|
29 Nisan 2009
Ferhat Üçoluk / İnsanlık tarihi çelişkilerden çözümlerin üretildiği,eskinin yeniye evrildiği devrimsel gelişmelerinde tarihidir.Devrimsel gelişmelerin motor gücüde sınıf mücadelesi ve bu mücadeledeki ezilenlerin ezen sınıflara karşı göstermiş oldukları direniştir.
Egemen sınıfların ezilen sınıflara karşı uyguladıkları baskıya ve zulme karşı ezilen sınıfların her türlü direnişi egemenlerin hukukunda terörizmdir.Bu yanıyla hukuk egemenlerin halkları boyunduruk altına almada kullandıkları dizayn araçlarıdır.Hukuk adalet terazisinde hakim olan sınıfın çıkarı doğrultusunda işler.Burjuva devleti denilen baskı ve zor örgütlenmesinin hukuk anlayışı halklara dayattığı zulmü saklama kılıfından ibarettir.Kendisine karşı gelişebilecek direnişleri bastırmada kullandığı yalanlar manzumesidir.
Hukuk ezen sınıfların elinde adaleti ifade edemez,çünkü mülkün korunmasında kullanılan basit bir araçtan ibarettir.Yani insani normlar çerçevesinde düşündüğümüzde hakim sınıfların hukuku meşru değildir.Hele ki asker-polis diktatörlüğündeki faşist devletlerde hiç meşru değildir.Tohumunu ortaçağ karanlığından alan burjuva demokrasisindeki kısmi gelişmeler ezilen sınıfların ve onların öncü güçlerinin vermiş oldukları bedelin bir sonucudur.Egemen sınıfların halklara bahşettiği hediye değildir.Bu gelişmeler dahi çoğu zaman hakim sınıfların saldırılarıyla tasfiye edilir,askıya alınır.
Anadolu coğrafyasında da olan budur.68 devrimci çıkışıyla yakalanan demokratik haklar 12 Mart ve 12 Eylül faşizmiyle tasfiye edildi ve anadolu coğrafyası koskocaman bir hapishaneye çevrildi.Anadolu halklarının devrimci öncüleri katliamlarla,zindanlarla yok edilmeye,inkarcılık,kalpazanlık,köşe dönmecilik bir yaşam biçimi haline getirilmeye çalışıldı.Sendikalar,demokratik kitle örgütleri,dernekler kapatılarak toplumun tüm kesimleri nefessiz bırakılıp halklar teslim alınmaya çalışıldı ve bunda kısmende olsa başarı sağlandı.12 Eylül hukukuyla estirilen bu faşizan teröre karşı dağınık olan halk güçlerinin devrimci direnişide yeterli gelmemiş,toplum ölüm uykusuna yatırılmıştır.Buna rağmen umut yok edilememiştir.Çünkü umudun tohumu bu topraklarda derindir ve en olmaz denilen yerde en olmaz denilen zamanda serpilip boy vermesini bilmiştir.
Bereketli Anadolu toprağı Osmanlı zulmünde umudu nasıl Beddettince yeşerttiyse onun evladı TC' de de Mahir'ce,İbrahim'ce,darağaçlarında Deniz'ce yeşertti.Umut zindan karanlığında ateşe dönüştü Mazlum Doğan'da.Açlığa yattı Kemal Pir'de,M.Hayri Durmuş'ta,dağlara uzandı Mahsun Korkmaz'da,ateş topuna dönüştü Zilan'da,Beritan'da...Dalga dalga bayrak oldu Sebahat'lerde,Sibel Yalçın'larda.Taş oldu Kürdistan'da küçük generallerin elinde ve daha binlerce şehidin bedeninde hayat buldu.Yani umut yok olmadı,yok edemediler halkların özgür gelecek umudunu.
Bugün'de bu umudu canlı ve diri tutmaya çalışan devrimci öncüler varoldukça egemen sınıfların korkuları ve hakimiyetlerinin gelecek kaygısı anlaşılır bir durumdur.En sıradan demokratik taleplere dahi taammül edemeyen Türk sömürgeci-egemen sınıflarının en bilindik yöntemlerinden biri halkların öncüleri devrimcileri katletmektir.Lakin katledilmekle bitmeyen devrimcilerin muazzam iradesi karşısındaki acizliklerini bugünlerde sıcağı sıcağına yaşadık.
Anadolu topraklarının tarihi değerleriyle donanmış bir devrimci olan Orhan Yılmazkaya'nın yiğitçe direnişi karşısında allak-pullak oldular.Onların algılayamadıkları gerçek şu ki bir devrimcinin iradesi onların en ileri tankından,topundan daha güçlüdür.Evet burjuvalar,satılmış kalemşörler bilcümle halk düşmanı katiller,kontralar yenildiniz Orhan Yılmazkaya'ya...
Diz çöktünüz karşısında,aczedüştünüz biz ise selamlıyoruz devrimci dostluk cephesinden onu ve direnişini.Evet yenildiniz beyler,generaller,postal yalayıcıları.Dün Kürdistan Zap'ta,bugün Bostancı'da Orhan Yılmazkaya'nın karşısında.Artık en ileri teknolojiniz,silahlarınız da işe yaramıyor,korkularınızın büyüdüğününde farkındayız.Halklar hapishanesine çevirdiğiniz bu coğrafyada artık size ihtiyaç yok.Özgürlüğe sevdalı yüreklerin ete kemiğe bürünen emekleriyle halkların bahçesini kuracağız bu topraklarda.Unutmayın ki devrimciler halkların bahçıvanlarıdır artık bu coğrafyada...
Devrimciler ölüm ve silah sevdalısı değildir efendiler.Ölümü göze alıyorlarsa yaşamı sevdiklerindendir.Silahı ellerine alıyorlarsa ölüme karşı korunmak içindir.Sizin gibi katletmiyorlar yaşamı,kaybetmiyorlar gencecik bedenleri,canlı canlı atmıyorlar asit kuyularına,panzerlerin altına almıyorlar çocuk bedenlerini,kurşuna dizmiyorlar Uğur'ları,silah dipçikleriyle ezmiyorlar Seyfi'lerin kafasını,saçlarından sürüklemiyorlar anaları,gasp etmiyorlar emekçilerin ekmeklerini ve insanlığın geleceğini.
Suçlusunuz beyler-efendiler hemde çok suçlusunuz.Keliniz göründü,tiyatronuz bitti.Yırtıldı yalanlarınızın perdesi.Devrimcilerle,halk düşmanı katilleri yanyana göstermeye çalışmanızdaki sahtekar propagandanız suçlarınızın açığa çıkmasındandır.Televizyon ve medya köşelerindeki dolarşörlere verdiğiniz görevde sizi kurtaramaz.
Tarihe karşı suçlusunuz,doğaya karşı suçlusunuz,katlettiğiniz Kürt ulusuna karşı suçlusunuz,devrimcilere karşı suçlusunuz,çocuklara-kadınlara karşı suçlusunuz,ölüme direnen Orhan Yılmazkaya'ya karşı suçlusunuz.Yani beyler-efendiler kısacası hayata karşı suçlusunuz.
Suçunuzun affı tarihin,halkların ve devrimcilerin karşısında diz çökmekten geçer.Unutmayın ki siz asla haklılara ve halklara diz çökertemezsiniz.Halkların kızıl çiçeği Orhan Yılmazkaya'ya diz çökertemediğiniz gibi.
Umudun tohumunu toprakta canlı tutanlara selam olsun.
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir





