Ferhat u00dcu00e7oluk
Beşikçi'ye saldıranların
Beşikçi'ye saldıranların basitliği / Ferhat Üçoluk / ''Özgür eleştiri bilimin ilerlemesinin,bilimsel düşüncenin gelişmesinin,demokrasinin kurulmasının çok önemli bir şartıdır. Özgür eleştiri olmadan,düşün özgürlüğü olmadan bilim yönteminin gelişmesi mümkün değildir.'' ( İsmail Beşikçi)
Sosyolog İsmail Beşikçi'ye dönük bir süredir devam eden yıpratma ve hedef haline getirme saldırganlığına karşı düşüncelerimizi ifade etmek neredeyse bir zorunluluk haline geldi.İmralı sakininin avukatları aracılığıyla verdiği talimatlardan sonra teslimiyet platformunun sözcüleri,şaibeli tipleri ve dalkavukları kendi medyaları üzerinden transa geçti.
Akıl ile vicdan kararmasını çarpık vaziyette yaşayan bu ''tehdit ekibine'' meydanı boş bırakmayacağımızı söyleyelim.Yozlaşmanın ve içinden çıktıkları halk gerçekliğine sırtını dönmenin tipik örnekleri arasında yerlerini alan siyaset tüccarlarına hak ettikleri cevabı vermek farz oldu.Makalenin devamında bazı sorular yönelteceğiz.Caka satan,tehditler savuran korkakça tutumlarını bırakıp cevap verme tavrını gösterirler mi,açıkcası kendileri bilir.Biz,söylemimiz gerekenleri söyleyelim de...
İsmail Beşikçi'yi savunmak; Kürt aydınlanmasına inanmak,bilimin-bilimsel düşüncenin doğrularında ısrar etmektir.
İsmail Beşikçi'yi savunmak; kişi kültüne,despotizme ve anti-demokratizme teslim olmamak,kollektivizme,düşün özgürlüğüne,farklılıklara saygı ve demokrasi kültürüne sahip çıkmaktır.
İsmail Beşikçi'yi savunmak; parçalanmış,bölüştürülmüş ülkemizin kurtuluşunu istemek,sömürgeci egemenlik ilişkilerine karşı,bağımsız,birleşik ve demokratik Kürdistan demektir.
Kürdistan özgürlük mücadelesinin gelişiminde büyük emekleri olan,hayatının 18 yılını anti-sömürgeci düşüncelerinden dolayı hapishanelerde geçiren Beşikçi hoca,Kürdistan'ın sömürge statüsü hakkında yaptığı sosyolojik-tarihsel içerikli bilimsel çalışmalarıyla Kürt ulusunun bilinçlenmesinde önemi yadsınamaz birikimin,aydın onurunun ve ilkelerde tutarlılığın da adıdır.
Geçmişe inkarcı yaklaşan,teslimiyet çizgisine payanda olmuş,apolitizmin delhizlerine tutunup tehditler savuran karanlık zat'ların deli saçması ''fikirlerini'' ideolojik düzlemde tartışmak bile anlamlı değil.Onlara hak etmedikleri anlamlar yüklemeye gerek yok.Düşünsel sefaletin boğucu girdabında savrulan,asgari sorgulama ve irade geliştirme bilincinden yoksun bir karşı koro var.Şimdi,detone seslerden oluşan,İmralı'dan sesler korosunun yeni güftelerine geçebiliriz.Geçmeden önce şunların altını çizelim.
Son dönemde aynı kafa yapısının kopyası ''makale-uyarı-görüş'ler'' farklı zat'lar tarafından gündeme getiriliyor.İsmail Beşikçi başta olmak üzere yurtsever Kürt aydınlarına aba altından sopa gösteriliyor.Bir de bu zat'lar utanmadan '' saygı'dan ve bilimsel olmaktan'' bahsediyorlar.Bu densizlere göre; '' İlkel milliyetçi önermelerle devletçi çözümü dillendiren İsmail Beşikçi ve yandaşları'' seslerini kesmeli,sınırları fazla zorlamamalıdır.Yoksa, malumunuz linç kıtaları ve psikolojik savaş tamtamları harekete geçirilir.Peşi sıra klasik yöntemleri devreye girer.
