| 10 Haziran 2009
Ferhat Üçoluk / Barış mı... Kiminle... Nasıl ? Son dönemde yine bildik gelişmelerin etrafında kısır tartışmalar cereyan etmektedir. TC devletinin yetkili ağızlarından dökülen bir takım sözler yine Kürt liberal-teslimiyetçi cephe de boş hayallerin depreşmesine vesile oldu.İmralı merkezli,Kandil-Ankara ayaklı Cumhuriyetçi Kürtlerde bilinen aynı nakaratlar ayyuka çıktı.Reformist-iradesiz sol'da durumdan vazife çıkararak yine kendine yakışanı yaptı,yapıyor.Kürt liberal-teslimiyetci cephe ve reformist sol yıllardır dillerine doladıkları ''fırsat,çözüm'' lafızlı söylemlerle traji-komik çıkmazlar yaşamaktadır.''Boşa kürek çekmek'' yakıştırması bu cenahın halet-i ruhiyesini özetleyen bir yan taşıyor...
Anılan görüşmeden bir pasajı alıntılayıp makul PKK'yi yakından tanıyalım.Okuyoruz:''“PKK eski PKK değil artık.”
Değişim nedir sorusuna ise özet olarak şu yanıtı veriyor:
“PKK eskiye göre daha makul bir çizgide. Örneğin evvelce bağımsız Kürt devleti isterdi. Bu geçmişte kaldı. Yani artık 'bölücü' değil. Kürtlerin Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde eşit ve özgür olarak yaşamalarını istiyoruz. Şunu belirtmek isterim. Bu bir taktik değildir. Bölücülüğü, yani bağımsız devleti dışlayan süreç 1993'de başladı, 1999'da İmralı, (Öcalan'ın yakalanıp ömür boyu hapse mahkûm edildiği yıl, HC) ile başladı. Pradigma değişti.”Nasıl değişti
Bakın biz artık 'demokratik özerk Kürdistan' diyoruz. Bu özerklikten kasıt, federasyon değildir. Sınırların yeniden çizilmesi değildir. Devletin üniter yapısını da bozmayan bir çözümdür. Mahalli İdareler Kanunu değişir, yerel yönetimler güçlendirilir.”
İkincisi;TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Çek Cumhuriyetinden dönüşünde uçakta gazetecilere verdiği mülakatta sarf ettiği cümleler üzerinden süregelen tartışmalardır.A.Gül'ün sözleri,özellikle PKK/KCK ve DTP cephesinde destek bulmuştur.
''Bu noktada, adına ister Güneydoğu Anadolu sorunu, ister terör sorunu, ister de Kürt sorunu deyin, bu Türkiye’nin en önemli meselesidir. Ülke olarak enerjimizi alan bu mesele en büyük meselemizdir. Birinci meselemizdir. Geçmiş örneklerinde gördüğümüz gibi kontrolden çıkabilir. Ya da başkaları kontrol etmeye kalkabilir.
Bugün şimdi herkes; devletin bütün birimleri kendi aramızda bu sorunu açık seçik konuşuyoruz. Herkes birbirini tamamlıyor. Asker, sivil, istihbarat... Aklınıza ne gelirse herkes uyum içindedir. İyi şeyler olacak. Böyle bir uyum ortamında da iyi şeyler olur.''
Ulusal sorun bağlamında tutum alırken çözüm yolunun tam hak eşitliği,özgürlük ve bağımsızlık temelinde devrimci kurtuluşçuluktan geçtiğini görmeyen,sömürgeci devlet-sömürge ulus çözümlemesi bağlamında politik talep ve hedeflerini belirlemeyen anlayışların hemen hepsi ''çözüm'' üretmek bir yana sorunun kendi dinamiklerinde somut çözümünün önünde engel ve sorunun ucu açık belirsiz bir tarihe ertelenmesi rolü gördüklerini ortaya koymalıyız.
Sömürgeci egemen devletin ''hile ve yalanlarına'' değer biçmeyi alışkanlık edinmiş,ideolojik-politik konumlanmasını devlete güven verme ve talepler çıtasını bazı kültürel kırıntılar ile kapsamı genişletilmiş pişmanlık yasasına indirgeyen İmralı partisi PKK/KCK'nin döne döne tekrardan başa sardığı ezberleri bıktırıcı bir hal almış vaziyettedir.Bugün yurtsever Kürt halkının nezdinde TC devletinin niteliği,sömürgeci-faşist yapısı bilince çıkarılmıştır ve bu İmralı ihanet çizgisine rağmen ve ciddi anlamda psiko-politik tahribatlar yaratılsa da geçerliliğini korumaktadır.Lakin,PKK/KCK'nin sözcüleri her defasında TC devletini temize çıkarma ve af karşılığında ona payanda olma niyetlerini ''halk için'miş'' gibi gösterip yüzsüzce dile getirmektedir.Bu süreç aynı anlama gelmek üzere ulusal sorunun devrimci çözüm olanaklarını tüketme ve bu yönlü toparlanmanın engellenmesi esasına göre örgütlenmektedir.
