IRAK BAAS ÖRGÜTLERİ VE GÜNEY KÜRDİSTAN

Yazdır
PDF
Bir süre önce kamuoyuna yansıyan bir toplantı ve imzalanan ortak metin dikkatimizi çekti."Irak direniş örgütleri" ve Türkiye solundan TKP( Türkiye Komünist Partisi), Halkevleri, HÖC( Haklar ve Özgürlükler Cephesi) arasında "anti-emperyalist" mücadele doğrultusunda deklarasyon yayınlanmış, işbirliği ve dayanışma çalışmaları imzalanan metinle somutlaştırılmıştır. Bu toplantının nerede yapıldığı hakkında anladığımız kadarıyla iki seçenek var. Bir; Suriye İki; Türkiye. Nerede yapıldığının önemine yazımızın devamında geleceğiz. Yine metinde Irak direniş örgütlerinin; Irak Ulusal Tüm Arap(Panarab) ve Müslüman cephe adıyla birlikte hareket ettiklerini öğrenmiş olduk. Aslında, Irak Baas partisi demek daha doğru olurdu. Neden derseniz şimdi alt alta sıralayacağımız isimler Baas'ın paravan ayakları.

 

Irak Baas Partisi

Ulusal bağımsızlık hareketi

Irak komünist partisi Halk birliği

Kürdistan özgürlük ve adalet partisi

 

İlk bakışta Irak adına şaşırtıcı ve renkli bir bileşim gibi geliyor. Baksanıza, Baas'çı, Komünist, Kürt ve Müslüman örgütler aralarındaki sorun ve çatışmaları bir yana bırakmış, işgal karşısında saf tutmuşlar. Türkiye solunun üç hareketi de enternasyonal görevlerini ifşa etmek, Irak'lı tüm Arap ve Müslümanlarla dayanışmak için destek sunacağını belirtiyor. Toplantıda ayrıntılı tartışmalar yapılmış, sonrasında ortak kararlar alıp beş madde halinde açıklanmıştır. Yine aynı toplantıda Irak'lı "örgütler" de, bir dizi kararlar almış, ortak hedeflerini belirlemişlerdir. Türkiye solundan üç hareket de alınan her iki kararı kendi yayın organlarında yayınlamıştır. Biz, öncelikle BAAS kalıntılarının aldığı kararların elimizdeki metinde yazılı olanlarını sıralayalım;

 

a)      Ulusal Irak direnişinin, Irak halkının meşru temsilcisi olduğunu kabul etmeleri.(Halkın yüzde sekseni direnişi destekliyor.)

b)      Bütün işgalcilerin tamamen koşulsuz çekilmesi.

c)      Irak halkının kayıplarının karşılanması. Bir milyondan fazla insan öldü. Devlet ortadan kaldırıldı. Konutlar yok edildi. İşgalden önceki abluka nedeniyle de bir milyon yediyüzbin insanımız öldü. Yani üç milyona yakın insanımız katledildi.

d)      İşgalle ortaya çıkan ekonomik, siyasi tüm yapılar ortadan kaldırılmalıdır.

e)      Bütün tutsakların koşulsuz serbest bırakılması. Uluslararası yasanın 1990'dan beri Irak'a dayattığı konseptin ortadan kaldırılması.

f)       İşgalde ortaya çıkan işbirlikçilerin teslim edilmesi, bunların mahkemece cezalandırılması.

g)      İşgalden önceki ulusal ordunun yeniden kurulması. Baasçılık karşıtı tüm yasaların kaldırılması. 