M.Can Yüce,'' Demokrasi kültürü ya da Kültürsüzlüğü'' başlıklı makalesinde İmralı partisinin yöntemlerinin neler olduğunu kısaca özetliyor.Aynı makale'den anlaşılır olsun diye bir alıntı yapalım.
'' İsmail Beşikçi,PKK ve Öcalan'a bir eleştiri yapar,ama bu iktidarın sahibi ve kulları hemen harekete geçerler.Yapılan eleştiriyi eleştirmekte özgürsünüz,ama eleştiri ölçüleri içinde ve sadece eleştiri silahı ile yaparsanız bir anlamı olur.Ama bunu yapmak yerine tipik despotik,''Tanrısal'' iktidarın ezbere laflarını tekrarlar:Burada adalet,vicdan ve en sıradan ahlak ölçüsü aranmaz!''Güç ve iktidar'' tekeli elimde,toplumu tek yönlü şartlandırma ve saldırtma olanağım var; o zaman '' vur abalıya''! ''Psikolojik savaşa hizmet'','' paralı yazarlık'',''ajanlık'' gibi Öcalan iktidar sisteminin en bayat ve politik etkisi güçlü silahları ateşlenir! Bütün farklılıkların susturulması ve tasfiyesi de ''ajanlık'','' objektif ajanlık'' silahlarıyla gerçekleştirilmişti.Dolayısıyla bugün bu silahların İsmail Beşikçi gibi bütün yaşamını hiçbir çıkar ve kayıp endişesi olmadan Kürtler ve Kürdistan davasına adayan bir bilim adamı için kullanılması,ancak bu iktidar sisteminin Kürdistan demokrasisi için ne denli ciddi bir engel haline geldiğini gösterir!
Ya boyun eğ,secdeye gel ve tap,ya da sus,yani politik ve aydın olarak öl!
İşte dayatılan bu! ''
Öncesi bir yana son olarak,31.12.2008 tarihli,Kasım Engin imzalı,HPG sitesinde yayınlanan bir yazıyla dengesizliklerini sürdürme tutumunda ısrarcı olduklarını gösterdiler.Sahibinin sesi Kasım Engin kimdi? Yoksa, Aram Masis türü mahlasların ardına gizlenen kaçak döğüşçülerden mi?
Yazısını okuma zahmetinde bulunduğumuzda apolitik,tutarsızlıklar manzumesi sıfatına koyabileceğimiz lafebeliğinden muzdarip,gereksiz birisi olduğu sonucunu çıkarttık.Her ne kadar politik şahsiyet anlamında ''gereksiz''de olsa,tahammül sınırlarını zorlayan uyarılar yapmış,yalan-yanlış tanımlamalarla akla ziyan tespitlerde bulunmuş ve yazısının sonuna doğru kendi deyimiyle ''çizmeyi aşmıştır.'' Ayrıca öğreniyoruz ki;'' kuantumik felsefik bakışlı ve yeni tarihsel komünal bilinçli'' bu zat bir yoldaş katili.17 ARGK gerillasına işgence ederek katletme suçunu işleyen ve gerilla alanında işgenceci kimliğiyle tanınan biri.Kasım E.'in marifetlerini merak edenler Kurdistan-Aktuel sitesinde yayınlanan Hasan Atmaca ve Selim Çürükkaya'nın konu bağlamındaki makalelerine bakabilir.
Kasım E.'in '' İsmail Hoca'ya Açık Mektup'' başlıklı yazısından örnek mahiyetinde seçtiğimiz alıntıları verelim.Böylelikle yoldaş katili Kasım E.'i az da olsa tanımış ve tanıtmış oluruz.Alıntıları yorumlayıp ''mektup''la verilen mesajı değerlendirelim.Akabinde yine farklı kişilerin konuyla ilintili tutumlarına değineceğiz.
