze çevrilerek bugün sömürge sistemine göz kırpan "Edi Bese" ufuksuzluğuna mahkûm edildi... İmralı sonrası PKK, gecikmeli ortalama Kürt hareketlerin kulvarına yerleşti. Hatta bu cenahın sağ, liberal kanadını temsil ediyor. İmralı PKK'si ve ortalama Kürt siyasetleri ulusal özgürlük programına sahip değildir. Kürt burjuva partilerinden KADEP-HAK PAR'lı yöneticilerin de ABD büyükelçiliğinde misafir edilmelerinden sonra ABD ağzıyla nasihatlerine tanık olduk. Şerafettin Elçi ve ona öykünenleri bizde, halkımızda yeterince tanıyor. İhale takipçiliğinden fırsat buldukça da siyaset yapıyor, yapsınlar bakalım...

İki: Türkiye sol hareketlerin iki ülke, iki halk ve iki devrim konularında belli bir bölümünün ulusal sorunu yok sayan ya da UKKTH teorik olarak kabullenen ama Kürdistan UKM' ne inceltilmiş sosyal-şoven bakış açılarıyla yaklaşan egemen ulusun sol/sosyalist hareketleri. Bir de esen rüzgâra göre yön tayin eden, küçük-burjuva karakterli döküntü ve kuyrukçu sol cenahta mevcut. Yani, ulusal soruna bakışta Türkiye solunun ayrı tarafları içinde ilkeli, önyargısız vb. hepsinin toplamı devrimci sosyalizm ideolojisiyle ikirciksiz bakan hareket sayısı çok azdır. Zaten bu yazıda mevcut güçlerin yaklaşımlarını uzun uzadıya açmaya niyetimiz yok. Belli ki sol cenah; Kürdistan ulusal özgürlük mücadelesinin geride bıraktığı ulusal kurtuluş devrimi bağlamında bildik kısır tartışma ve lafebeliğiyle vakit kaybetmeyi sürdürüyor. İlginçtir; Sınıfa karşı sınıf çizgisinde yürütülen çalışmaları "işçicilik" olarak tanımlayıp, küçük-burjuva reflekslere yaslanan aynı zamanda mezhepsel değer yargılarına sahip olan kesim, ulusal sorunu tanımlarken en "Marksist" olduklarını gösterme gayretkeşliği içinde oluyor. Tabii ki, ulusal kurtuluş ve UKKTH üzerinde tahrifata giderek, ezilen ulusun kendini ifade ettiği mücadeleyi geri "milliyetçilik" şeklinde yorumlayıp, teorik olarak mahkûm ettiklerini iddia ediyor. Ama ne hikmetse vatanseverliği de sol sosuna batırıp sınıf mücadelesini de başka bahara erteliyor."Çok uluslu Türkiye kabulümüz. Bunun dışındaki ulusal, sosyolojik, politik vs. açılım ve mücadeleler ilerici değildir. Misak-ı Milli hudutlarını tartışmayız, emperyalizme karşı verilen savaşla kazandık." Bu sözleri bahsettiğimiz kesimden bozuk plak gibi sürekli duyarız. Kimi güçler ise; Kürdistan'da bölüm örgütlenme modeli otuz yıl önce miadını doldurmasına rağmen, hala, Nasrettin Hocanın göle maya çalması misali "ya tutarsa" anlayışında. Bir nevi reel sosyalizm alışkanlığıyla "devrim ihraç etme" lütfünden vazgeçmiyor. Hastalıklı benmerkezcilik bu olsa gerek. Bazısı da; Kürdistan'ın dört parçaya bölünen sömürge ülke gerçekliğini unutup bu taraftaki egemen siyaset gücünü özgürlük hareketi, beri taraftaki egemen sınıf partilerini işbilimlikçi etiketiyle değerlendirip "devrimci tutum" çözümlemeleri yapıyor. Ya da tutumu tersten bağ kurup ifade eden de var. Yine; Genel anlamda yukarıdaki cenahtan Kürt ulusal soruna bakışta ayrıldığı yönlerini "sağlam duruş"larıyla açıklayanların da yanlış-doğru arasında sıkışmışlık hali göze çarpmaktadır. Mesela, MLM çizgisinde yayınlanan derginin son çıkan sayısında, ulusal sorun hakkında durum tespiti yaparlarken yazının bir yerinde şöyle denilmekte:"Kürt ulusal sorunu karşısında şoven çizgiye sahip Türk ulusal burjuvazisinin ise ezilen ulus burjuvazisine göre anti-emperyalist duruşu çok daha ileridir."Bizim yazıda aktarılan bilgiden anladığımız,( olur ya kapitalizmin tekelci aşaması emperyalizm hakkında eksik baktığımız yanımız varsa bizi aydınlatsınlar!) Türk ulusal burjuvaları Sabancı, Koç, Eczacıbaşı vs. anti-emperyalist niyet sahibiler ve TÜSİAD da o zaman ezilen ulusun burjuvalarına nazaran Türk burjuvaların yani anti-emperyalist niyete vakıf olan burjuvaların çatı örgütü ise ki öyleymiş, çok daha ileridir. Hem burjuva feodal diyeceksin hem de kokuşmuş sistemin burjuvazisinde ilericilik arayacaksın. Özellikle de Kürt ulusal sorununu tartışırken... Sonraki yazılarımızda değinmek kaydıyla geçelim. Verdiğimiz kısa örneklerden sonra Türkiye solunun PKK eleştirilerine sıranın geldiğini düşünebilirsiniz. Ancak, gördüğünüz tablodaki oldukça eklektik ve de kafa karışıklığı devam ederken, stratejik tutarlılık beklemediğimizden ek mahiyetinde bile olsa buna gerek olmadığını düşünüyoruz.