 

Toplantının ikinci kısmında Türkiyeli örgütlerle kısaca; Anti-emperyalist, anti-Siyonist hedeflerde birlikte dayanışma ilişkilerini kuvvetlendirmek, başta Irak olmak üzere Lübnan-Filistin direnişleriyle yine Latin Amerika halklarının direnişlerine destek vermenin önemine değiniliyor. Arap ve Müslüman partilerle uzun erimli cephe kurmak istediklerini, bunun içinde, "İlk adımda emperyalizmin projelerini durdurmaya ve sonra çökertmeye yardım edecek bilgi, belge, kültür ve medya deneyimleri değişimi yapmak, çift taraflı konferanslar, toplantılar, asminerler düzenlemek ve ortak faaliyetlerde bulunmak" istiyorlar... Yine gözlemlediğimiz kadarıyla bu örgütler kendilerine kültür elçiliği rolü vermişler, şöyle ki; "Irak'ta, Lübnan'da ve Filistin'de işgale karşı direnen ve direnişi destekleyen kültürel ve çift yönlü çalışmalarda bulunmak" için faaliyetlerini arttıracaklarını deklare etmişlerdir. Irak direnişinin anti-emperyalist kimlikli olduğunu düşünen bu örgütlerin, "Irak Arap ve Müslümanlarıyla" yan yana gelmenin kendilerince haklı sevincini yaşadıklarından kuşku duymuyoruz. Kürdistan halkının özgürlük mücadelesine ve kendi kaderini tayin hakkına yaklaşımda sorunlu oldukları bilinen bu hareketlerin bu son pratikleri bağlamında da, hem Irak sorununa yaklaşımda, hem Kürdistan halkına bakış açısında ciddi yanılgıları taşıdıklarını düşünüyoruz. Deklare edilen dayanışma bildirisine rengini veren düşüncenin kullanılan kavramlarla doğru ölçütlerde olduğu yönünde yanıtlanmasını da kabul edilebilir görmüyoruz. Irak işgali ve buna karşı duruş konusunda ak-kara ikilemi yaratarak ya ABD'den ya da BAAS' tan yana olmak şeklinde kısır döngüye saplanıp kalmak zorunda olmadığımızı vurgulamak zorundayız. Anti-emperyalist tavır diyerek Irak halkı ve Güney Kürdistan halkının düşmanı güçlere direnişçi roller vermek, devrimci sosyalist hareketlere ne kazandırır ya da ne kaybettirir, bu sorunun cevabını yaşanan ve yaşanmakta olan gelişmeler ışığında değerlendirmek gerekiyor. Halk düşmanı-faşist- sömürgeci BAAS rejiminden arta kalan döküntülerden ne anti-emperyalizm, ne halkların iradesine dayanan çözüm ve ne de anti-Amerikancılık beklenebilir. Olmayanı olacakmış gibi yansıtmakla emperyalizme karşı durduklarını iddia etmelerinin tutarlılığı bulunmamaktadır. Her iki bildiride hemen anlaşıldığı gibi Kürdistan Halkının somut durumu hakkında tek bir kelime yoktur. Zaten ittifak yapılan Irak Arap ve Müslüman cephesinin aynı anlama gelmek üzere Kürdistan halkına düşmanlık temelinde konumlandığı gayet açıktır. Yani eylemliliklerinde tarihsel süreklilik bulunmaktadır. Böylesi güçlerle( yani Baas'la)  yan yana gelinmişse, ortak çalışmalar yapma kararı alınmışsa farklı bir tutum beklenemeyeceği de ortada.

 