Kasım E.,yazısının giriş kısmında,kendisinden beklenilmeyecek üslupla edepli cümleler kurup,konuyu açıyor;''İsmail Hoca'ya karşı biz hep saygı duyduk.Biz Kürtler birisi bize iyilik etmişse onu kolay kolay unutmayız...'' demektedir.Saygı ve iyilikten ne anlıyor açıkcası bu meçhul.Sonrasında sanki çok merak etmişiz gibi,oda mektubunu okuyacakların merakını gidermek maksadıyla olsa gerek,İsmail Beşikçi'nin kitaplarını kapı kapı dolaşıp dağıttığını anlatıveriyor.Yazısının bütününü göz önüne getirdiğimizde Beşikçi'nin kitaplarını dağıtıp-dağıtmama ihtimalinden ziyade kitap okumakla ilgili probleminin bulunduğunu rahatlıkla gözlemledik.Kasım Engin'e göre; ilk kurşun teorisini İsmail Hoca'dan öğrenmiş(ler).Ama, ''elbette Franz Fanon'un teorisiydi.'' Yani,Beşikçi Hoca olmasaydı bile Kasım E. öğrenmekte zorlanmazdı.Muhtemelen şimdiler de ''kuantumik felsefik bakışları'' sebebiyle,Cezayir'lilerin kurtuluşunu savunduğu için Fanon'da Ziya Gökalp'le benzeştirilebilir.Bu durumda Beşikçi ya da Fanon'dan bir şey öğrenemediğini belirtelim.Zaten,akıl hocasının kim olduğunu da cümlelerinin devamında açıklamaktadır.''Parti Önderliğimiz İsmail Hoca'nın söylediklerinin kat be kat fazlasını en basit dile indirgeyerek bize benlik kazandırdı.'' Kasım E. madem basit dil'den anlıyor,algı ve yorumlama noktasında talihsizliğinin nedeninin ''önderlik buyruklarını'' ezberlemesi olduğunu ifade edelim.Üzülerek söylemeliyiz ki,yaratılan ve ya dayatılan diyelim,benlik oldukça zayıf ve unutkandır.Kullanılan kelime dağarcığı sığ,içi boş terimlerle bezenen ( demokratik uygarlık,komünal paradigma,apoizm vb.) gayri-ciddi söylevlerden ibarettir.
Mektubunun ileri paragraflarında Beşikçi'ye dönük traji-komik ilk ''eleştirisini'' şöyle dillendiriyor:'' İsmail Hoca'nın 1989 yılında Kürt gerillası toplantısını Türkçe yapıyormuş,konuşmaları Türkçeymiş,halbuki gerilla tüm konuşmalarını Kürtçe yapmalıdır..biçiminde değerlendirme ve eleştirileri olmuştu.'' Önemsiz bir dizi cümlenin sonrasında ise bakın sözlerini nereye bağlıyor:'' ... Neden gerilla Kürtçe konuşmuyor tespitini o zaman epey eleştirmiştik.Ne de olsa devrim olup bitse de biz kırk yıl Türkiye halklarıyla birlikte yaşayacaktık.Ve Türkçeyi bunun için uzun yıllar daha konuşacaktık.Bir de bizim Türkiye halklarına zırnık kadar bir düşmanlığımız yoktu ki.'' Kasım E. verdiği bu örnekle sözde ''eleştiri(mi)'' yapmış oluyor.Kürtçe'nin kullanılması doğrultusunda geliştirilen masumane öneriyi ''Türkiye halklarına düşmanlık'' katagorisine indirgeyip,demogojik hezeyanlara sarılıyor.''Devrim olup bitse de'' sözleri yine başka bir tezatlık örneğidir.Kasım E. gibi zat'lar ''sadece eleştirmek için eleştirmek'' gayesiyle kalem oynattıklarından,böyle saçma-sapan örnekler vererek,alakasız tanımlamalarla seviyesizliklerini kendi ağızlarından itiraf etmektedir.Kasım E.,Kürtçenin kullanılması bağlamında geliştirilen bir eleştiriyi ''epey eleştirdik'' diyerek,lüzumsuz salvo atışlarına başlamayı marifet sanıyor.Aynı paragrafın sonunu yine akıl erdiremediği konuda,şu veciz sözlerle tamamlıyor:'' Devletli çözümlerin eni sonunda yine bir kesimin hizmetine girdiğini biz en bariz olarak Sovyet deneyiminden gördük.''Kasım E. 'nin görüldüğü üzere maalesef kapasitesi bu kadar.Kürtçe'den başlayıp,Sovyet deneyimine el atması,konuyu ilintileme şekli fazla söze de gerek bırakmıyor.Siyasal cahillik tam da böyle bir şey.Yazık,kimlere ve ne günlere kalmışız! İmralı partisinin tepesine çöreklenmiş zat'ların düşünsel yetersizlikleri kemikleşmiştir.Kronik vakaa halini almıştır.