Güncel tartışmalarda taraflar bilinçli çarpıtmalarla kitleleri yanılmaktadır.Klişe tanımlama ise '' Kürt sorununun çözümü için doğan fırsat'' cümleleriyle yansımasını bulmaktadır.Oysa gerçekler tam tersi yöndedir.Ulusal sorunu yaratan sömürgeci egemenlik ilişkileri tasfiye edilmeden,sömürge ulus ulusal,toplumsal ve psikolojik doyuma ulaşmadan farklı araç ve yöntemlerle ezilen sömürge ulus özgürlük mücadelesini sürdürecektir.Bu gayet dogal bir haktır ve Kuzey Kürdistan özgülünde de önümüzdeki mücadele sürecinde bu örgütsel ihtiyaca denk düşen adımlar atılacaktır.
Peki,çözüm adına dillendirilen onca laf yığını neye hizmet ediyor?
Ortada;ulusal kurtuluş amacı olmayan,mahalli idareler kanuna fit, sınıfsal yönüyle işbirlikçi Kürt egemen sınıfların çıkarlarına endenksli ve imralı sakininin affı karşılığında Cumhuriyet Kürdü olma hedefli Kürt orjinli Kemalist Cumhuriyetçi PKK/KCK var.Yurtsever halkımızın üzerinde politik tekelleri sürsün diye silahlı güçleri bir yanıltma ve yanılsama aracı olarak kullanan ve önderlik mitini tek geçer akçe haline getirerek sömürgeci düzene ''hizmeti'' farklı kılıflarla politika yapma sanatına çeviren şekilsiz ve miadını doldurmuş bir hareket var.Süren tartışmalarda esasen bu hareketin düzeniçi kanallar yaratılarak normalleştirilmesi üzerine şekillenmektedir.''PKK değişti,bölücü değiliz,bağımsızlıkçılığı dışlıyoruz'' türü beyanatlarda anılan hedef konusunda TC devletini ikna etmek için kullanılmaktadır.Çok gerilere gitmeden 1999 yılından itibaren gündemlerinde önceliği oluşturan ''tek taraflı ateşkes'' daha doğru ifadeyle teslimiyet çizgisi temelinde sistematik samimiyet adımlarını irdelediğimizde 10 yıldır aynı nakaratların peşisıra dillere pelesenk edildiğini gözlemlemekte zorlanmıyoruz.
Sömürgeci devlet katında söylenen bir dizi söze abartılı ve olumlu kurgusal anlam yüklemekteki ısrar Kürt liberal-teslimiyetçi cenahın içler acısı durumuna verilecek en iyi öğretici örnektir.Cenahın stratejik vizyonsuzluğu kemikleşmiştir,aleni gayeleri ise TC devleti tarafından atılacak göstermelik adımlara bağlanan umutla düzene paryalık anlayışıyla eklenti olma derekesinde karşılığını bulmaktadır.
TC devleti ile Kürt ulusunun çıkarları ortak nokta da birleşemez.Sömürgeci sistem yıkılmadan aralarındaki keskin çelişki ve çatışmalar yukarıda vurgulanan ''açılımlarla'' sonlandırılamaz.Ne sömürgeci egemenlerin bahşedeceği kırıntılar,ne yeminli Kürdistan düşmanı siyasetçi ve kalemşörlerin yuvarlak cümleleri,ne de her renkten bağımsızlık ve devrim kaçgını çevrenin ham hayalleri mevcut gerçekliği gölgeleyemez.Gerçeklik nihai hedefimize ulaşmak adına sürdürülecek özgür ve bağımsız Kürdistan davasıdır.
Makul çizgisiyle PKK/KCK icazet dilenmektedir.Ulusumuzun beklenti ve özlemlerini kendi tükenmişliği doğrultusunda çarpıtarak kullanmakta, düne kadar varoluş nedeni saydığı bağımsızlık mücadelesinden bugün kesin çizgilerle koparak yeniden sömürgeci düzenle daha sıkı bağlarla bütünleşme beklentisi içindedir.