Siyasal mücadeleleri küçük burjuva doğrultuda süregelen bu üç hareketin emperyalizm, ukkth, iktidar formülasyonu yine bununla bağlantılı güç ve ittifaklar politikası kendi içinde sorunludur. Küçük burjuva bakış açıları sebebiyle ideolojik sağlamlık ve proleter çizgi ya yoktur ya da kırılgandır. Egemen ulus sosyal şovenizmi! Bu noktada durmak eleştirimizi somut örneklerle zenginleştirmek gerekiyor. Buna gelmeden önce şunu özellikle vurgulamak lazımdır. İP'in sol versiyonu TKP bağlamında aslında pekte söylenecek bir şey yok. Resmi TKP'nin tarihsel eylemliliği ve bugün SİP/TKP'nin ulusal özgürlük sorununa yaklaşımda birbirinin devamı olduğunu biliyor ve politik tavırları hangi kaygılarla icra ediliyor anlayabiliyoruz. İP-HKP-Türk solu cenahının hemen ardından ilk aklımıza gelen olduklarını da bu yazı vesilesiyle belirtmek yerinde olacaktır. SİP/TKP adına yürüttükleri bütün siyasal faaliyetlerde sürekli Kürt parti ve güçlerini hedef aldıklarını, Türk milliyetçiliği yaptıklarını söylem ve eylemlerinden görebiliyoruz. "Yurtsever Cephe" adıyla anti-emperyalist mücadele verdiklerini iddia etmelerinin inandırıcı bir yanı yoktur. Emperyalizmi dışsal olgularla tanımlayarak milli burjuvazinin bir bölümüyle ittifak yapacaklarını teorileştirme uğraşlarını aksatmadan sürdürmekteler. Düzen içi zinde güç arayışları bu gidişle de son bulmayacak. Yurtsever subaylar örgütlenmelerini duyduk şimdi sıra yurtsever burjuvalar cephesini yaratmakta. Belki de, "Türk Yurtseverler Partisi" adını alsalar daha çabuk yandaş bulurlar. TİP reformizmi içerinde şekillenen gelenek grubunun, sağ tasfiyeci teori ve konumlanışı on yıllardır değişik isimler üzerinden devam etti. Stp / Sip deneyimlerinden sonra şimdi Komünist Parti adıyla varlıklarını muhafaza etmekteler. Devlet önceleri, TKP/TİP cenahının kurduğu TBKP'nin( Türkiye Birleşik Komünist Partisi) ismine bile tahammül göstermemiş, Komünist isimli yasal parti kurulamaz yasasına dayanarak partiyi kapatmıştı. SİP için böyle bir yaklaşım olmadı. Yargıtay aşamasında;" Komünist parti adını almış olmaları sorun değil, Çünkü sınıf iktidarını-proletaryanın kendi devletini yaratmasını savunmuyorlar, bunlar Avrupa'daki Komünist partiler gibiler''denilmiş, Türk demokrasisinin büyüklüğüne göndermeler yapılmıştı. Aslında, Yargıtay savcısının bu görüşü isabetli- kurulan partinin niteliğini özetleyen cümlelerdi.

 

Şimdi üzerinde önemle durmamız gereken noktaya gelmek istiyoruz. Yapılan toplantıya katılan bir "örgüt" var ki, konunun daha iyi anlaşılması için bazı hatırlatmalarda bulunmalıyız. Kürdistan özgürlük ve adalet partisi isimli kontra örgüt meğerse "Kürdistani" güç kimliğiyle "Irak Arap ve Müslüman" cephenin bileşeniymiş, öğrenmiş bulunduk. Kürdistan ulusal ve demokratik kamuoyunun "Kürdistani" örgütlenme olarak görmediği ve sömürgeci devletler aracılığıyla yönlendirildiği açık ihanet şebekesini farklı gösterme uğraşları halkımızın nezdinde hoş karşılanmayacaktır. Güney Kürdistan'daki görece istikrarı ve ulusal kazanımları sabote etmeye uğraşan bu kontra şebekesi, yakın zaman önce 14 Ağustos 2007 tarihinde Şengal katliamını yapan işbirlikçi-kontra odak olarak biliniyor. Ezidi Kürtlere dönük yapılan katliam saldırısında 500 civarında Ezidi Kürt yaşamını yitirmiş,yüzlercesi de yaralanmıştı.Baas partisinde geçmişte sorumluluklar alan, koruculuk yapmış, Baas rejiminin tasfiyesinden sonrada Suriye'ye kaçan unsurlar tarafından kurulan parti/ şebeke sömürgeci Suriye ve Türkiye devletinden nemalanmakta, KDP şahsında bütün Kürt kazanımlarına saldırmaktadır.Bu paramiliter odak hakkında özellikle Şengal katliamının sonrası peyamner.com, kurdistan-post,rizgari.com ve anf sitelerinde gerçekliliklerini teşhir eden mahiyette açıklamalar yayınlandı.Bizde, sosyaliste şoreşger sitesinde, KSAM analisti Yusuf Ziyad tarafından hazırlanan kapsamlı değerlendirmeyi okurlarımızın dikkatine sunmuştuk.Aynı yazıdan seçtiğimiz bölümleri kısaca aktarmakta fayda var; "Kürdistan'daki birçok eylemde Kürdistan Adalet ve Özgürlük partisi( bir ara Kürt Halk ve Adalet partisi olarak biliniyordu) ile Ezidi ilerleme ve kalkınma Hareketinin parmağı vardır.Bugün Kürdistan'ın en büyük aşiretleri arasında yer alan Zebari ve Herki aşiretlerinin Musul'da kalan kesimiyle birçok Sünni aşiret ve gurubun ilişkisi açıktır.Alttan sık sık Türkiye ve Suriye istihbaratlarıyla görüşmekteler.Ve bu iki devletten açıktan da destek görüyorlar."