Devletçilik( bu terimi anlaşılan M.Kemal'in altı ok'undan esinlenerek kullanıyorlar) bağlamında gelişi güzel cümleler kurup,mantık kurallarını altüst etmeyi başaran- tek başarısı bu galiba- Kasım E., iktidar hastalığının zararlarına değiniyormuş gibi yapıp sözü ''önderinin'' çözümlemelerine getiriyor.Öcalan (Kürtlerin devlet kurması konusunda) demiş ki:Böyle bir devlet kurulacaksa kurulmasın daha iyidir,kurulsa da ben yerin dibine batırırım.'' Kasım E.'nin onca tutarsız laf yığınıyla kabak tadı veren ''Açık Mektup'' tehditnamesinin referans noktası da yukarıdaki teranelerdir.Önderleri,Kürtlerin bağımsızlık ve iktidar bilinçli mücadele bayrağı altında toparlanmasını engellemek,özcesi ''TC devletine hizmet etmeye hazırım '' yakarışının gerekliliklerini yerine getirmek için,Kürdistani olan her şeyi ''yerin dibine batırma'' rolünü samimiyetle sürdürüyor.
Kürtlerin özgürleşme iradesini kırmak ve sömürgeci düzenden kopuş eğilimini baltalamak odaklı,tek taraflı teslimiyet programlarıyla amaçlarının;TC devlet yurttaşlığı olduğunu defalarca kamuoyu ile paylaştıkları ''çözüm deklarasyonunda'' açıklamışlardır.İmralı sakini ve teksircileri dillerine pelesenk ettikleri,'' Her türlü iktidar ve milliyetçilik kötüdür,kötü de laf mı,felakettir...'' türü demode,iğreti ve hedef saptırıcı tespitlerle TC'ye bağlılığı teorize etmekle meşguldürler.
Kültürel özerklik meşkalesinin ideolojik dayanağı da neokemalizm'dir.Üniter devlet sınırlarına dokunmama,anayasa'ya bağlılık,Kemalizmin güncelleştirilmesi vb. taahütlerle sömürgeci devletin dümen suyuna girmişlerdir.Sömürgeci-faşist TC devleti mevzu bahis oldu mu Türk(iye) milliyetçiliği yapanlar,ezilen Kürt ulusunun milli kimliğini savunmasını,ulusal kurtuluş ekseninde konumlanmasını,''ilkeler adına tarihin gerisinde kalmaktır.Kapitalist ideolojiye hizmet etmektir...'' diyerek,tukaka etmeye soyunuyor.Bu uyduruk tanımlamalarla,politik ufuksuzluğun köreltici çıkmazında debelenerek,egemen sömürgeci devletleri meşrulaştırıyor,sömürgeci sistemin bir-iki rütuşla devamına çalışıyorlar.Teslimiyet platformunun ''aklıselim'' teksircilerine göre:''Genelkurmay,MİT,TÜSİAD,ANAP,RP,DYP,MHP,DSP ve yakın zamana kadar AKP'de çözüm yolunu açacak güçler, barışçıl muhattaplardı.Demokratik küresel merkez odakları da ilericiydi.Hatta,zır cahillikleri sayesinde ''demokratik kapitalizm'' lafızını da kendilerinden duyduk.
Tarihin neolitik çağında kalıp nal toplayan ve Dünya'ya at gözlüğüyle bakan İmralı'dan sesler korosu,sahne aldıkları anda kulakları sağır edercesine '' tiz'' sesi vermektedir.Sömürgeci-faşist düzene af temelinde payanda olma arayışı,'' gelişmeleri doğru okumak ve ilericilik'' oluyor,öylemi?Kesin artık sesinizi! Konuştukça batıyorsunuz.Siyaset ve sosyal bilimlerin katli anlamına gelen,somut karşılığı bulunmayan,eklektik kavram kargaşasından ibaret,sözde ''paradigma'' adına direniyoruz nakaratını kullanmayı maazallah dillerinden düşürmüyorlar.