Peki,bu beklentileri gerçekleşir mi? orası sanıldığı kadar kolay değil.Ama imkan da dahilindedir.TC devleti açısından bakıldığında özgürleşme mücadelesi yürütmeyen,bütün kaderini İmralı sakinine bağlamış,Kürtler adına Kürtleri devletle buluşturma politikaları güden ve düzeniçi çekişmelerde Genelkurmay ile siyaset kurumu tarafından dönemsel gelişmelere paralel yönlendirilen askeri-politik örgütsel bir aygıt olarak PKK/KCK'nin farklı yöntemler denenerek silahlı gücünün tasfiyesi mümkündür.Zaten makul çizgide olan,bölücülüğe karşı üniter devleti sahiplenme anlayışındaki bir hareketin bu noktada kendini egemen güce dayatması söz konusudur.Türk sömürgeciliğini karakterize eden asmbollere gösterilen ilgi,sistematik araçlarla empoze edilen Kemalist tezler,iktidar perspektifli mücadele öğretilerine duyulan hiddet,devletin askeri-bürokratik ve siyasal temsilcilerinin pragmatik açıklamaları karşısında malum açıklamalara yatma ve bunları işlerine geldiği gibi yontarak klişe sözlerle destekleme tutumları biliniyor.Ortada;dağa mahkum olmuş silahlı bir gücün dolaylı kanallar yaratıp, adı af olmazsa bile eve dönüşü hızlandıracak katılım yasalarıyla ''onurlu'' teslimiyet arayışı var.
Kürd cephesinde süreci örgütleyen ve konuşan tekelci güç, düne kadar sömürgeci düşman olarak gördüğü TC devletinden siyasal anlamda elle tutulur,dişe dokunur bir şey istemiyor.Bütün niyet temennilerinde defalarca aynı sözleri veriyor.Ne bağımsızlık,ne kelimenin gerçek anlamında özerklik,ne otonomi,ne de eşitlik ve demokrasi diye bir dayatmalarının olmadığını üstüne basa basa belirtiyorlar.Bazen ölçüyü kaçırıp yalvarırcasına bunları dile getiriyor olmalarına rağmen beklentilerinin tersi yönde ciddiye alınmayan bir kulvara itilmektedirler.Maalesef bu muhattapsızlık( ciddiye alınmama) hali daha uzunca bir dönem kurtulamayacakları handikapları olacak.
Devletin Kürdistan politikasında güncelde yaygarası yapılan ölçülerde bir değişim söz konusu değildir.Resmi ideolojiyi esnetme gibi algılanabilecek pozisyon değişikliği de yok.Tek devlet,Tek millet çizgisinde bırakın değişimi aksine son yıllarda kademeli oranda yükselttikleri ırkçı-şovenist dalgadanda faydalanarak resmi çizgiyi tabulaştıran hamleler yapmaktadırlar.PKK/KCK ve DTP merkezli ortalama Kürt siyasetinin politik varlığı ve ruh-bellek-bilinç katliamı olarak nitelendirdiğimiz programatik duruşları devlet cephesinde sömürgeci egemenlik ilişkilerinin lehine sonuçlar doğurmaktadır.Miadını doldurmuş bu örgütsel yapının mevcut koşullarda şimdilik ''normale'' çekilmesi projesine ihtiyaç duyulmuyor.İç dengelerin dışında devletin bölgesel konularda pazarlık marjını artırmak, güney Kürdistan üzerinde hamilik rolüne oynayarak Kürd ulusal gelişimini statikleştirmek ve emperyalist güçlerin saldırganlık konseptlerinde etkin figüranlık yapma politikalarında reel politik neyi gerektiriyorsa ona göre konumlanıp hareket alanlarını genişletiyorlar.Ve elbetteki devlet-ulus tarzında kurumlaşan,İttihat Terakki çizgisinin ürünü soykırımcı,asimilasyonist kudurganlıktan muzdarip kompleksli bir devlet karşımızdaki. Benzerleriyle kıyaslanamayacak derecede kirli ve soysuz TC için kuzey Kürdistanda Kürtlerin lehine ulusal kazanım gibi algılanabilecek her şey yok edilmesi elzem hainlik olarak görülüyor.
Şu bir kere net anlamda vurgulanmalıdır.'' İyi şeyler olacak...'' lafı bizim adımıza olumlu şeylerin olacağı anlamına gelmiyor.Cumhuriyet tarihi ile günümüzde yaşanılanlardan gerekli dersleri çıkaranlar bu tür boş laflara bel bağlamazlar.'' Şeyli,meyli'' göndermeler ile koparılan yapay gürültü olsa olsa bilgi kirliliğine ve ulus olarak bizlerle alay edilmesine hizmet ediyor.TC devleti için ''iyi'' olan,Kürtler ve ezilen sınıflar için ''kötü'' sonuçlar doğurmakla özdeştir.