 

"Diğer ihanet örgütü Ezidi ilerleme ve Kalkınma Hareketinin amacı da Kürt düşmanlığını körüklemek, Ezidiler içinde KDP'ye karşı olan kesimleri bir araya getirmek, Ezidileri Kürt olmadıklarına inandırmak, Kerkük referandumunu erteletmek. Bu örgüt Suriye ile bağlantı içinde Avrupa'da bulunan bir şirket aracılığıyla Ezidileri Avrupa'ya taşıyarak Kürdistan'ı boşaltıyor. Hareketin eski Genel Başkanı Mehmet Ferhan Cico, oyunu anladıktan sonra istifa etti. Suriye, bu örgütlerin Türk istihbaratıyla ilişki kurmasını sağlıyor." Kürdistan özgürlük ve adalet partisi hakkında hatırlatmalara tekrardan dönelim;

 

" Bu grup dışarıdan destek almak için BAAS'çılar yoluyla Suriye'yle ilişkilendi ve destek istedi. Suriye kabul edince bu guruptan Leto ağa, kardeşi Eşref Zebari ve bazı eski BAAS'çılar, Suriye'ye geçti. Burada İran, Suriye ve Türkiye üçlüsünün Kürt kazanımlarını geriletmek ve Kürtler üzerindeki inkâr ve imha politikasını devam ettirmek için kendi aralarında yapmış oldukları tartışmalar sonucunda partileşme kararı çıktı ve Ankara'da partileştiler."

 

"Bunların Ankara gidişleri oldukça gizli tutuldu ve hiç basına yansımadı. Daha sonra da İstanbul'da Sünni grupların katılmış olduğu toplantıda bazı Kürt şahsiyetlerin bu toplantıya katıldığı şeklinde basında yansıtmalar oldu ve o zaman partileştikleri söylentisi yayıldı. O doğru değildi, o toplantıya katılmışlardı fakat ondan önce Ankara'daki toplantıda partileşmişlerdi. Bu partinin başkanlığını Leto ağanın kardeşi ve eski Irak Bakanlarından olan Eşref Zebari getirilmişti. Ankara toplantısında bu partiye her türlü desteği aktif biçimde Suriye ve Türkiye'nin vereceği kararı alındı."

 

"Irak'taki BAAS' çılar üzerinde Suriye'nin ciddi bir etkisi olduğu ve Irak'ta Türkiye ile Suriye'nin birçok noktada birlikte hareket edeceği ve birbirlerine destek sunacakları noktasında yeni bir anlaşmanın da Ankara toplantısında alındığıydı. Bu noktada Suriye, Sünniler üzerindeki etkisini kullanarak Musul, Kerkük v.b yerlerde Türk istihbaratına kolaylık sağlayacaktır. Türk devleti bu gruplara gerekli yardımı Suriye üzerinden yapabilecek şeklinde ek anlaşmalar da yapılmıştır. Musul'daki radikal İslamcı örgütlerle eski BAAS' çılar bu örgüte açık destek sunmaktadır. Bunlar halk arasında bir siyasi parti oldukları, özgürlük yürüyüşü içinde yer almak istediklerini dile getiriyorlar. Fakat bu güne kadar da bir program ve tüzükleri çıkmış değildir. Bu partinin kuruluş amacı tamamıyla Türkiye ve Suriye devletlerine ajanlık temelindedir."