İşte buyrun Kasım E.'den aynı minvalde laflar:'' Gerilla demokratik uygarlık stratejisi için Kürdistan dağlarında halen en sert mücadeleyi veriyor.''Birisi de çıkıp;iyi de kardeşlerim ''demokratik uygarlık'' denilen ne idüğü belirsiz hedefle vakit tüketmek yerine,sömürge Kürdistan'ın bağımsızlığı için mücadele edelim,bu daha akla yatkın geliyor,dediğinde... İçi boş uygarlık felsefesinden eser kalmıyor.Yaftaları da hazır:''Hain,işbirlikçi,ilkel milliyetçi,çeteci,kontracı,objektif ve subjektif ajan vb.''Politik tercihi farklı olan ve İmralı partisini eleştiren yüzlerce Kürdistan yurtseverine yönelik fiili saldırıları ve işledikleri siyasi cinayetler kendilerinin ne kadar ''demokratik'' olduklarını tarihin tanıklığında göstermektedir.Ayrıca vurgulamakta fayda var.Kuzey Kürtleri açısından üzerinde önemle durulması gereken talihsizlik etkenlerinden biri de güç tekelini ellerinde tutan politik-örgütsel anlayışın silahlı reformizim derekesine indirgenemeyen,ideolojik-politik çapsızlığı,vizyonsuzluğudur.Kırıntı düzeyinde bile ''Kürt çözümleri'' yoktur.Yazık,Kuzey Kürdistan halkı bunu hak etmiyor!
Kasım E.,'' Açık Mektup''un devamında, saçmalama özgürlüğüne dayanarak,incir kabuğunu doldurmayan ezberlerini dövüveriyor.Okuyalım:'' İsmail Hoca tarihin hep aktığını bizden daha iyi bilir.Lakin bunu bilmesine rağmen adeta durmuş bir tarihe bakıyor.Bize insanlık tecrübesi,yeni kuantumik felsefik bakış,reel sosyalizmin iflası,yeni terihsel komünal bilinç,gelişen bilişim ve teknik gösterdi ki devletçi,milliyetçi çözümler insanlığa hizmet etmemekte.'' Buyrun burdan yakın.Bu ne şimdi? Tarih akıyor doğallığında yatağını buluyor.İmralı partisi ise,''TC'nin kuruluş felsefesini'' çarpıtarak,geriden geriye köhnemiş Cumhuriyete akıyor ve Kemalizmin güncelleştirilmesi safsatalarıyla,tarihsel gericiliğin başat bayraktarlığı yapıyor.Somut gerçeklikleri aynen böyledir.''Kuantumik felsefik bakışları'' nedense,bağımsızlık ve sosyalizm sorununa karşı cepheden ritmik tepkiler verirken,ilginçtir sömürgeci egemenlik ilişkilerini es geçmektedir.Sormak lazım.Devlete hizmet sözü veren sizin önderiniz değil mi? Hangi hakla sömürgeci devlete muhalif olanları tehdit edip,susturmaya çalışıyorsunuz?Üstelik siz mi ilericisiniz,doğrusu dönüp aynaya bakmalısınız...
İmralı'dan sesler korosunun son dönemde bestelediği güftelerine bir katkıda Kasım E.'den geliyor.'' İsmail Hoca 20.yüzyılın başında bir nevi Pantürkizmi savunan Ziya Gökalp'e giderek benziyor.Ziya Gökalp'i anlayabiliriz;diyebilirz ki dönemin zihniyet yapısı pozitivizimdi,determinizmdi.Türkiye'de bu çağda pozitivizmin eleştirilmemiş bir yanı kalmamıştır.Hala bu düşünce yapısında neden ısrar etmesi ne anlama geliyor diye İsmail Hoca'ya sormak gerekmez mi? Tüm bunları hem sorduğumuzda hem değerlendirdiğimizde İsmail Hoca'nın ayıp ettiğini düşünüyoruz.İsmail Hoca bu yaklaşımıyla gerilla da olan saygınlığını giderek yitiriyor.Eğer bu güne kadar bir gerilla ona dönük eleştiri geliştirmemişse,ona karşı beslenen saygıdandır.Ancak Hoca'nın yaklaşımları giderek çizmeyi aşıyor.İsmail Hoca gerilla da geçmişte oluşan kredisini yitiriyor...''