İmralı partisi ya da şimdilerdeki konjonktürel adıyla KCK, üzerinde iki ay çalıştıklarını açıkladıkları yedi maddelik "çözüm deklerasyonu"nu kamuoyuna sundu. Gerçi, iki ay neyine çalıştılar sormak lazım. Maddeler üzerine yoğunlaşmaları gerekmiyordu. Aynı formatta daha önceleri de benzer deklarasyonlar yayınlandı. Kendilerinin basına verdikleri demeçlere bakılırsa iki aylık sürecin oluşumunda Türkiye'den onlara ulaştırılan çağrılar ve uluslararası güçlerin "silahsızlandırma" projeleri bu kararı vermelerine neden olmuş... Dikkat ettiyseniz bu söylemde yabancısı olmadığımız İmralı siyaset çizgisinin tipik bir ürünüdür. Uniter yapıya dokunmadan, anayasaya bağlılığı esas alan, af olmazsa kapsamı genişletilmiş katılım( siz pişmanlık olarak okuyun) yasasıyla, ortak vatanda Türkiyeli Cumhuriyet yurttaşları kimlikleriyle yaşamak isteniyor. Edi Bese( artık yeter) kampanyası da aynı taleplerin yerine getirilmesi istemini yansıtmaktadır. Kuyrukçu solun dillendirdiği biçimde:"Emperyalizme, faşizme ve şovenizme karşı Edi Bese"diye ne bir politika ne de düzen karşıtlığını içeren bir talep söz konusudur. Kürt ulusal sorununa "çözüm" havasında açıklanan talep ve siyasal çalışmalar sadece evet sadece PKK sorununa düzen içi bir alan yaratma ile sınırlıdır. Aslında, TC devleti, en geri duruşa sahip ve devleti kutsayan ona bağlılığı teminat veren PKK'yi mevcut haliyle bile kabul etmeyecektir. Bu da İmralı partisinin şansızlığıdır."Son şans, fırsat kaçmasın, barış elimiz havada kalmasın" dönemsel beyanatları da her defasında karşılıksız kalsa da,"huylu huyundan vazgeçmez" atasözüne benzer "şans tanıma" alışkanlığı da süregelmektedir. Biraz yaklaşımımızı farklılaştıralım ve diyelim ki: Devlet,"ananın-babanın yanına dön yasası"nı çıkardı, yasal süreç denilen geçiş ortamı gerçekleşti, o zaman ulusal sorun çözülmüş mü oluyor? Devlet-ulus aygıtı TC'nin sistemine dokunmadan böyle bir şey mümkün mü? Neden kendilerini ve halkımızı kandırıyorlar! Tasfiyecilikleri, İmralı'yla ömrünü tamamlayan düzene yedeklenme hareketi ile sınırlı olsa, bunu sağa-sola çekiştirmeden yapsalar aşılmış olacaklardı. Kültürel kırıntılarla( dil kursu, TV ve radyo vs.) ulusal çözümü hedefliyor yanılsamasıyla tasfiyeciliği halkımızın geleceğini de karartacak kapsamda uyguluyorlar.