 

Yukarıda aktardıklarımız bu şebekenin hangi neden ve amaçla konumlandırıldığı özetlemektedir. Başta TC Devleti ve Suriye, İran devletleri, Güney Kürdistan'daki son yıllarda yaşanan olumlu adımları baltalamak, kargaşa ve kaos çıkarmak, uzun vadede yapabilirse Güney Kürdistan'ı işgal etmek niyetindeler. Ve sömürgeci hazımsızlıklarını çeşitli vesilelerle yansıtmaktan da kaçınmıyorlar. Kendi sömürge parçalarında ki egemen-despotik tiranlıklarının da çatırdadığını görüyor, Kürt ulusal özgürlük uyanışının var olan sömürge ilişkilerini ve zor-baskı-soy kurutmaya dayanan statükolarını yerle bir edeceğini biliyorlar. TC'nin ordu komutanlarından İlker Başbuğ 1 Ekim'de yaptığı konuşma ve tehditlerde alenen Güney Kürdistan Federe devletinin kendileri için öncelikli sorun olduğunu ifade etmişti. Şu sıralarda özel savaş konseptlerini farklı güç ve gündemler üzerinden topyekûn imha-yok etme biçiminde yaşamsallaştırdıkları ve sömürgeci terörde sınır tanımayacaklarını tartışmaya yer bırakmayacak netlikte sergiliyorlar. TC devleti bir süredir yaşanan çatışmalarda asker kayıplarını bahane ederek Güney Kürdistan sınırına yığınak yapmış durumda.(  son iki yıldır sayısı on binlerle yansıtılan gücü aynı noktalarda tutuyor ) Aslında bu sefer hem içte son yılların birikimi şovenist kudurganlığı kontrollü olarak yükseltmekte böyle yaparak toplumsal destek potansiyelini arttırmakta ve Kürt halkını sindirmeye çalışmaktadır, hem de operasyonel askeri birliklerini aşamalı olarak sınır bölgelerine yığarak dışarıya karşı kararlılık ve dayatmalarda bulunma hesapları içindedir. ABD' yi yine diğer emperyalist devletleri sıkıştırmaya çalışıyor. Ne adına söyleyelim; Güney Kürdistan'daki kazanımları bertaraf etmek, Güney-Kuzey ekseninde ulusal direniş dinamiklerini toprağa gömmek ve Güney Kürdistan'ın parçası Musul ve Kerkük'ü gayrı meşru misak-ı milli sınırlarına katmak...

 

Kürdistan özgürlük ve adalet partisi hakkında, işbirliği yaptıkları Türkiye sol hareketleri ne biliyor açıkçası merak ediyoruz. Bu toplantı hangi ülkede yapıldı? Cevapsız bırakılamayacak bir dizi soru sorulabilir. Bu şebekenin Kürdistan kamuoyunda nasıl algılandığı ortada. Kürdistani basın organlarında yeterince deşifre edilmiştir. Biz bu noktada ters açılar kurmak gerektiğini düşünmekteyiz. Acaba Kürtlerin dışında kimler bu şebekeyi gündemde tutmaya çalıyor, merak ettik ve kısaca şu örneklerle karşılaştık.

 

Bir; Türk devletince finanse edilen Türkmenleri kışkırtmaya çabalayan haber siteleri." Irak Kürdistan adalet ve özgürlük partisi, Barzani'nin yalanlarına cevap verdi." Benzer formatlı internet sitelerinde bu ve buna benzer başlıklar bulabilirsiniz.

 

İki; Türk ırkçı ve faşistlerin sesi Ortadoğu gazetesi. Kürt ve Kürdistan düşmanlığında rüştünü ispat eden faşistler, haberlerinde Ezidi katliamında Türk devletinin ve onun uzantısı kontra şebekesinin suçunu KDP'ye yıkmak için malum partinin açıklamalarına sayfalarında epeyce yer verdiği görülüyor.