Ziya Gökalp'in kim olduğu,tarihsel arka planda oynadığı rolü bu satırları okuyanlar bilir.İmralı sakininin teksircilerine göre:'' Gökalp pantürkizmin ideoloğudur,tersinden Beşikçi'de Kürt milliyetçiliğinin...'' ezenle-ezileni birbirine karıştıran ve manülatif eşleştirmelerle basitliklerini perdeleyenler böylesi argümanlarla hangi anlayışa sahip olduklarını da bir nevi itiraf ediyorlar.Ziya Gökalp'i baz alıp,onun ardılları kimlerdir biçiminde soru sorulduğunda cevabını bulmak zor değil.Tarih bilgisi olan herkez size; İmralı sakininin Gökalp'in düşüncelerinden feyz aldığını,politik eğiliminin o damardan gelenlerle uyuştuğunu ve onlardan beslendiğini söyleyecektir.İsmail Beşikçi'nin görüşlerini beğenir-beğenmezsiniz bu ayrıca tartışılır.Ama,Kürt kökenli olmasına rağmen Türk egemen sınıfın hizmetine koşmuş bir Kürdistan düşmanıyla eşleştiremezsiniz.Haddinizi bileceksiniz.Vicdansızlık en çok sahibine zarar verir.
İmralı savunmaları,görüşme notları,kongre belgeleri ve sayısız demeciniz ortada.Kürdistani olan ne varsa kendinizce mahkum edip,af odaklı Türk egemenlerinden olumlu karşılık bekliyor,icazet dileniyorsunuz.Kürt ulusunun özgür geleceği zerre kadar sizi ilgilendirmiyor.Kürtler sömürgeci düzene direnmesin,düzenin gayri-meşruluğunu bilince çıkartıp bağımsızlıkçı duruş geliştirmesin diye yıllardır kılıktan kılığa giriyorsunuz.İdeolojik tutarlılık,muhalif kimlik vb. çoktan unuttuğunuz ve unutturmaya çalıştığınız yaşam gerçekliğimizdir.Kendinize benzetemediğiniz Kürdistan yurtseverlerine yaşam alanı bırakmama zorbalığıyla sergilediğiniz hazımsızlık beyhude bir çaba olarak sonuçsuz kalacaktır.Kürt ulusal kurtuluşu için,onurlu ve özgür bir gelecek istemek,sizin nazarınızda ''çizmeyi aşmak,kredi tüketmekse'' varsın öyle olsun.Biz bundan gocunmayız!
Bir başka teksirci Selahattin Erdem'den de konu bağlamında iki alıntı yapalım.Erdemsizliğini her yazısına yansıtmasıyla tanıdığımız S.Erdem mahlaslı malum zat,İsmail Beşikçi'nin hedef haline getirilmesi sürecinin önde giden aktörlerindendir.Ayrıca politik kişiliği ve gündeme gelen pratikleri ile kendinden epeyce söz ettireceğe de benziyor.''Söz uçar yazı kalır'' denir.Biz,İmralı partisinin resmi görüşlerinin sözcülüğünü yapması ve bağlayıcı özelliğinden kaynaklı kalemşör yanının üzerinde duralım.
Selahattin E.'ye göre:'' İlkel milliyetçiliğin tartışmasız liderliği Barzani olsa da,bu liderliğin TKDP içinde yetkin temsili yoktur.Dolayısıyla Kuzey'de oluşan bu boşluğu Sosyolog İsmail Beşikçi doldurmaya çalışmıştır.''
'' PKK liderliği ulusal düzeyde bir halk önderliği haline gelirken,reformist teslimiyetçi akımın içine düştüğü durum gözler önündedir.İsmail Beşikçi liderliği ise,Kuzey'de bir şey yaratamamış olsada,Güney Kürdistan'daki yapılanmayla kendini ifade etmektedir.''
Erdemsizliği ve provokatif üslubu nedeniyle düzey problemi yaşadığımız bu belleksiz zat'a,şöyle bir soru yöneltelim.1970'li yılların ortalarından itibaren yürütülen ideolojik-politik çalışmanın niteliği ile bugün savunduğunuz düşünceler arasında varolan kopukluğun,savrulmanın mantıki gerekçelendirmesini neden yapamıyorsunuz?