Sömürgeci devletin, ırkçı-şovenizm politikalarıyla örgütlediği Kürdistan düşmanlığı derinleşerek sürüyor. Emir-komuta mekanizmasına bağlı linç kıtaları görevlerini yerine getirip yeni görevlere hazır bekliyor. Elde bayrak şuursuzca Kürt avına çıkanların geneli frene basılınca durdu. Ara ara mekanizma çalıştırıldığında yeniden kalkışa geçecekler. Bir bölümü de, Kürt kırımına dönük örgütlenme ve provokatif pratiklere hız kesmeden hazırlık halindedir. Devlet katında da topyekûn saldırganlık: yargısız infazlar, hapishanelerdeki tecrit ve tredman koşullarının ağırlaştırılması, legal kurumlara yönelik baskı ve askeri operasyonlarla tırmandırılmaktadır. Sömürgeci-faşist devlet terörünün tozu dumanı altında gerçekleşen Erdoğan-Bush görüşmesi ve sonrası yaşanan gelişmeler, yakın ve orta vade de bazı düzenlemelerle Kuzey Kürt siyasetini ehlileştirme, Türkiye hudutları içinde tamamen kontrol altına alınmış legal Kürt egemen parti/partileri eliyle sorunun sorun olmaktan çıkartılması hedefleniyor. Bu yönlü ortak bir iradenin oluştuğunu ifade ediyorlar. Bunun karşılığında Büyük Ortadoğu Projesi( BOP) çerçevesinde özellikle olası İran işgalinde Türk devletinin saldırganlığa direk katılması halinde daha fazla işgalden nemalanma ve uzun vade de Kürt ulusal dinamiklerini biçme fırsatı tanınacak. Uşak uşaklığını sürdürecek efendisi de onu ödüllendirecektir. Planladıkları konsepte, Kuzey Kürtlerinin payına ne gibi belalar düşeceği apaçık ortada. Ulusal kölelik prangaları kalınlaştırılıp, yüzlerini Ankara'ya diken egemen siyasetiyle düzene bağlanma operasyonu ile kimliksizleştirme amaçlanmaktadır. Ebetteki planları, bağımsızlıkçı yurtseverlikle tarihin çöplüğüne gönderilir. Emperyalizm ve işbirlikçisi TC devletinin icazetini kabullenmek olsa olsa kendi idam fermanına imza atmaktır. Kürdistan emekçileri düşmanlarının bu oyunlarını boşa çıkartacaktır. Değinmeden geçmeyelim, süren pazarlıklarla alakalı "iyi niyet" temennileri ortalığı kaplamış durumda. Plan dâhilinde üzerinde bir takım hesaplar yapılan PKK/KCK'nin sözcülerine kulak verelim. Sonrasında cevabını beklediğimiz tek bir soruyla konu bölümünü toparlayacağız.

PKK/KCK sözcülerinden M.Karayılan, Nesweek dergisiyle yapılan röportajda:"ABD bizi hep düşmanlarımızın gözüyle gördü. Oysa biz, dost olarak algılanmak istiyoruz.7000 silahlı savaşçımız İslami köktenciliğe karşı ABD'nin müttefiki olabilir... Türklerin aksine, Kürtler fazlasıyla ABD asmpatizanıdır. Eğilimleri, Amerikancılık yönündedir."

Bir diğerinde de TC'yi, ABD'ye şikâyet ederek şunları ifade etmekte PKK/KCK konsey üyesi S.Avesta:"somut bir proje olmadan yapılacak ateşkes çağrısı anlamlı değil, hele şartsız silah bırakma Kürt halkının davasına hakarettir. Bizim meselemiz dağı tercih meselesi değil, siyasal alandaki temsilcileri dahi kabullenmeyen bir devletle karşı karşıyayız."

İmralı partisinin sözcülerinin açıklamaları böyle. Son sekiz senedir benzeri açıklamalarını defalarca duyduk. Güncel gelişmelerle birlikte gündemlerinde önceliği yine aynı söylemler aldı. Anlaşılan odur ki; "Demokratik emperyalizm, küresel demokratik güçler( ABD ve AB)" tanımlamaları sürecin yükselen kavramları olacak.

Sorumuza gelelim; Emperyalistler ve sömürgeci TC devletinin stratejik hesaplarında Kuzey Kürtlerinin ulusal özgürlük hakkının yeri olabilir mi?

Statükoculuğun Güney'deki egemen temsilcileri KDP ve KYB'nin eleştirisi, Kürdistan ulusal özgürlük sorununun devrimci emekçi çözümüne ilişkin değerlendirmemizi gelecek haftaya bırakıyoruz.

  FERHAT ÜÇOLUK

Devam edecek...