 

Üç; TKP' ye ait olduğunu bildiğimiz sol.org adlı haber sitesi.Kürdistan ulusal sorunu bağlamında ilgisizliği ve sosyal şoven hezeyanlarıyla tanıdığımız TKP'nin, Güney Kürdistan'da bu şebekeye bazı misyonlar yükler biçimde ve kendi bakış açılarına uygun haber-yorumlar yaptığını gözlemledik.Aralıklı iki haber var bakın ne demişler; "Irak'ın birliğinden yana Kürtler parti kurdu- 11 Haziran 2007", ikincisinin başlığı da şöyle;"Barzani ve Talabani rakipsiz değil- 5 Eylül 2007" kullandıkları başlıkların altında "Parti işbirlikçi Kürt liderlerin en büyük rakibi konumunda, Kürtler arasında Barzani'nin ayrılıkçılığını benimasmeyen ve Irak'lı kimliğini savunan bir kesim,örgütün manifestosunda partinin amacı Kürtleri bugünkü durumlarından kurtarmak olarak tanımlıyor ve Iraklı kimliğinin terk edilemeyeceği belirtiliyor..." şeklinde bir yığın lafazanlık yapılıyor.

 

Biz, halkımızın düşmanı devletlerce beslenen malum şebekenin neme nem bir şey olduğunu en kestirmeden kendi ağızlarından yansıtalım.3 Eylül 2007 tarihinde "al-ribatal-iragi.com" da Arapça yazdıkları, KDP' ye yönelik iftiralarla dolu bildiriden bir pasajı,Devrimci ve yurtsever kamuoyunun dikkatine sunalım.Ayrıca bu bildirilerinin aynı zamanda faşist Ortadoğu gazetesinde de yayınlandığını hatırlatalım.

"Kürdistan adalet ve özgürlük partisi liderliği ve tabanı, başta işgalci Amerika, yandaşı ajan Barzani ve çeteleri olmak üzere, birleşik Irak'ın düşmanlarına karşı, Allah'ın yardımıyla zaferi kazanana kadar cihat ve mücadeleyi sürdüreceğini, kahraman Arap, Kürt ve Türkmenlerin özverileriyle taahhüt etmektedir. Allah müminlerin yardımcısıdır." Mantalite ve kullandıkları dil kendilerini ele veriyor. Birleşik Irak'ın düşmanlarına cihat açan Kürt ve de müminler, komik değil mi? Partinin açılımında ki KÜRDİSTAN bölümü takiye, diğer kalanları da demagojidir.

 

Irak Arap ve Müslüman cephenin, alfabetik sıralamaya göre A' dan G' ye maddeleştirilen talep ve müşterek programı da son kertede eski günlerini yâd eden döküntülerin ruh hallerini yansıtmaktadır. Basit matematiksel yöntem kullanılmış, toplama ve çıkarma işleminden sonra sonuç; "İşgalden önceki ulusal ordunun kurulması, Baasçılık karşıtı tüm yasaların kaldırılması" olmuştur. Peki ya Kürt ve Kürdistan ülkesi, ulusal özgürlük hakkı, eşitlik... Zinhar tövbe mi diyeceğiz? Hadi revizyonist Irak Komünist partisini bir an için unutalım, yerine varlığından yeni haberdar olduğumuz cephe'nin traji-komik üyesi Komünist-halk birliği'ne ne dememizi bekliyorsunuz? Arap ve Müslümanlara hürmet, Kürt halkına zahmet bu yaklaşım Marksistlerin işi olmasa gerek. Baas'a özgürlük isteyen Komünistlerin, acaba dönüp geçmişte yaşanan, acı veren dramatik tasfiye saldırılarına diyecekleri bir şey yok mu? Bugün anti-emperyalizm görüntüsü altında yedeklendikleri Baas partisinin, emperyalist devletlerin yardımıyla Irak'lı komünist'leri yok etme katliamları hafızalarımızda yerini koruyor. On binlercesi, Baas'çı ölüm mangaları tarafından toplu olarak infaz edilip kaybedildi. Ölmeyip yaşayanlar ise işkence zindanlarında uzun yıllar tutuldu. Belli ki unuttunuz, Baas rejiminden kaçan Irak'lı komünist'ler ağırlıkla Güney Kürdistan'da kalmaktaydı. Aynı rejimin mağduru Kürt halkı, Irak'lı komünistleri sahiplenmiştir. Cephe üyesi Komünist-halk birliği somutta faaliyet içinde bir güç mü? Sanki sanal, Baas'çıların dışarıya dönük çalışmalarında kullandıkları araç gibi duruyor. Böyle olmasa bile Arap şovenizminin güdük kollarından biri oldukları anlaşılıyor.