Mazlum,Kemal,Hayri'lerin öncü politik duruşlarıyla özdeşleşen devrimci PKK ile İmralı çizgisinin tasfiyeciliğinden rengini alan ''yeni'' PKK,iki farklı sınıfsal eğilimi temsil etmektedir.Ve ''yeni'' PKK,devrimci kurtuluş programının red'di üzerinden,Kürt ve Kürdistan davasından kaçışın adresi olmuştur.Dikkat edin; sol-sosyalist ve ulusal kurtuluş mücadelesinin saflarını terk edenlerin buluştuğu,inançsızlaşmış,dönekliğin lafazanlığını yapan lüzumsuz zat'lar koalisyonu haline geldiler.Kuzey Kürdistan'da UKM'nin zaferi için onlarca yıl çok ağır koşullar altında büyük bedeller ödendiği halde,adına ''önderlik sistemi'' denilen öğütücü mekanizmanın sebep olduğu yıkımlar yüzünden özgürleşme süreci kesintiye uğratıldı.En sonu İmralı ihanetiyle hangi güçlere hizmet edileceğini alenen ilan etti.Orta da illahaki bir ilkellik aranacaksa bu ''değişim'' olgusuyla süslediğiniz ideolojik hiç'liğinizdir.
UKM'nin devrimci sürecinde;sömürgeci sistem karşısında KDY manifestosu yerine devletin üniter sınırlarına dokunmayı zinhar suç sayan DC safsatasını teorize edebilirmiydiniz? 12 Eylül darbesinin sonrasında PKK'nin devrimci kadroları,Diyarbakır zindanın da ''Yaşamak Direnmektir! '' şiarı ile davalarını,kimliklerini savunmayı bırakıp;'' fırsat tanırsanız hizmet etmeye hazırım,Kürtler Türk ulusal bütünlüğünün parçası Kürtçe'de onun nüvesidir,annem'de Türk,Atatürk'ün önderlik hususları takdir ettim,saygımı göstermek için Türk bayrağını öptüm,kaba direnişçi değilim,üçüncü yolu seçiyorum,yaşamak için sonuna kadar konuşacağım vb...'' deselerdi ve buna uygun tavır(sızlık) içinde olsalardı acep nice olurdu ahvalimiz?
Ya da sömürgeci devletin mahkeme kürsülerini;TC devlet faşizminin teşhiri ve sömürgeciliğin yargılanması temelinde,sosyalizmin ve bağımsız Kürdistan davasının meşruluğunu,haklılığını vurgulamak doğrultusunda kullanmak yerine;''özür diliyorum,yaşanmış bir geçmişim yok,ordunun yönlendirmede oynadığı yapıcı ve olgun tavrı takdir ediyorum vb..'' babında yazılı,sözlü ifadeler verip,''adalete güveniyorum'' deselerdi,UKM'den geriye ne kalırdı ve tarihsel süreç nasıl gelişirdi?15 Ağustos gerilla atılımı, halk serhıldanları yaşanırmıydı?Kürdistan'da direniş bir yaşam tarzı haline gelebilirmiydi?
Selahattin E.'nin orkestra şefliği yaptığı İmralı'dan sesler korosu,Kürdistan emekçilerinin yarattığı değer ve kazanımları taşıyamaz.Zaten öne çıkan politik meziyetleri inkarcılık,Kürdistan yurtseverliğini bir kimlik olmaktan çıkartıp,Türkiye yurttaşlığını empoze etmektir.Elbetteki oluşturduğunuz statüko kırılacak ve her yönüyle aşılacaksınız.İflası belgeli teslimiyet açmazı kör-karanlık bir kuyuya dönüştü.Aydınlıktan korkuyorsunuz!
'' Nedir en zor şey? Görmek gözünün önündekini !'' ( Goethe )
Yine mevcut sesler korosun da aksesuar işlevi gören,Türkiye sol'undan uzaklaşarak gelen,mevki ve köşe meraklısı borazancılar da var.Genel özellikleri itibarıyla ''bir baltaya sap olamamış'' bu reformist solcu zat'ların eleştirisi başka bir yazı konusudur.İsmail Beşikçi'ye yönelik tehditlerin gündeme geldiği sürece denk getirdiği ''İsmail Beşikçi'nin görüşlerinin eleştirisi'' başlıklı makaleyle dikkatimizi çeken Yener Orkunoğlu'nun görüşleri yukarıda genel bir özetini sunduğumuz alıntılarla örtüşüyor.Lakin,Y.Orkunoğlu gündem-online sitesinde konuyu devam ettireceğini belirtmiş ve tuhaf bir sıkıntıdan dolayı, ''PKK önderi Öcalan'ın görüşlerinin eleştirisini yer darlığı nedeniyle daha sonraki yazılarıma bırakacağım.'' demiştir.Biz de,Yener Orkunoğlu yer sıkıntısı sorununu çözüp,Öcalan'ın görüşlerinin eleştirisini( övgüsümü diyelim) yaptığında,kayda değer şeyler yazarsa,'' Beşikçi ve Öcalan eleştirilerine'' dair görüşlerimizi kendisiyle paylaşırız.