KUKM'nin devrimci halk savaşı tarzında gelişim gösterdiği dönemlerde sömürgeci devlet yetkilileri tarafından ortaya atılan kavramlar ile bugün ''fırsat'' biçiminde vurgulanan kavramlar arasındaki daralma irdelenmeye değerdir.Özel savaş rejiminin kirli aktörlerinin geçmişte ''federasyon,Bask modeli vb.'' demagojik tanımlamaları olmuştu.Elbetteki TC bünyesinde maddi bir zemine oturmayan bu tarz söylemlerin etkiside ifade edildiği tarihsel kesitle sınırlı kalmıştır.İmralı ihanetinden sonra ise politik-stratejik yörüngesini kaybeden PKK/KCK karşısında pekte zorlanmayan TC devleti Kürt ulusal sorunu noktasında İmralı çizgisinin de kurumlaşma aşamasına gerekli kolaylıkları gösterdikten sonra kendince ''açılımlarını'' teorize etmektedir.Tıpkı PKK/KCK'nin mahalli idareler kanunu önerisine benzer ''bireysel haklar'' ölçüsünde ''taviz'' verebileceğini açıklıyorlar.Yani,sıfır noktada ''iyi şeyler''den dem vurulmaktadır.
ABD gezisine çıkan Türk Genelkurmay başkanı İlker Başbuğ yaptığı açıklamada kırmızı çizgilerini alenen ortaya koydu.Üniter yapıya zarar vermeden,Atatürk ilke ve inkilaplarına bağlılık temelinde,herkesin'' farklı etnik kökenden gelen vatandaşların,Türkiye'de kendi kültürlerinin zenginliğini yaşayabildiğini'' söylemiş, akabinde ''ancak bu özgürlüğün keyfini çıkarmak,bireysel düzeyde tutulmalıdır'' demiştir.Liberal-teslimiyetçi Kürd cephesinden yana ''fırsat ve çözüm'' adına koparılan gürültü TC devletinde doğura doğura soyut kültürel zenginlik yaşanıyor teraneleri ve ulusal-toplumsal sorunun yok sayılması anlamına gelen ''bireysel haklar'' cilası olmuştur.
''Fırsat ve çözüm'' lafızlı,''iyi şeyler'' makyajlı iğreti ve incitici tartışma ile tek yanlı niyet girişimlerinin kamuoyunu meşgul ettiği aşamada,İmralı adasından gelen ''Cumhurbaşkanını yanlız bırakmayın,destekleyin'' uyarısından sonra,DTP başkanı Ahmet Türk beyefendi haddini aşan ''af etme'' lafını etti.Katledilen,asit kuyularında kaybedilen 17 bin fail-i meçhul Kürdün katledilmesinden sorumlu olanları af etmeye hazır olduğu söylemiştir.Arkasından bir diğer siyaset tüccarı Sırrı Sakık'ın A.Türk'ün beyanatını destekleyen açıklaması geldi.“Başkan, faili meçhulleri, yargısız infazları unutmaya hazırız demekle çok iyi ettin. Türkiye’nin bütününe barış isteğimizde samimi olduğumuzu göstermeliyiz”demiştir.Yine,Emine Ayna hanımefendi de boş durmamış o'da aynı minvalde ''17 bin fail-i meşhul'un hesabını sormayız...'' ukalalığı yapmıştır.Cenahın TV ve gazelerinde köşe başlarını tutanlarda utanmadan ve sıkılmadan bu sorumsuzluğa canı gönülden ortak oluyor.Bilcümle katillerimize methiyeler dizilmekte,sömürgeci düşmanlarımızla sözüm ona ''empati'' yapmaya soyunmaktadırlar.
Bizden söylemesi;dönekliğin ve daldan dala savrulmanın sonu yok.TBMM ile Belediye koltuklara ısınan,ufku düzen sınırlarını aşmayan ve ''savaş'' yorgunu zat-ı muhteremler gün gelir devran tersine döner.Dişiyle,tırnağıyla toprağı kazıyarak özgürlük ve bağımsız mücadelesini büyüten yoksul Kürt ulusu sizlerin yalan perdelerinizi yırtıp atar.Gerçekler devrimcidir ve hükmünü mutlaka icra eder.
Yurtsever Kürdistan halkı kendi geleceğinin ''haramilerin sofrasına'' sunulduğu,taşların yerli yerine oturmaya başladığı bu koşullarda gelişmelere kayıtsız kalmamalıdır.Meseleye iradi noktada dahil olurken tavrını ''BARIŞMAYACAĞIZ,AFFETMEYECEĞİZ!'' netliğinde koymalıdır.