 

Baas partisinin kendi rengini verdiği cephenin Irak halkının meşru temsilcisi sıfatını hak ettiğini düşünmüyoruz. Halkın yüzde seksenin Baas'ın öncülük ettiği mücadeleyi desteklediği de doğru değildir. Irak'taki toplumsal yapı ve mezhepsel dengeler onlara bu "meşru temsilci rolünü" vermeye müsait değil. Buna birde onlarca yıl süren egemen- despotik Baas rejiminin Irak halkında yarattığı kin ve nefreti eklersek tabloyu daha iyi çizmiş oluruz. Gerçekte, işgal karşıtı düşünce ve eylem içersinde olanların genelinin de Baas'la yan yana gelme konusunda istekli davranacaklarına ihtimal vermiyoruz. Bugün, Irak'ın işgalcilerden kurtulması sorunu tartışılırken, Kürdistan topraklarını Irak'ın bir parçasıymış gibi görmek ve göstermek kabul edilebilir değildir. Irak ve Güney Kürdistan ayrımının net olarak özellikle vurgulanması gerekir.Soruna ilkeli,bilimsel ve önyargısız bakabilmenin anahtarı da bu bakış açısından geçer.Yoksa beylik sözler ederek, enternasyonalizm rüzgârları estirme çabalarının halkımız nezdinde inandırıcılığı olmayacaktır.Devrimci-Demokrat kimlikte tutarlılığın temel ölçütlerinden birisi de Kürt ulusal mücadelesine,kendi devletini yaratma süreçlerine verilen fakatsız-amasız destektir.Sömürgeci güçler tarafından mutlaklaştırılarak tabulaştırılmak istenen özel savaş kavramlarıyla egemen ulusun bilincine empoze edilen "üstünlük, kendisi gibi olmayanı ötekileştirme, farklılıkları ret ve inkâr" ırkçılık,şovenizm ve gericileşmenin önünü açan travmatik hastalıklardır.

Devrimci Sosyalizm alternatif toplum projesidir.Egemen ulusun Sosyalistleri de, ezilen ulusun özgürlük hakkını meşru görür, ilkeli ve samimi yaklaşımıyla savunur."Başka bir ulusu ezen ulus özgür değildir." Bugün egemen ulusa özgü açmazları aşabilmenin yöntemini de bu söz açıklamaktadır. Artık, yaşam tarafından sayısız kez doğrulandığı gibi ulusal sorunu görmeyen, gördüğünü dillendirip erteleyen teori ve örgütsel yapılar, Kürdistan somutunda olumsuz noktalara savrulabiliyor. Sosyal şoven tepkisellikle, soruna sorunlu bakan duruma düşmekte, son örnekte görüldüğü şekilde Irak'ta eski imtiyazlarını tekrardan kazanmak isteyen Baas rejiminin artıklarıyla onlara anti-emperyalist roller verip ortak platformlar kurabilmektedir.

 

Kürdistan ulusal sorununa devrimci yaklaşımın yolu Kürt ulusunun şartsız, koşulsuz, amasız ayrılma- kendi devletini kurma özgürlüğünü tanıma ve savunmaktan geçer. Eğer hala anlamak istemeyenler çıkıyorsa bizim diyeceğimiz tek bir şey kalıyor; Gölge etmeyin yeter!

FERHAT ÜÇOLUK