Bir de neye muhalif olduğunu kestiremediğimiz bazı Kürt yazar ve siyasetçilerinin ikiyüzlü,edilgen tutumları hakkında bir çift söz etmek gerekiyor.Mesela,İsmail Beşikçi'nin yazılarını yayınlayan Kurdistan-Post sitesinin editörü Hasan Bildirici'nin doğru-yanlış arasında çizdiği zikzaklar anlaşılır mı? Türk ırk sistemine yönelik söylemlerini tutarlılıkla dile getiren Bildirici,son dönemde İmralı partisinin tehditkar uyarıları karşısında okurken kendisi adına üzüldüğümüz ticari öykü denemelerini cevap mahiyetinde yazmıştır.Bildirici ''altın ve çerez işini'' biyografik anı çalışmasında anlatmış olsa diyebileceğimiz bir şey olmaz.Kişisel beceri ve ya becerisizlikleri bizi ilgilendirmez.Şunlar denebilir;İmralı partisinin sözcülerinin gündeme getirdiği ''Barzani'den para alıyorlar'' iftirasına cevaben yaşam koşullarının bilinmesi için bunları yazmıştır.Tutumunu eleştirsekte anlayışla karşılarız.Ama, Bildirici;''PKK'den korkmak'' adlı makalesinde, anlamsızca cümleler sıralayıp,beni korkaklıkla ihtam ediyorlar şeklinde ifade ettiklerini okuduğumuzda pişkinliğine ve kendine konudan pay çıkarmasına açıkcası şaşırmadık.Maalesef, ortayolculuk kimilerinde bir yaşam tarzı halini almıştır.
Son olarak konuyu toparlarken söyleyeceğimiz; Kürdistan'da demokrasi kültürü,farklılıkların kendini özgürce ifade edebileceği koşulları,örgütlenme ve düşün özgürlüğünü geliştirici her adıma güç katmak bütün Kürdistan yurtseverlerinin olmazsa olmaz sorumluluklarındandır.Despotik güçlerin dayatmalarına teslim olmamak ve bizim olan değerlerimizi korumak için daha fazla geç kalmadan seslerimizi yükseltelim.Özgür ve Bağımsız Kürdistan için devrimci çizginin bilimselliğinde yolumuza ısrarla devam edeceğiz.Kürt direniş tarihinin önderlerinden Nuri Dersimi'nin vasiyetinde söylenenleri unutmayalım;'' Namusu olan her fert, sinesinde Kürt kalbi çırpınan her insan, damarlarında Kürt kanı çevelan eden her genç bu vasiyetnameyi unutmamalıdır. Onu infaz edinceye kadar uyumamalı, rahat etmemeli ve çalışmalıdır!
Dünün tarihini kanlarıyla yazan Kürt neslinin, kanlarıyla çizdikleri yoldan yürümek borcumuzdur!
Biz, kanlarımızla Kürt istiklalinin kızıl şafaklarını açacağiz. Ruhlarımızdaki volkanlarla, Kürt kurtuluşunun alevli güneşini yaratacağız!
Dünya tarihi bize bakıyor. Şehitlerimizin gözleri bize mütevehcihtir!
Hürriyet ilahına sunduğumuz binlerce kurbanlar, kendileri için bizden bir türbe istiyorlar, hatıraları için bir abide bekliyorlar!..
Bu abide, hür ve müstakil Kürdistan!
Bu abide, milletler camiasi arasında şeref mevkini ihraz edecek olan müstakbel Kürt devletidir!
Şehitlerimizin ruhunu şad edelim!
Yaşasın kahramanlar yaratan Kürt milleti, yaşasın hür ve müstakil Kürdistan...''
Ferhat Üçoluk
Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.


